Niyet, bir kelime ama bin anlam taşır kalbinde. Niye iki türlüdür. Hak niyet ve batıl niyet diyebiliriz. Her insan niyetinin hak olduğunu söyler ve savunabilir. Önemli olan “emrolunduğun gibi doğru olmak” ayeti gereği niyetin de emrolunduğu gibi hak olmasıdır.
Doğruluk veya sadakat önce niyette olmalıdır. Biz insanların niyeti sorgulamak ve bilmekle mükellef değiliz. Önce kalbimizi niyet aynasının karşısına tutup kendimiz değerlendirmeliyiz. Niyet, amel duvarının şakuludur. Niyet amelin şakuliyken, amelde niyetin su terazisidir.
Ölçüsüz amel olmaz ki, değer bulsun. Mizanın ilk kurulması gereken yer niyet terazisine dikkat kesilmektir. Niyet terazisinde ki küçük bir oynama amelde zarara sebep olabilir.
İman dahi bir niyettir dersek sanırım yanlış anlaşılmaz. Küfre, nifaka ve sahte duruşa karşı bir azimdir. İman niyetimiz daima taze ve canlı olmalıdır. Niyet aslında nefse, vesveseye ve şüpheye kapıları kapatmaktır. Niyet kuru bir temenni değildir, belki toprağa dikilen bir fidan ya da ekilen tohumdur.
Hak niyetin kıblesi tek iken, batıl niyetlerin çok farklı adresleri ve yörüngeleri vardır. Niyet bazen katmerlidir. Şöyle ki hak sanılan niyet batıla bulanmış ya da alt kademelerinde batıl katmerlerin varlığı mümkündür.
Niyeti tanımak ve tanımlamak bazen ameli işlemek ve tarif etmekten zordur. Günümüzde amele önem verilirken, niyet üzerinde ki tefekkürler zayıflamıştır.
Dilin ikrar ettiği sözler çok kere kalbin azmi veya niyeti sanılmıştır. Hâlbuki kalbin niyeti farzken, dil ile söylenip kalbin hazır olmadığı nice niyetler vardır.
Niyete hazırlık, amele hazırlıktan daha önemlidir. Niyeti amelin sonuna kadar da muhafaza etmek işin ayrı bir yönüdür. Amelin ilkinde ve sonunda niyeti daima hak üzere tutmak gerekir.
Önce kulluğa niyet sonra da tafsili olarak amellere niyete dikkat etmelidir. Niyet içeru niyet, nur üzeri nurdur. Niyet kalbi ve aklı hazır bulundurmak ve iradeyle imkânı birleştirmektir. İrade daima mevcut olmalı, imkân olmadığı zaman ise sorumluluk farklı şekillerde icra edilebilir. Ama amele irade olmazsa, imkân olsa da amel icra edilmemektedir.
-----------------------------------------------------------------------------------
ORUÇTA NİYET
Niyetlerin zamanları vardır. Oruç niyetine gelince, ORUCUN ÇEŞİDİNE GÖRE NİYET VAKİTLERİ VARDIR. Niyetsiz oruç olmadığını bilelim ve asla unutmayalım. Açlık oruç değildir. Açlığı oruca döndüren niyettir. İbadetlerin ortak şartları genelde şöyle sıralanabilir. İslam, akıl ve buluğdur (bedeni gelişmeye ulaşmak, tamamlamak). Bazı maddeleri de saymak/ilave etmek mümkündür.
Ramazan orucun niyeti gün batımından, yarınki kuşluk vaktine kadar ki zamandır. Bu niyeti dille söylemek mecburiyeti yoktur. Kalbin kararını şuur etmesidir. İmsakiye da sahur vaktine bakmak, gece kalkış için saat kurmak, sahura yemek hazırlama velhasıl niyet adına yapılan her amel niyet sayılmakla beraber, asıl olan işin ciddiyetiyle beraber niyete ihlâslı bir şekilde azmetmektir.
--------------------------------------------------------------------------------------
ŞEYH SADİ ŞİRAZİ
“İnsan isen yemeği ölçülü ye. Karnını bu kadar dolduruyorsun. Adam mısın, yoksa küp müsün? Kişinin içi gıda, zikir ve nefes yeridir. Sen onu sade ekmek yeri sanıyorsun. Hırs dağarcığına Tanrının yâdı sığar mı? Nefes bile onun içinde zar zor uzanır. Can besleyenler midesi dolu olanların hikmetçe boş olduğunun farkında değildirler. İnsanın iki gözü ile bir karnı vardır ki bunlar hiçbir şeyle doymazlar. Şu büklüm büklüm bağırsak boş kalsın, daha iyi. Hani yakacak şeylerle cehennemi doldururlar da o hâlâ; ‘daha yok mu?’ diye bağırır, işte onun gibi. Görmüyor musun, kurtları da, kuşları da tuzağa düşüren yemek hırsından başka bir şey değildir. Vahşi hayvanların karşısında boyun eğmeyen kaplan yemek yüzünden, fareler gibi tuzağa düşer.” (Sâdî, Bostan,[Çev. Hikmet İlaydın, M.E. B. İst. 1950] s. 227.)
------------------------------------------------------------------------------------------
NEBEVİ UYARI
“İnsan midesinden daha fena bir kap doldurmuş değildir. İnsanoğluna kendisini ayakta tutacak yiyecekler yeter. Mutlaka daha fazla yemesi gerekiyorsa midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içmeye ayırmalı, üçte biri ise boş kalmalıdır.” (Tirmizi, Sühd, 47.)
“Canının her çektiğini yemek israftır.” (İbn Mace, Et’ime, 51.)
------------------------------------------------------------------------------------------------
TÜKETİM AHLAKI
“Ey insanlar! Allah’ın size helal kıldığı güzel şeyleri haram yapmayın ve sınırı aşmayın! Çünkü Allah sınırı aşanları sevmez.” (Maide, 87.)
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in uyarısı işin formülünü veriyor: “İktisat eden darda kalmaz.” (Ahmed b.Hanbel, I, 447.) İbadet amacı ile de olsa bu ilkeyi çiğnemek söz konusu değildir.
“Abdest almakta olan Sa’d’ın yanına gelen Rasulüllah ona ‘Bu ne israf!’ diye çıkışınca, Sa’d, ‘Abdest için harcanan su da israf olur mu?’ diye sordu. Bunun üzerine Allah’ın Rasulü, “Akmakta olan bir nehrin kıyısında abdest alıyor olsan bile…” (İbn Mâce, Taharet, 48.) diye cevap verdi. Demesi o ki Allah Rasulü’nün; nehrin akıyor, suyun geçip gidiyor olması abdest alanın gereğinden fazla su kullanmasını meşru kılmaz. Şu halde Allah Rasulü’nün maksadı, insanı tüketimde itidal noktasına getirmektir.
Aynı yaklaşım şu uyarıda da kendini gösteriyor: “İsraf ve kibre düşmeden yiyin, için, giyinin, tasadduk edin.” (Buhari, Libas, 1.) Hadis-i şerifte insan ruhunun kuytu bir köşesine ışık tutulmaktadır: Doyuma ulaşmamış ruh, yaşadığı boşluğu gereksiz tüketim yoluyla sağlayacağı sahte büyüklük duygusu ile telafi etmeye çalışıyor. Çünkü harcama/tüketme imkânına sahip olanlar itibar görüyor. Oysa bu konuda asıl değer ölçüsü harcama imkânına sahip olmak değil, harcamanın/tüketimin nasıl ve nereye yapıldığıdır. Kur’an insandaki bu yanılgı yüklü yönelişi Karûn kıssası bağlamında sakınılması gereken bir örnek olarak gündeme getirir. (Kasas, 76-82.)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
CUMAYA DAİR
İslam’da, Cuma gününün dünyanın başlangıcına, sonuna ve ahirete kadar uzanan önemli bir yeri ve değeri vardır.
Hz. Peygamber (s.a.s)’e Cuma gününe niçin bu adın verildiği sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir: “Şüphesiz babanız Âdem’in yaratılışı o günde toplandı. Kıyamet o günde kopacak, yeniden dirilme ve hesap için toplanma o günde olacaktır.” “Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün cennetten çıkarıldı.”
Peygamberimiz (s.a.s) Cuma gününü diğer hadisi şeriflerde de şöyle anlatmaktadır: “Cuma gününde bir saat vardır ki, şayet bir Müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah’tan bir şey isterse, Allah ona dileğini mutlaka verir.” “Günlerinizin en faziletlisi Cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça selât-u selâm getiriniz; zira sizin selât-u selâmlarınız bana sunulur.”
Allah-u Teâlâ böyle faziletli bir günde ve saatte akil baliğ olmuş hür Müslümanların camilerde Cuma namazı kılmak üzere toplanmalarını emretmiştir. Nitekim Cuma suresinin 9. ve 10. ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, alışverişi bırakıp hemen Allah’ı anmaya koşun. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çokça zikredin ki kurtuluşa eresiniz.”
Şu dört gurup kimseden Cuma namazı kılma zarureti kaldırılmıştır. Bunlar hadisi şerifte şöyle belirlenmiştir. "Allah'a ve âhiret gününe inananlara Cum'a namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın ve hastalar bundan müstesnadır" Bu istisnaların dışında kalan her müslüman erkek bu namazla yükümlü demektir.
Cuma namazı kılmakla mükellef olan herkesin Cuma günü öğle ezanı okununca alışverişi ve bütün işlerini bırakarak hemen camiye gitmeleri doğru olanıdır.
Hz. Peygamber (s.a.s) ilk Cuma namazını, Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret ederken Ranuna denilen vadide kıldırmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s) Cuma namazının fazileti ile ilgili olarak hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki Cuma arasındaki işlediği günahları bağışlanır.” Bir başka hadislerinde de: “Beş vakit namaz kendi arasında, Cuma namazı diğer Cuma namazına kadar, Ramazan diğer Ramazana kadar Büyük günah işlenmedikçe aralarındaki günahları kefarettirler.”
Cuma günü bizim için çok önemli olduğu ve adeta bir bayram günü kabul edildiği için maddî ve manevî temizliğe her zamankinden daha fazla önem vermemiz gerekir. Cuma günü boy abdesti almak, tırnak kesmek, dişleri temizlemek, temiz elbiseler giymek, başkalarını rahatsız etmeyecek aksine onların hoşuna gidecek güzel kokular sürmek sünnet olan davranışlardır. Mü’min, böyle değerli ve önemli bir günün manevî havasına girmeli, dua ve tövbesini bu günde saklı olan icabet saatine denk düşürmeye çalışmalı, ayrıca Kur’an okumalı tezekkür ve tefekkür etmelidir. Bolca Resûlullah’a salât-u selam getirmeli ve samimi bir kalp ile Yüce Allah’a dua ve istiğfarda bulunmalıdır.
Cuma namazı için camiye erken gitmeli, hutbe okunurken konuşmamalıdır. Zira hutbe okunurken konuşulan her gereksiz söz, yapılan her manasız iş bu önemli ibadetin sevabını kaybetmeye yol açacaktır.
------------------------------------------------------------------------------------------------
KORKU?
Abdullah b. Ömer: “ Allah korkusu ile bir damla yaş akıtmak, benim için bir altın sadaka vermekten daha sevimlidir” demiştir.
Hasan-ı Basrî’ye, bazı kişilerin kendilerini korkutacak vaazlar yaptığı söylendiğinde: “Emniyet gelinceye kadar korkutanlarla oturmak; korku gelinceye kadar emniyette bulunduranlarla oturmaktan daha hayırlıdır” demiştir.
----------------------------------------------------------------------------------
Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan'ın...
Ne irfanın kalır te'sîri kat'iyyen, ne vicdanın. M A ERSOY
---------------------------------------------------------------
AŞK VE KORKU
Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...
N F KISAKÜREK
---------------------------------------------------------------------------
Gözünün nurunu geliştirmek isteyen, Allah korkusu ile ağlasın.
Hz.Ali (RA)