Sevgili Okurlar,
Bir yeni yıl beklentisi içinde olan dünyada, ‘kıyamet’ tartışmaları da yaşanıyor..Evet, ‘ Maya’ takvimine göre, kıyamet bekleniyor ve bu kıyamet dünyada iki yere bir şey yapmıyor.
Allah! Allah!
İnanılacak gibi değil!
Ama inananlar var!
Televizyonlar,radyolar,gazeteciler bu konu ile ilgili ciddi programlar yapıyorlar..
Kurgu filmlerini aratmayan tartışmalar, bu tartışmalardan nema beklentisi içinde olanlarda, var oğlu var!
Ne diyelim, adamlar inanıyor! Bu özgürlüklerini ellerinden alacak değiliz ya!
‘İnanıyor’ teraneleri arasında Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında, bile, bile denizin aldığı insanları düşündüm..
Hani derler ya, bile, bile lades!
Bir yetkili televizyonda açıklıyor; görevleri buymuş!
Yani gerektiğinde, ölmek!
Biz vatan için ölmeyi öğrendik, ama böyle bile, bile ölüme ne denir bilmem!?
Vatan evlatlarını, insanımızı bile, bile ölüme gönderiyoruz!
Dünyada örneği var mıdır bilmem!
Geçtiğimiz yıl Van’da donmuş bir göle giren ve elektrik direğini onaracak olan, beş işçimiz de çırpınarak, donmuş gölde derinliklere doğru kayıp gitmişlerdi!
Günlerce, ülke gündemini işgal eden, bu olay unutuldu?
Acaba aileleri ne durumdadır?
Soran, arayan var mı?
Bir yanda hayat devam ediyor, bir yanda kıyamet beklentisi! Ve Cübbeli Ahmet Serbest..
Karşılayanlar arasında fırıldak Jet Fadıl da var!
Hani şu Avrupalı vatandaşlarımızı,’ otomobil yapacağız, fabrika kuracağız’ diye kandıran Jet Fadıl!
Jet Fadıl ile aklıma eski bir anım geldi..
Bir tanıdık telefon etti;
-Yusuf, bu holdingler para topluyor! İyi de para veriyorlar..Herkes paralarını onlara yatırıyor..Hatta evini satıp verenler bile var..Ne dersin biz de bir miktar paramızı onlara yatırsak mı?
Gülümseyerek cevap verdim;
-Bir daha almayacaksanız verin! Zira paranız birinci ay, bir getiri getirir! İkinci ay bu parayı toplayanları arar bulamazsınız! Üçüncü ay Konya’nın yolunu tutar, kuru fasulye üstü pilav yer dönersiniz!
Aynen diyalog bu!
Bizimkilerin parası gitti!
Yıllar sonra karşılaştığım bu hemşerime sordum;
-Senin o holdinge yatırdığın para ne oldu?
Bana kızarak, ‘para benim, verdimse ben verdim. Dindar adamlar’ diyiverdi.
Şimdi bakıyorum da, dünün batık Jet Fadıl’ı, bangır, bangır televizyon reklamları ile yeni bir otel için para topluyor..
Helal olsun vesselam!
O yıllar kopan, nice küçük kıyametler unutuldu gitti!
Burası Türkiye! Türkiye bunlarla gurur duyuyor!

* * *
Nasreddin Hoca’ya sormuşlar ;’Kıyamet ne zaman kopacak’ diye?
Hoca bu! Hemen hazır cevap vermiş;
‘-Bak oğul, karım öldüğü zaman küçük kıyamet kopar!
Ben öldüğüm zaman büyük kıyamet kopar!
Sen diğer kıyametlere aldırma!’ der.
Brüksel’de ki evimden ayrıldım. ‘Türk Mahallesi’ olarak adlandırılan Schaerbeek’e gideceğim. Hem temiz hava alayım, hem de yürüyeyim diye düşündüm.
Allah! Allah!
Kulağıma gelen sese inanamadım..Resmen adam ‘Ada Çiftetellisi’ çalıyor. Hem de Kandıralı Mustafa’nın notaları bunlar. Biraz daha ilerleyince,önde bir eşek,iki yanında,iki insan,biraz önde bir polis otosu ve arkalarında bir davulcu,bir klarnetçi..
Ada Çiftetellisi’nin gaydası Brüksel’i inletiyor..
Ve onların ardında Nasreddin Hoca kılığına girmiş biri,elinde bir naylon torba şeker dağıtıyor..
Haydi kulaklarımın duyduğu doğru da, bu gözlerimin tanıklık ettiği olay nedir diye düşündüm.
Bir anlam veremedim.
Davulcuya yanaştım:
-Hayrola ne oluyor? Ne alıyor? Ne satıyorsunuz? Bu cümbüş nedir?
Eğildi ve kulağıma;’ Nasreddin Hoca Şeker dağıtıyor’ dedi.
Cinliğin bu kadarına da pes doğrusu!
Avrupa’da şu sıralar Aziz Saint Nicolas törenleri düzenleniyor.
Yani Aziz Saint Nicolas, şeker dağıtır, hediye dağıtır da, bizim Nasreddin Hoca dağıtmaz mı?
Düşünce bu ya!
Brüksel’in ‘Rue Brabanat’ sokağında ticaret yapan Müslüman olan esnafın buluşu bu! Çoğunluğu Faslı olan Esnaflar ile Türk Esnaflar, kurdukları ‘Atrium’ derneği marifeti ile bu etkinliği düzenliyor..
Üstelik sermayede çok ucuz.
Bir eşek bulmuşlar..Bir davulcu, bir klarnetçi, bir de Nasreddin Hoca kılığına girecek biri. Yetmedi, bir kavuk uydurmuşlar, kaftan, sakal hazır..
Yürü ya, Nasreddin Hoca!
Hemi de Brüksel’de!
Çocuklar, esnaflar şeker bekliyor!

* * *
Onlar, Ada Çiftetellisi gaydası ile önümden akıp gittiler. Aklımda Nasreddin Hoca! Buluştuğum sinema ve tiyatro sanatçısı Ali Rıza Soydan ile birlikte yürüyoruz.
Soğuk ta, yabana atılacak gibi değil. O’nu Nasreddin Hoca Heykeli’ne götürüyorum.
Brüksel’de dikilmesi için ne caba harcamıştık.
Meğer töreni bizimkiler buradan başlatmışlar. Sinema ve tiyatro sanatçısı Ali Rıza Soydan şaşkınlık içinde;
‘-Ustam, bu eşeğin kuyruğuna ne olmuş?
Allah! Allah! Yuları da gitmiş!’
Resimler çekiyoruz ve oradan ayrılıyoruz!
Maalesef Avrupa’daki insanımıza sahip çıkamadığımız gibi, böyle zar-zor gerçekleştirdiğimiz eserlere bile sahip çıkamıyoruz!
Sahip çıkanların şarlatanlıklarını yukarıda izah ettim!.
Biliyorum, o soruyu bekliyorsunuz?
Evet, o patroit( vatansever füze sistemi) füze bataryalarını sordum..
Hoca bu!
Bu işin altından da ‘Çekiç Güç’ gibi bir hıyanet çıkmasın?
Aman dikkat Türkiye’m!
Pazarınız sağlıklı, güzelliklere vesile olsun!