Evvela 30 Ağustos. Tamam siyaset, tamam demokratikleşme, tamam İmam Hatipler, tamam Yeni Anayasa… Ama… Ve fakat… Ve mutlaka… Evvela 30 Ağustos.
Zafer’in sonrasını tartışmak Zafer’le ilgili değil. Zafer’in kendisi, öncesi örnek!
Neden ikide birde dedesinin kanını, canını, imanını, siyasal görüşünün haklılığına payanda yapmaya kalkar ki insan?
Bu bizim temel sorunlarımızdan biri. Başörtülü isen ya da namaz kılıyorsan, CHP düşmanı olacaksın, Atatürk’e düşman olacaksın, vali konağını yıkacak yerine İmam Hatip binası dikeceksin. Bu mudur gerçekten?
Başın açıksa, yandın, ne kıldığın namaz kurtarır seni, ne tuttuğun oruç. Yalan mı?
Kamil Koç, namaz kılmak isteyen yolcuya hayır demiş, yolda durmamış. Eee? Adam twitter’dan yazıyor, “ishal olsa, durmayacak mıydı?” Yahu, Müslüman “namaz”ını (haşa, sümme haşa!) “ishal”le kıyaslar mı? Her ikisi de “ihtiyaç” der mi? Dedi diyelim, tuvalet ihtiyacı Budistlerde de var ama namaz ihtiyacı duyduklarını sanmıyorum. Otobüs dinlere göre değil insanlara göre duracak. Haaa, kurarsın bir otobüs şirketi, her ezanda otomatik olarak durur, namazını dakka kaçırmayan ehli takva o şirketten alır biletini, lafım yok.
Sakın Zafer Bayramı duygusallığımı, “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” diyenlerin, 80 yıl önce dedemizin gavura doğrulttuğu tüfengi kendi vatandaşına doğrultmasına göz yumanların vatanseverliğiyle karıştırmayın. Ayıp edersiniz! Bu türden her söyleneni, Ergenekoncu, ulusalcı, CHP’li yaftasıyla cevaplamaya kalkacak yeni yetmeler için önerim istedikleri yazardan milli mücadele anılarını okumaları.
Sadece bu tarihi zafere, onun başarısına, büyüklüğüne dayanarak, CHP lideri Kılıçdaroğlu gibi her eve ayakkabıyla girmeye kalkıp sonra da çorapla yer minderine oturan, hepimizin yaptığı gibi, tek dizini kaldırarak demli çay içen Recep Tayyip Erdoğan’ın, nasıl her seçimde oyunu arttırdığını anlayamanlara da, siyaset yaparken ellerini ceplerinden çıkarmalarını, gecekonduya girerken de ayakkabılarını çıkarmalarını tavsiye ediyorum.
Konu kendiliğinden merkezine geldi. Türkiyesiz Ortadoğu ya da dünya yönetimi olmaz. Olamaz. Burada Müslüman ve demokrat bir Türkiye’nin tabiri caizse “Bektaşi” espirisine, yorumuna kesin ihtiyaç var. Aynı zamanda “Müslümansız”laştırılmış ya da Müslümanların “etkisizleştirilmiş” olduğu bir Türkiye’nin kimsenin hayrına olmadığı ortadadır. Dünya bunu biliyor da bizimkiler anlamamakta ısrarcı. Mesele “tamamen duygusal” çünkü.
“Türkiye’deki) tartışma katı-lâikçi, ateistliğini ve kaba materyalistliğini herkese dayatan totaliter bir ruh (ile) katı dogmatik ve şekilci bir (dindardan çok) ‘dinci’ toplum mühendisliği arasında sıkıştı. Oysa demokrat, liberal, özgürlükçü bir medeniyet anlayışı, bu iki totalitarizmi de aşarak bizi dünyayla bütünleştirecektir. O zaman gerçekten Batı toplumlarında kültürel olarak ters giden yönlere örnek olabiliriz, ama onlardan çok şey de kendimiz öğrenerek... İslâm dini yasakçı, yaptırımcı, azarlayıcı değil; tersine kucaklayıcı, anlayışlı ve geliştirici bir ruh taşır. Bu bizim mirasımızdır. Ülkenin en ihtiyacı olan şey bugün ‘çağdaş uygarlığa yetişmek’tir” dedikten sonra bunun için yapılması gerekenleri de sıralıyor Dilek Zaptçıoğlu: “Bu sadece taklitle olmaz, olmadı. Modernleşmek ‘çıktığı kabuğu küçümsemek’ olamaz. Müslümanlığımızdan utanmamak, Selçuklulardan beri kendi Doğu-Batı sentezlerimizi yarattığımızın bilincinde olmak, kendi kültürümüze güvenmek ve dünyaya açık, merak eden, öğrenen, iyi değerlerini muhafaza eden, yanlışlarını düzeltmeye çalışan bir toplum olmak: Böyle bir büyük düşe ihtiyacımız var.”
Ben demiyorum, Star’daki köşesinde Fehmi Koru diyor. Pardon, Taha Kıvanç. “Hiç değilse anlamaya çalışmış yazar” diyerek.
Ben de aynı şeyi yapıyorum. “Anlamaya çalışanlar”ın “yarın”ın Türkiye’sini “yalancıktan ulusalcı” ya da “yalancıktan İslamcı” olan bezirganlardan kurtaracağına inandığım için.
Kanını, canını, malını vermeye çağırsalar, gelebilir misin? Bari ter dök! Hiç değilse ağla! O da yoksa, çekil, kapama yolu, engel olma! Hani nerede, bilimde, sanatta, sanayide, teknolojide zaferlerin, 30 Ağustos’u beğenmeyen, manasını erozyona uğratmaktan çekinmeyen mücahitim? Müslümanların sapır sapır öldüğü “şey”e “bahar” diyorsun ama! Öbürü de sanki bizi her alanda dünya birincisi yapmış gibi “dindar nesil” yetişmesinden korkuyor. Babasının emekli maaşını almak için sahte boşanma sayısı 6 bin ama. O da tespit edilen. Acaba “oy dağılımları” nedir bu ahlaksızların?
İslamcılar ve laikler “din”imizden ellerini bir çekseler, 30 Ağustos’u da adam gibi kutlayacağız, Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye neler kazandırdığını da doğru anlayacağız.