Toplumda bu konuda ciddi bir bilgi kirliliği olduğunu belirten Hızalan, “Kimi ‘evlendikten sonra her şey ortaktır’ derken, kimi de ‘kim aldıysa onundur’ diyerek konuyu basite indiriyor. Oysa gerçek, bu iki yaklaşımın ortasında” ifadelerini kullandı.

Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik öncesinde edinilen malların “kişisel mal” sayıldığını hatırlatan Hızalan, bu tür taşınmazların boşanma halinde doğrudan paylaşıma girmediğini vurguladı. Tapu kimin üzerindeyse mülkiyetin de o kişide kaldığını ifade etti.

Ancak sürecin yalnızca bununla sınırlı olmadığını belirten Hızalan, evlilik sürecindeki katkıların belirleyici olduğuna dikkat çekti. Evlilik boyunca konut için kredi ödemesi yapılması, tadilat masraflarının karşılanması ya da evin değerinin ortak katkılarla artması durumunda diğer eşin “değer artış payı” talep edebileceğini söyledi.

Özellikle krediyle alınan konutlarda bu durumun daha net ortaya çıktığını belirten Hızalan, “Evlilik öncesinde alınmış olsa bile, evlilik sürecinde ödenen kredi taksitleri artık edinilmiş mal kapsamına girer. Bu da boşanma halinde hesaplaşma anlamına gelir” dedi.

Bir diğer önemli noktanın kira gelirleri olduğunu vurgulayan Hızalan, evin kendisinin kişisel mal sayılmasına rağmen evlilik süresince elde edilen kira gelirlerinin ortak kabul edildiğini ve paylaşılması gerektiğini ifade etti.

Son olarak vatandaşlara önemli bir uyarıda bulunan Hızalan, özellikle yatırım amacıyla konut alanların ve evlilik planı yapanların bu konuyu hafife almaması gerektiğini belirtti. Mal rejimi sözleşmesi yapılmasının, ileride yaşanabilecek anlaşmazlıkların önüne geçebileceğini dile getirdi.

Hızalan, konuyu şu sözlerle özetledi: “Evlilik öncesi alınan ev çoğu zaman paylaşılmaz; ancak o evin evlilik sürecindeki hikâyesi, boşanma masasında yeniden yazılır.”

Fotoğraf: sosyal medya

Kaynak: haber merkezi