Ashaptan Ebu Umame dünyevi sıkıntılardan bunalmıştır. Namaz vakti dışında mescide kapanır. Rasulüllah Efendimiz (s.a.s.) mescide girdiğinde onu görür ve: “Ya Eba Umame! Namaz vakti değil, niçin mescitte oturuyorsun?” diye sorar. “Yakama yapışan sıkıntılar ve borçlar yüzünden ya Rasulellah!” cevabını verir Ebu Umame.
Efendimiz (s.a.s.): “Sana bir dua öğreteyim mi? Onu söylediğin zaman Allah (c.c.) sıkıntılarını giderir ve borcunu ödetir.” buyurur.
Ebu Umame: “Evet ya Rasulellah” der.
Efendimiz (s.a.s.): “Sabah ve akşam; ‘Allah’ım! Gam ve kederden, acizlikten ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, borcun baskısından ve düşmanların kahrından sana sığınırım!’ de.” buyurarak bu duayı öğretir. Ebu Umame der ki: “Bunu yaptım, Allah sıkıntımı giderdi, borcumu ödeme imkanı verdi.” (Ebu Davud, Salat, 367.)
Rasulüllah Efendimiz Hz. Bilal’e: “Ey Bilal! Namaza çağırarak bizi rahatlat” buyurarak, huzurun ve mutluluğun Allah ile beraber olmakta olduğunu ifade etmiş. Onun için Rasulüllah (s.a.s.) can pazarının yaşandığı savaştan döndüğünde dahi, evine girmeden önce mescide giriyor, iki rekât tehıyyetü’l-mescit namazı kılıyordu. (Müslim, Müsafirun, 72.)
-------------------------------------------------------------------------------------------
ALTIN OLUK
Ka'be'nin üzerine konan ve yağmur sularının dışarıya akmasını sağlayan, altından yapılmış oluğa verilen isimdir. Bu oluğa mîzab-ı Ka'be de denir. Bu oluk, Hatîm'in karşısındaki duvarın üst orta kısmındadır.
Siz altınoluğun altında, Rahmanın misafiri oldunuz mu? Elinizi açıp duada bulundunuz mu? Gözyaşınızı oluğun suyunu akıttığı yere akıttınız mı?
----------------------------------------------------------------------------------------------
HAK DİNİN KEMALE ERMESİ
Hak din, ilk insan ve ilk peygamber Hz.Adem'le başlamıştır. Esas itibariyle hak dinin temel prensiplerinde değişiklik yoktur. Fakat kabiliyetlerin, zaman ve mekanın, sosyal şartların değişmesine ve gelişmesine bağlı olarak ibadet şekilleri ve bazı hükümlerde değişiklikler olmuştur. Peygamberlerin getirdiği esaslarla insanlar yükseldikçe, fikirler geliştikçe, medeniyet ilerledikçe Allah (c.c) peygamberleriyle ortaya koyduğu dinlerini de tekamül ettirmiş, bu tekamül, Musevilik ve Hıristiyanlığı da aşarak İslâm'da kemale ermiştir. Aynı şekilde sahifeler halinde başlayan ilahi kitaplar, Tevrat ve İncili de geçerek kıyamete kadar sürecek olan sonsuz mucize Kur'an-ı Kerim'le noktalanmıştır. Artık bundan sonra ilahi kitap gelmeyecek ve Kur'an, kıyamete kadar insanlığın rehberi olacaktır. İslâm dini hak dinlerin sonuncusudur.
Belirli bir topluma değil bütün insanlığa gönderilmiştir. Hak dinin ulaştığı kemal nokta olması münasebetiyle kıyamete kadar insanlığın tabi olacağı hak din olarak devam edecektir. İslâm Dini, daha önceki hak dinlerin temelini doğrulamaktadır. Ancak İslâm dini geldikten sonra onlara ihtiyaç kalmamıştır. Kur'an-ı Kerim nazil olduktan sonra da diğer ilahi kitaplara ihtiyaç kalmamıştır. Çünkü Kur'an-ı Kerim, diğer kitaplarında ihtiva ettiği Allah'ın varlığına ve birliğine, Peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, Ahiret gününe ve her şeyin Allah'ın takdiriyle meydana geldiğine inanan neslin, aklin ve dinin korunması gibi hak dinin temel esaslarını yeniden ortaya koymuş; daha önceki kitaplarda yer alan gerçekleri tasdik etmiş, tahrif edilen hususları da düzeltmiştir.
İslâm Dini, son hak din olduğu için hak dinin temel prensipleri kesin bir şekilde ortaya konarak, zamana ve mekana göre değişebilecek nitelikte hükümler, ilim adamlarının içtihatlarına bırakılmıştır. Müslümanlığın kıyamete kadar sürmesini ve her asırda hak din niteliğini devam ettirmesini sağlayan da bu niteliğidir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
İSLAM'I TANITMA:
Susuzluktan dudakları çatlamış birisinin, pınara ulaşıp kana kana içtikten sonra kendisi gibi susuzluk çektiğini bildiği diğer insanları da o pınara ulaştırmak için bir çaba sarf etmemesi düşünülemez. Bunun gibi, gerçekten İslâm'a yürekten inanmış ve İslâm'ın nasıl berrak bir pınar olduğunu görmüş olan bir kimsenin, yapabiliyor ve becerebiliyorsa o kaynağa başkalarını da ulaştırmak için gayret göstermesi dini bir vecibedir.
Gönülden inandığı ve benimsediği, son hak din İslâm'ı herhangi bir baskı ve zorlamaya başvurmadan diğer insanlara da ulaştırma gayreti içinde olmak ve bu uğurda karsılaşacağı güçlükleri göğüslemek, ortaya çıkacak engelleri ortadan kaldırmak için mücadele etmek her müslümanın görevidir. Bir başka dinden veya düşünce sisteminden İslam'a geçmiş bulunan kimseler, daha önce mensubu bulundukları dinin yahutta düşünce sistemi nin saliklerini iyi tanıdıkları için, bu konuda, müslüman toplumlarda yetişip geleneksel olarak Müslüman olanlardan daha basarili olabilir ve Peygamber Efendimizin su müjdesine kavuşabilirler: " Senin aracılığınla bir kimsenin müslüman olması, senin için dünya ve dünyadaki herşeyden daha hayırlıdır."
Bu sebeple yeni İslâm'a girmiş kardeşlerimize, güzel bir şekilde yapabileceklerse İslâm'ı başka insanlara da tanıtmak için çaba sarfetmelerini tavsiye ediyoruz. Bu konuda temel prensip, sevdirmek, kolaylaştırmak, müjdelemek ve ümit vermek olmalıdır.
------------------------------------------------------------------------------------------
ÇALIŞMAK

Çalışıp kazanmak dinin emridir. Tembellik, müslümana yakışmayan bir davranıştır.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Dünyadaki nasibini de unutma." (Kasas Suresi, ayet:77) İyi müslüman, hem dünya hem de ahiret için çalışan kimsedir.
Bu konuda Hz. Muhammed (A.S.) buyuruyor ki: "Sizin hayırlınız; dünyası için ahiretini terketmeyen, ahireti için de dünyasını terketmeyip her ikisi için çalışan ve başkalarına yük olmayandır "
-----------------------------------------------------------------------------------------------
TEMİZLİK
Temizlik müslümanın en önemli özelliklerinden birisidir.
Bu hem maddi, hem de manevi temizliktir.
Müslüman, kalbini kötü duygu ve düşüncelerden, bedenini ve çevresini de temiz olmayan şeylerden arındıran kişidir.
Yüce Allah (c.c.) buyuruyor ki: "Şüphesiz ki Allah, çokca tevbe edenleri ve iyice temizlenenleri sever."
Hz. Muhammed (A.S.) temizliğin önemi hakkında şöyle buyuruyor:
"Temizlik İmandandır."
"Temizlik İmanın Yarısıdır."
"Çevrenizi Temiz Tutunuz."
---------------------------------------------------------------------------------------------
DOĞRULUK
Doğruluk önemli bir ahlak kuralıdır. Allah ( c.c.) şöyle buyuruyor:
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." (Hud Suresi, ayet: 112)
Peygamberimiz aleyhisselam; Allaha inandım de ve dosdoğru ol.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
45.ENLEMİN ÖTESİNDE NAMAZ VAKİTLERİ
Din İşleri Yüksek Kurulu, 10-11.06.2009 tarihlerinde Prof. Dr. Hamza AKTAN'ın başkanlığında toplandı. Namaz vakitlerini belirlemede ölçü olarak başvurulan fecrin doğuşu, akşam şafağının sona ermesi vb. atmosferik belirtilerin kısmen veya tamamen oluşmadığı ya da bu belirtilerin yatsı vakti açısından çok geç, fecir/imsak açısından ise çok erken oluştuğu bölgelerde namaz vakitlerinin belirlenmesi konusunu görüştü. Konuya ilişkin olarak daha önceki 15.06.2006 tarih ve 105 sayılı kararı ile bu kararda kısmi değişiklik yapan 31.05.2007 tarih ve 48 sayılı kararını, uygulamada ortaya çıkan sorunları göz önüne alarak yeniden değerlendiren Din İşleri Yüksek Kurulu, müzakereler sonunda aşağıdaki hususları kararlaştırdı:
1. İslâm'ın beş temel esasından biri olan namaz, günün belli zaman dilimleri içerisinde yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Yüce Allah, "Şüphesiz namaz Müminlere vakitli olarak farz kılınmıştır" (Nisa (4): 103) buyurmaktadır. Dolayısıyla vakit, namazın en önemli şartlarından birisidir. Bu nedenle, normal şartlarda namazların vakitlerinden önce kılınması caiz olmadığı gibi, vakitlerinden sonraya bırakılması da caiz değildir. Kur'an-ı Kerim'de mücmel olarak işaret olunan namaz vakitleri, [el-Bakara (2): 238; Hud (11): 114; el-İsra (17): 78; Rum (30):17?18; Kaf (50): 39?40; el-İnsan (76): 25?26] Hz. Peygamber'in hadisleri ve uygulamalarıyla açıklanmıştır. Hadis rivayetlerinde namaz vakitleri açıklanırken; doğu ufkunda şafağın belirmeye başlaması (fecr), güneşin doğması, güneşin öğleyin tepe noktasına gelip batıya meyletmeye başlaması (zevâl), gölgelerin fey-i zevalden hariç, bir misli veya iki misli olması, güneşin batması (gurûb), batı ufkunda akşam şafağının kaybolması (gaybûbet-i şafak) vb. dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklanan atmosferik alametler ölçü olarak verilmiştir.
2. Normal vakitlerin oluştuğu dönemlerde ve bölgelerde namazlar, sünnette belirtilen bu vakitlerde kılınacaktır. Bu ölçülerin kısmen veya tamamen oluşmadığı bölgelerde ise namaz vakitlerinin "takdir edilerek" belirlenmesi gerektiği hususu, günümüzde bütün fetva kurullarının üzerinde görüş birliği içerisinde oldukları bir meseledir. Şu kadar var ki henüz herhangi bir takdir yöntemi üzerinde birlik sağlanamamıştır. Bu durum, bu bölgelerde namaz vakitlerinin belirlenmesi meselesinin geçmişten günümüze hep gündemde kalmasına sebep olmuş, İslam âlimleri ve çeşitli ilmi kuruluşlar bu hususta çözümler ortaya koymuşlardır. Ancak bu çözümler arasında da takdir yöntemindeki farklılıklardan kaynaklanan bazı görüş ayrılıkları bulunmaktadır.
3. Normal vakitlerin oluşmadığı dönemlerde namaz ve oruç vakitleri hususunda takdir yöntemine başvurulması kaçınılmazdır. Bazı hadislerde de ifade edildiği gibi vakitlerin oluşmadığı yerlerde "takdir yöntemi" ile ibadet edilmesinde dinen bir sakınca yoktur. Fakat İslam Dininin birlik beraberlik ve kardeşliğe verdiği önem gereği bu bölgelerde uygulanacak olan takdir yönteminde belli bir birliğin sağlanması gerekmektedir. Bu birlik de, ancak ilgili tarafların bir araya gelerek meseleyi görüşmeleri ve ortak bir karara varmalarıyla mümkün olacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı bu birliğin sağlanabilmesi için öteden beri gayretlerini sürdürmektedir.
4. Kurulumuzun çeşitli dini delillere istinaden aldığı 15.06.2006 tarih ve 105 sayılı kararı ile bunda kısmi değişiklik yapan 31.05.2007 tarih ve 48 sayılı kararının uygulanması birtakım sorunların yaşanmasına yol açmıştır. Bundan dolayı Din İşleri Yüksek Kurulu, ilgili bölgelerin şartlarını, buralarda yaşayan işçi, öğrenci, memur, esnaf vb. çeşitli kesimlerin karşılaştıkları güçlüklerle oradaki ihtiyaçları dikkate alarak İslam dininin "kolaylaştırma/zorlaştırmama" ilkesi, "istihsan" ve "maslahat" delillerinin ışığında:
a. 45. Enlemin ötesinde Yatsı namazı vakti hesaplanırken 31.05.2007 tarih ve 48 sayılı Din İşleri Yüksek Kurulu kararında belirtildiği şekilde şer'î gecenin(Güneşin batışı ile fecri sadık arasındaki sürenin) üçte biri ile yatsı vaktinin belirlenmeye devam edilmesine oybirliği ile, ancak;
b. 45. Enlemden sonra, Şer'î gecenin üçte birinin 1 saat 20 dakikadan sonraya kaldığı bölgelerde ve dönemlerde yatsı namazı vaktinin başlangıcının akşam namazı vaktinden itibaren 1 saat 20 dakikayı geçmeyecek şekilde takdir edilmesine oy çokluğu ile,
c. İmsak vaktinin, Mart-Eylül ayları arasında zaruret ve ihtiyaca binaen günün (a ve b maddeleri doğrultusunda) takdir edilmiş akşam-yatsı aralığına derece farkı dolayısıyla 10 dakika eklenerek bu sürenin güneşin doğuş saatinden çıkarılmak suretiyle takdirle belirlenmesine, takdire geçişin de tedrici olarak sağlanmasına oy birliği ile,
d. 62. Enlemin ötesinde 62. enlemin vakitlerinin kullanılmasına oy birliği ile karar vermiştir. (Tarih: 10-11/06/2009 DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARARI)