"İşçiye ücretini alın teri kurumadan veriniz." (İbn Mace, "Rühûn", 4)
MAĞARA ARKADAŞLARI
Bir zamanlar üç kişi uzun bir yolculuğa çıkmış, şiddetli yağmur sebebiyle bir mağaraya girmişlerdi. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzına düştü ve çıkış yolunu kapattı.

Bunun üzerine yolcular birbirlerine: "Yaptığımız iyi işleri anlatarak Allah'a yalvarmaktan başka hiçbir şey bizi bu kayadan kurtaramaz" dediler.
------------------------------------------------------------------------
ANA VE BABAYA İKRAMIN MÜKÂFATI
O zaman içlerinden biri söze başladı:

- Allahım! Benim çok yaşlı bir anamla babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım. Babamla anam uyumadan önce eve dönemedim.

Eve gelir gelmez hemen hayvanları sağıp yanlarına vardığımda ikisi de uyumuştu. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkına ve hizmetçilere bir şey vermedim. Ortalık ışıyana kadar, süt kabı elimde uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafıma açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet anamla babam uyanıp sütlerini içtiler.

Ya Rabbi! Eğer bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, şu kaya yüzünden başımıza gelen sıkıntıyı gider, dedi.

Bunun üzerine kaya biraz aralandı; ama yine de çıkılacak gibi değildi.
---------------------------------------------------------------------------
İFFETİN MÜKÂFATI
Bir diğeri duaya başladı:

- Allahım ! Amcamın bir kızı vardı. Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum. Ona sahip olmak istedim. Fakat o istemedi. Derken bir yıl kıtlık oldu. Bu sırada amcamın kızı çıka geldi. Açlık ve sefalet içinde olduklarını söyledi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti.

Ona sahip olacağım zaman bana: "Allah'tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme!", dedi. En çok sevip arzu ettiğim o olduğu hâlde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. Allahım! Eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi.
-----------------------------------------------------------------------------------
EL EMEĞİNİN ÖDENMESİ
Bu defa öteki yolcu söze başladı:

- Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi çalıştırdım. İşleri bitince hepsine ücretlerini verdim. Yalnız içlerinden biri parasını almadan çekip gitti. Fakat ben o adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan kocaman bir servet türedi.

Günün birinde bu adam çıka geldi. Bana:

- Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi.

Ben de ona:

- Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedim.

Adamcağız şaşırmış olmalı ki:

- Ey Allah kulu, benimle alay etme! dedi.

Ona: - Hayır, seninle alay etmiyorum, dedim.

Bunun üzerine o adam, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.

Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı.

İşte o zaman mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler.

(M. Yaşar Kandemir, Peygamberimizin Dilinden Kıssalar, Erkam Yayınları adlı eser; Ayrıca bkz. Buhârî, " Enbiyâ", 50, "Büyû", 98, "İcâre", 12; Müslim, "Zikir", 100, Ebû Davud, "Büyû", 29.)
----------------------------------------------------------------------------
KISSADAN HİSSE
Kendi kendimize sorabiliriz: Mağarada kalan biz olsaydık, acaba Allah Teâla'ya hangi iyiliğimizi sunardık? Başkasının değil, sadece O'nun rızasını kazanmak için yaptığımız güzel bir davranış var mı? Eğer var diyebiliyorsak, hayatımız boş ve anlamsız değildir.
* Sıkıntıya düşen kimse, Allah'a el açıp yalvarmalı, O'ndan yardım istemelidir. Allah'a dua eden bir insan, zorlukları yenebilmek için yeniden güç ve cesaret kazanır.
* İşcinin hakkına saygılı olmalı, Peygamber Efendimiz'in buyurduğu gibi, ona alnının teri kurumadan hakkı verilmelidir.
* İnsanlara iyilik etmek, onlara merhametle davranmak ve insanlar için fedakârlık yapmak Cenâbı Hakk'ı memnun eder.
Unutmayalım ki: "İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır."
--------------------------------------------------------------------------------
DENİZİN FİTNESİ
Deniz nimettir, lütuftur, ihsandır ve yolcuya yoldur. İnsan var denizin altında dolaşır (denizaltıyla). İnsan var denizde yüzer, insan var vapurla denizde seyahat eder. Kimide var ya vapuru batar, ya da yüzmeyi bilmez veya başka sebeple de ölümle yüzleşir.
Günümüz insanı dünyasını kara ve deniz demeden kirletmektedir. Bu kir, günah kiri olsa gerektir. Denizin yıkayamadığı kir açık saçıklıktan başka ne olabilir.
Adına ister tesettür deyin, ister çıplaklık deyin asrın en büyük fitnesi deniz olmaktadır. Tabi bu fitnenin sorumlusu deniz değil, insandır insan. Batılı tasvir dip zihinleri ve gönülleri bulandırmak istemem fakat kirliliği yok saymamızda mümkün değildir.
Mayo, bikini gibi müstehcenliği teşvik eden sözüm ona giysiler açıklığın cazibesinin bayraktarlığını yapmaktadır. Bu açıklık belki de cahiliye denen, Resulullah dönemi öncesi insanına dahi parmak ısırttıracak bir tarza gelmiştir.
Mahrem ve namahrem duygularını törpüleyen deniz hayatı belki bir içki ve faiz gibi günahın zeminini oluşturmaktadır. Deniz, soyunmanın insanlığın örtü tarihine bir meydan okuyuştur. Deniz sadece bedenleri boğan değil aynı zamanda ruhları da boğan konuma gelmiştir.
Kadını istismar eden hususlardan biri de, onu için timsahvari gözyaşları dökmektir. Kadının ruhunu öldürüp, bedenini heykelleştiren zihniyetlerin en büyük tuzağıdır.
Bu tuzaktan nefsimizi ve neslimizi korumak dileğiyle. Selamlar
----------------------------------------------------------------------
29 KUPONA KUR’AN
Bende sizin gibi bu yazının başlığını beğenmedim. Ama neyleyim ki gerçek olan budur. Ramazan geldi mi gazete reklamları kuponlarla çeşitli hediyeler dağıtır. Bunlardan biri, yüce kitabımız Kur’an dair eserlerdir.
İlk bakışta ne var bunda diyeceksiniz. Yani olumlu bulabilirsiniz ve haklıda çıkabilirsiniz. Fakat işin içine “tefekkürü” kattınız mı hikmet deryasında meselenin aslının bu karda kolay olmadığını görürsünüz.
Bu ay kitabıyla beraber gücünü reklamlara da hükmetmesi önemli bir hadisedir. Kur’anın hediye olarak verilmesinden kimsenin şüphesi ve sıkıntısı olamaz ve olmamalıdır. Belki de sevinilecek ve takdir görülecek bir husustur.
İşin diğer yönü ise hangi gazetelerin bu hediyeyi verdiğine iyi nazar etmek gerekir. Yazı hayatı tamı tamına Kur’ana zıt ve düşman olan bir mevkutenin bize hediye ettiği kitap, bizim iyiliğimiz için verilmiş olması sanırım. Zaten alanlarda bu hediye kitaptan etkilenmiş olsalardı, o gazetenin Tirajının oldukça çok düşmüş olması gerekirdi. Böyle olmadığına göre ne alan ve ne de veren arasında bir değişiklik söz konusu değildir.
Ben bir mümin olarak o gazetelere verdiğim paradan ve onları okuyarak edindiğim fikirlerden sorumlu olduğuma göre, ilk soru o gazetelerin alınması caiz mi olmalıdır. Asla caiz yada uygun değildir.
Durum böyle olunca batılın hediyesi olan ilahi kitap en azından “hakla batılı birbirine” karıştırmaya sebep olduğundan alınması uygu değildir. Daha çok söz var ama bu kadar yeter şimdilik