Bir Gönül, Edep, Tevazu ve Zarafet Adamı; Rauf Emül…
Eski Kandıra caddesinden (şimdiki adıyla Ünal Ozan caddesi), elbette Ozan Sokağın başından itibaren sol kanattan devam ediyoruz. Zira Ozanlarlılar Ozanlar’ı oradan başlatırlar. Solda ilk ev (azıcık da içeridedir) Reyhan Ağbinin evidir. Reyhan Ağbinin eşi – meşhur - Behice Hoca’dır. Oğulları ise –Manavlarda adettir, tek erkek çocuğa babasının adı verilir – Elektrik mühendisi Reyhan kardeşimizdir; Reyhan oturaklı, saygılı, terbiyeli bir delikanlıdır.
Soldan ikinci ve caddenin en güzel, en konakvari evinin -mahalledeki lakaplarına göre – Çoroğlular’ındı. Evin büyüğü Huriye Teyze, Karaağaçdibi semtinin en zengin zahirecisi, en büyük tüccarı, eski yağ fabrikası sahibi, aslen Kaynarca Çorallar köyünden İbrahim Çoroğlu’nun kız kardeşiydi. Evin erkeği, Huriye Teyze’nin oğlu Bıçakçı Rauf ağbi’ydi (Emül). Rauf ağbi, orta boylu, kısa kırarmış estetik sakallı, çok şık ve çok güzel giyinen, konuştuğu zaman bir Üsküdar Beyzadesi üslubu ve saygınlığıyla konuşan, elinden –asalet timsali olarak taşıdığı- bastonu eksik olmayan gerçek bir Adapazarı beyefendisiydi. Kibarlığı, beyefendiliği, saygınlığı, güzel konuşması kadar, bileğinin ve yüreğinin güçlülüğüyle de tanınıyordu Raif Emül ağbimiz. Uzunçarşı’dan Kapalı Çarşı’ya geçilirken sağdan ikinci sokakta, resmi adı Tenekeciler çarşısında, Dönerci Ömer’le Radyocu Naim Amcadan iki dükkan Orta Camiî’ye doğru, küçük ama işlek, aydınlık ve huzurlu bir bıçakçı dükkânı işletiyordu Rauf Emül ağbimiz. Gönül, edep, tevazu ve zarafet adamıydı Rauf Emül.
Bir Ömür Hepimizi Güldürürken Bir Gün Yasa Boğan Adam; Arif Emül. Ve Kardeşleri…
İki ev öteden Baygınların Niyazi amcanın kızı Müşerref Abla ile evliydi. Beş çocukları vardı: Zarife, Arif, Hatice, İsmail, Mücahit. Zarife abla İstanbul’a evliydi. Ben Arif Emül’le arkadaştım. Zira Arif ağbi, Burhan Kabukçu ağbinin sırdaşı, yoldaşı, kardaşıydı. Neşe küpü adamdı; adeta Cem Yılmaz’ın bıçakçı olanı. Muzip, şakacı, güler yüzlü, yemeyi yedirmeyi seven, arkadaş canlısı, içinde bulunduğu her ortamı neşe ve kahkahaya dönüştüren bir ağbimizdi Arif Emül. Doğaçlama tiyatro oynuyordu adeta; tuluat adamıydı. Emniyet müdür yardımcısı pozuyla Kocaeli İsmetpaşa Stadyumunda Kocaelispor-Fenerbahçe maçına nasıl beleş girdiğini, polislere kendisini nasıl ‘il emniyet müdür yardımcısı’ olarak yutturduğunu bir anlatmaya başlardı, yahut Adapazarı-İzmit Treninde kondüktörü polis müdürü pozuyla nasıl atlattığını o kadar güzel anlatırdı ki, sormayın gitsin. Paraya beş kuruş tenezzül etmezdi; yaptıkları makara ve heyecan olsun diyeydi. Muhabbet ve gönül adamıydı o, tıpkı babası gibi. Mesleği bıçakçılığı komşu şehrimizde, İzmit Lisesi’nin bitişiğindeki cadde üzerindeki bir işhanının zemin katında sürdürüyordu. Tekeler’den işadamı Orhan Yılgenci’nin ablası Hayriye Yenge ile evliydi. İki kızları vardı: Mihriban ve Neslihan. Hayriye yenge de eşi gibi misafirperver, güler yüzlü, saygılı ve edepli biriydi. Üzerimizde hakları da çoktur. 1993 yılında bir trafik kazasıyla hayata veda ederken, bir ömür bizleri güldüren adam, bu kez bir ömür yasa boğuyordu. Üç kardeşi daha vardı Arif ağbinin: Hatice (17 Ağustos 1999 depreminde eşi ve iki çocuğuyla vefat etti), İsmail ve Mücahit (iki kardeş Tenekeciler çarşısında babalarının işyerini devam ettiriyorlar). İsmail de Mücahit de ağırbaşlılığı, edepli halleri, güler ve güleç yüzleriyle babalarından birer numune olarak, onu hatırlatıyor bizlere. Yolları açık olsun.
Hayri Tezbaş, Kamyomcu Edip Emül ve Çocukları…
Rauf Emül’ün bitişiğinden içeriye bir çıkmaz girer. Soldan ilk ev Hayri Tezbaş’ın evidir. Hayri amcanın üç oğlu vardı: Çolak Orhan, Burhan ve Turhan. Sol ayaklı iyi bir futbolcu olan Orhan ağbinin lakabı ‘Çolak’tı. Herkes onu mahallede ‘Çolak Orhan’ olarak tanır bilir severdi. Benim yaşıma yakın olan Burhan’dı. Burhan da iyi futbolcuydu. Maliye’ye girdi, orada çalışıyor; o da ağabeyi gibi ağırbaşlı terbiyeli saygın biridir. Küçükleri Tuhan’ın mesleğini hatırlamıyorum, ama iyi bir insan olduğunu hatırlıyorum. Üç kardeşle de otuz beş sene sonra hâlâ selamlaşır, hâl hatır ederiz.
Bir sonraki ev Edip Emül’ün eviydi. Edip ağbi, Rauf Ağbi ile amca torunuydu. Kayınpederimin meslektaşıydı, yani kamyoncuydu. Uzunca boylu, hafif kilolu, ağırbaşlı, sözü dinlenen, itibarlı bir ağbimizdi. Söğütlü’den Aysel yenge ile evliydi. Üç çocukları vardı: Hatice yenge (has ağbilerimden Osman Meğreli’nin eşi), Ahmet (Şeker Fabrikası’ndan emekli oldu) ve Halil (Düzce’de bıçakçı olarak kendi işyerini işletiyor). Halil Ozanspor Genç Takımı’ndan benim futbolcumdu; güler yüzlü, çalışkan, uyumlu ve saygılı olarak hatırlarım onu hep.
Ferli Avlusu; Ruhi Ferli, Niyazi Amca, Otobüs Necdet.
Sonraki iki ev Ferlilerin avlusuydu. İlki (caddenin iç kısmındaki diyelim) Ruhi Ferli’nin eviydi. Ruhi ağbinin üç çocuğu vardı: -Sırasıyla- Mithat, Telat, Fuat. En uzun süre ve başarıyla Tüvasaş Genel Müdürlüğü yapan İbrahim Ertiryaki de bu aileden ‘Ebe Emine Teyze’nin torunuyla evliydi.
Ferlilerin caddeye bakan taraftaki evleri ise halk arasında ‘Baygınlar’ denilen Niyazi Ferli’nin eviydi. Niyazi Amca –bizim gençliğimizde- seksene yakın yaşı olan, beli bükülmüş, zayıf, orta boylu, kısa beyazca sakallı, eli bastonlu, hemen daima evin önünde oturan hoş sohbet bir amcamızdı. Hemen her geçişimde elini öper, hâlini hatırını sorardım. O da bana eski Ozanlar’ı, Yunan işgali günlerini anlatırdı. Samimiyetimiz ilerlemişti zamanla, arada şakalaştığımızı bile hatırlarım. Allah mekanını cennet eylesin.
Niyazi Ferli’nin üç çocuğu vardı: Müşerref (Rauf Emül’ün eşi) Abla, Necdet ağbi, İbrahim ağbi. Necdet ağbi çiftçilikle meşguldü, neden bilinmez lakabı ‘Otobüs Necdet’ti. Burhan Kabukçu’ya nedenini sorduğumda ‘Otobüs şoförleri gibi çok yemek yediğinden ‘otobüs’ lakabı takılmıştı diye duyardık’ demişti. Oğlu Kadir diye çalışkan, gayretli, saygılı bir oğlu olduğunu hatırlıyorum. Genç yaşta vefat etti Necdet ağbi de. Allah rahmet eylesin. Küçük kardeşi ise İbrahim Ferli’ydi. İbrahim ağbi, eniştesi Rauf ağbinin işyerinde çalışmıştı uzun süre; hoş sohbet, saygılı, hatırnaz, dost canlısıdır İbrahim Ferli de.
Pehlivanoğulları ve Hak Ettiğini Bulamayan Siyasetçi: Nahit Ağbi!
Bir sonraki avlu Pehlivanoğlu avlusuydu. Caddeye bakan, Osmanlı ordularının savaş düzeni gibi hilal gibi bir duruşla dizili üç ev. Biri Necati-Fahrettin Pehlivanoğlu kardeşlerin oturduğu ev. Pehlivanoğlu kardeşler Karaağaçdibi’nde bakkal işletirlerdi. İkisi de Kaynarca’dan evliydiler. (neden bilinmez, Ozanlar’ın yerlilerinin – yani Manavlarının- gelinlerinin büyük kısmı Kaynarca köylerindendi. Bunun için, başta uyum kolaylığı olmak üzere bir çok neden ileri sürülebilir elbet.) Necati ağbinin Sedat ve Nahit adında iki oğlu vardı, -bildiğim kadarıyla- Fahrettin ağbinin çocuğu yoktu. İkisi de cami cemaatindendiler; hacca da gittiler zamanla. Tipik birer esnaftılar; saygılı, uyumlu, düzgün, mütedeyyin, borcuna sadık! Bakkalı Nahit ağbi işletirdi, ağabeyi Sedat ise karşı caddede beyaz eşya dükkânı işletiyordu. Zamanla Pehlivanoğlu’ların Karaağaçdibi’ndeki bakkalı da –kapitalizme mağlup oldu- önce Babaoğlu’na, sonra da Hağurlar’ın ‘Gel-Tat Marketi’ne eklemlendi, hafızam yanıltmıyorsa beni. Nahit ağbi, Adalet Partisi gençlik kollarından gelen, üniversite bitirmiş, Türkiye’nin fotoğrafını çok iyi okuyan, vizyon sahibi bir ağbimizdi. 1984-89 arası Adapazarı Belediye Meclisi üyesiydi, son üç yılda da belediye başkanı Erkal Etçioğlu’nun başkan vekiliydi. Uzunca boylu, ciddi, her zaman dengeli ve tutarlı, saygılı ve saygın, sözü sohbeti dinlenen, gerçek bir Adapazarlıydı Nahit ağbi. Sonra gözlerinden rahatsızlandı. Şimdilerde daha iyiymiş, Allah şifa versin. Bu şehirde siyasette hak ettiğini bulamayanlardandır kendisi. Bitişiklerinde bizim kaleci Suat (Çiloğlu) otururdu. Suat’ın annesi-bildiğimiz kadarıyla- Nahit ağbinin halasıydı. Damadın genç yaşta vefatından sonra halayı küçücük oğlu Suat’la birlikte bu eve yerleştirmişlerdi. Suat benimle yaşıttı. Köy Hizmetleri’nde çalışıyordu. Boyu bir kaleci için kısa sayılabileceği hâlde (yani benim kadar, 1.72-73 filandı), çok iyi bir kaleciydi; ağırbaşlıydı (bütün Pehlivanoğulları gibi), oturaklı, az konuşan, sözü sohbeti dinlenen biriydi Suat. Avlunun bir sonraki evinde Bedri Pehlivanoğlu ailesi otururdu. ‘Kuşçu Bedri ağbi’ denilirdi ona. Zira Bedri ağbimiz ekseriya güvercinlerle, kuşlarla meşguldü.
Arnavut Aytaç, Delikanlı İbrahim, Matematikten İkmale Kalan Matematik Öğretmeni Alaattin
Biraz da caddenin (güneyden kuzeye) sağ tarafına geçelim. Her ne kadar o taraf resmen Sakarya mahallesine ait ise de sınırları resmen değil gönülle belirlenmiş bir semt ismidir. Ozan Ailesine ait eski bir Rum evinin karşısından başlatılır doğal sınırlar. Oradan başlatalım biz de. Orada tek katlı evde lakabı ‘başkan’ olan veya zaman zaman ‘Arnavut’ lakabıyla çağrılan ve çok genç yaşta kaybettiğimiz Aytaç ağbi otururdu. Ozanspor’un başkanıydı, Nahit Pehlivanoğlu’nun da kankisiydi. Motorcuydu aytaç ağbi, hemen her Arnavut gibi sarışın, uzun boylu, ağır sıklet pehlivanı gibi vezinli bir vücuda sahip oturaklı bir ağbimizdi.
Aytaç ağbinin arkasındaki evde ise Altun’lar oturuyorlardı. Esasen Artvinliydiler, sanırım Karasu tarafından bir köyden gelip yerleşmişlerdi. Babaları Maksut amcaydı. İbrahim, İsmail, Mustafa, Alaattin dört kardeştiler. Dördünün de birbirinden farklı ve birbirinden iyi özellikleri vardı. Yıllar önce mahalledeki ilk pastane olan ‘Aldo’yu (Adnan Yenice’den devralmışlardı) işletmekle başlamışlardı işe. Sonra marketçilikle meşgul oldular. İbrahim ağbi (ki bizim Kabukçu’nun yakın arkadaşıydı) İstanbul’a yerleşmiş bir ‘delikanlı’ydı. İsmail’in zehir gibi bir ticari kafası vardı. Mustafa daha güler yüzlü ve sempatik esnaftı. En küçükleri Alaattin ise Matematik öğretmeni oldu; lise de bir yıl Matematikten ikmale kalmıştı, hiç unutmam. Yirmili yaşlarımda pastaneye gelip sık sık kitap okumama, yazmama hayran kalır ‘ağbi sen büyük adam olacaksın’ derdi. Ben de cevaplardım: ‘Yanılıyorsun Alaattin. Okuyanlardan yazanlardan büyük adam çıktığı görülmemiştir hiç!’ Çok temiz kalpli, çalışkan, saygılı, haza insan evladıdır Alaattin. Birinci sınıf insan olduğu gibi, birincisi sınıf Matematik öğretmeni de oldu, duyarım.
Köfteci İsmail, Bakırcı Özcan, Tarman Murat, Kırkır Hasan
Bitişiğinde Bakırcı Özcan ağbi oturuyordu. Büyüklerimizden işittiğimize göre o ev Köfteci İsmail ağbinin eviymiş; yani Adapazarı’nın marka köftecisi ‘İsmail’in. Yani Emel-Yavuz-Cem Köprülüoğlu kardeşlerin merhum babalarının. Özcan ağbi ondan satın almış.
Sonraki iki katlı ahşap ev ‘Tarman’ lakaplı Murat Biçicioğlu’larındı. Murat amca dönemin amatördeki köklü ve iddialı futbol takımlarından Et-Balıkspor’un teknik direktörüydü. Kısaca, tıknaz, kalın küt ama sportmen vücutlu, güler yüzlü, olumlu bir amcamızdı. Tekeler’den Mahmure Dombaycıoğlu ile evliydi. Ekrem, Cavit, Hatice adında üç çocuğu vardı. Ekrem ağbi tornacıydı. Cavit ise Rauf Emül’de bıçakçılığı öğrenmiş bir esnaftı. Anatomik olarak çocukları babalarına benzerlerdi. Ekrem ağbi daha çok Nahit ve Aytaç ağbilerle düşüp kalkardı. Cavit ise amatör kümenin gelmiş geçmiş en iyi santraforlarından biriydi; leblebi gibi gol atardı, gol krallıkları da vardı.
Murat Biçicioğlu’ndan sonraki evde Necmi-Mehmet Ölmez’ler oturmaktaydılar. Bir sonraki evde ise Kırkır Hasan amca ve eşi Kırkır Şerife teyze. İki oğullarını hatırlıyorum: Naci ve Hikmet ağbiler.
Lazlar Çıkmazı: Kemal ve Ali Babalıoğlu’lar…
Arada bir çıkmaz sokak vardı. Halk arasındaki deyimle ‘Lazlar Çıkmazı’ydı orası. Rize’den gelmiş olan Babalıoğlu ailesi oturuyordu orada. Daha sonra Sakarya mahallesi muhtarı da olacak olan Kemal Babalıoğlu ağbimizin sokağıydı o. Kemal ağbi, Nahit ağbilerle akran, Adalet Partili, karizmatik, kararlı, bileği ve yüreği güçlü, sözünü esirgemeyen bir ağbimizdi. Bildiğim kadarıyla yirmi beş yıl Sakarya Mahallesi muhtarlığı yapan, herkesin sevdiği adam, herkese faydası olan ama hep kendine zarar veren, iyilik timsali muhtar Ali Babalıoğlu ile de amca çocuklarıydılar. Yine o zamanki adıyla Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) Genel Müdürü, meşhur inşaat yüksek mühendisi Ahmet Babalıoğlu da bu ailedendi.
Gönül Pastanesi Sahipleri: ve Mustafa Özdemir
Lazlar Çıkmazı’nın caddeye bakan köşesinden sonraki ev ise ‘Çarkçı Mehmet ağbi’lerin eviydi. Bu aile Gönül Pastanesi’nin sahibiydi. Asıl dedeleri pastacıydı, Rize’den gelen Mustafa amca, ‘Pastacı Mustafa’ lakabıyla anılıyordu. Gümrükönü/Atatürk Bulvarı’nın ortalarındaki beş katlı ATSO işhanının zemin katında, o dönemin Adapazarı’nda ‘İnci Pastanesi’ ile birlikte en popüler iki pastaneden biri olan ‘Gönül Pastanesi’ni işletiyorlardı. Bu nezih pastane 1999 depremine yakın zamana kadar devam etti hatırladığım kadarıyla.
Pastacı Mustafa’nın oğlu Mehmet Özdemir işletiyordu bizim zamanımızda Gönül Pastanesi’ni. Mehmet ağbinin mahalledeki lababı ‘Çarkçı’ydı. Oğlu Mustafa’dan öğrendiğime göre, gençliğinde Çark’ta yüzmeyi çok seven rahmetli Mehmet Özdemir’e arkadaşları ‘nereye gidiyorsun?’ diye sorarlar, o da sık sık ‘Çark’a yüzmeye’ dediği için lakabı ‘Çarkçı’ kalmıştı. Mehmet ağbinin iki oğlunu hatırlıyorum: Adnan ve Mustafa. Mustafa Özdemir, bizden beş alı taş küçük, terbiyeli, saygılı, ilgili, kalendermeşrep, iyi, sevilen bir delikanlıdır, Allah selamet versin.
Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.