Rahmetli Selahaddin Ağabey, (Ş.) bir özdeyişinde “Hakikatler, yapraklarını hiçbir sonbaharın dökemediği asırlık ağaçlardır!” diyordu. Zalim bir Nisan ayında, ahlakımızın ve zekamızın havsalasına sığmayacak “gerçek”ler ve “iz”ler bırakarak gitti. Herkes ölür. Unutamadıklarımız yaşar. Kısa yazan Ş. Aslında uzun yaşadı, yaşıyor. Biz öldükten sonra da yaşayacak. 
Malcolm X’i anlattığı harika yazısında, “Zulüm, kısmak istediği sesi nârâ yapar! Ve bazı ölüler, yaşayanlardan çok daha yüksek sesle konuşur!” demişti. Kendisi de o “ölü”lerden oldu. Asıl “diri”lerden yani.
MÜSİAD Genel Kurulu’nda, başbakanımız Erdoğan’la birlikte, bakanlar, milletvekilleri, STK Başkanları, 3 bin seçkin davetli, işadamı ve medya mensubu, Selahaddin Şimşek’in 2 ayrı özdeyişini duydular MÜSİAD Genel Başkanı’nın dilinden.
MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak, çözüm sürecine desteklerinin tam olduğunu belirterek "Son 10 yılda hayata geçirilen önemli reformların arasında özel bir yeri olan çözüm sürecini, medeniyetimizin bize yüklediği tarihi bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çözüm süreci Türkiye'nin ekonomik gelişimini hızlandıracak bir gelişmedir. Çözüm süreci, gelecek ve refah için prangaların sökülüp atılması demektir." dedi.
Ve bu konudaki çarpıcı mesajı konuşmasının sonuna sakladı. Ben de öyle yapacağım. O cümle yazının sonundaki cümledir.
Başkan Olpak’tan “gönderme” de vardı Genel Kurul’da. "IMF'ye açacağımız 5 milyar dolar kredinin sevincini yaşıyoruz ama hatırlayın, küresel krizin dalgaları sahilimize vurduğunda, hükumetimiz, birçok kurumu davet ederek görüşlerimizi sormuştu. O netameli dönemde, 'IMF ile yeni bir stand-by anlaşması yapılmasına ihtiyaç yoktur ve tam aksine yapılmamalıdır' diyen tek bir kurum vardı, o da MÜSİAD'dı. Bugün IMF ile geldiğimiz noktada, o gün stand-by savunuculuğu yapan, bugün ise bu sevinci yaşamada neredeyse bize fırsat bırakmayan 'savaştan sonra çıkan kahramanlara' da buradan selam olsun."
Türkiye'nin kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçtiğini vurgulayan Olpak, nüfus planlaması ve doğum kontrolü, tarımın önemsiz olduğu, üretim döneminin bittiği ve şimdi hizmet sektöründe olmanın zamanı gibi "süslü masallarla" büyütüldüklerini anlattı ve Selahaddin Şimşek’in özdeyişini seslendirerek, “Düşmanın açık bıraktığı kapılar, onun istediği yere çıkar. Örümcekler kendi ağlarına takılmaz!” dedi ve devam etti. “Bize nüfus planlaması salık verilirken, Batı neredeyse işletmelerini devredecek kuşakları kalmayacağını biliyordu. Gelişmekte olan ülkelere, 'köylü nüfusunu azaltın, kentli nüfusunu arttırın' derken kendileri endüstriyel tarım yatırımlarına ve tarımda verimlilik çalışmalarına hız vermişlerdi. Bugün, endüstriyel tarım ürünlerini, çok daha pahalıya dünyaya satar durumdalar. Hizmet sektörü kadar sanayi ve üretim gücüyle diğer Avrupa ülkelerinden pozitif ayrışan Almanya örneği iyi anlaşılmalıdır.”
Her ne kadar konuşmasının ayran ve Nasreddin Hoca fıkrası kısmı gazetelerde geniş yer bulsa da, Erdoğan, "Türkiye ekonomisini sizler, kanaat kavramıyla tanıştırdınız. Türkiye ekonomisini sizler, bereket kavramıyla taçlandırdınız. Sizler, acımasız kapitalizmin, kıran kırana rekabetin, insanı insanın kurdu olarak gören anlayışın izinden değil, kanaatin, bereketin, zühdün ve takvanın izinden gittiniz" ifadeleriyle hem MÜSİAD’ı anlatıyor hem de hepimizin yükümlülüklerini hatırlatıyordu.
MÜSİAD'ın, vahşi kapitalizmin, zalim kar ve çıkar düşkünlerinin, bir bakıma bize çeyrek ekmek arası az demokrasiyi layık görenlerin muktedir olduğu, "Bu çarka, bu işleyişe çomak soktuğunu” dile getiren Başbakan Erdoğan’a elbette katılıyoruz.
Selahaddin Şimşek’in Başbakanla birlikte salondaki herkese ulaşan mesajına gelince. “Hangi gözden akarsa aksın gözyaşı aynı renktir. Bütün mazlumların sığamadığı kalpler yeterince geniş değildir!” dedi MÜSİAD Başkanı, konuşmasının sonunda.
Rahmetli yaşasaydı, bunu yeterli görmez, Hilmi Yavuz’un son yazısında dikkat çektiği zaafı, Bosna’yı unutmuş olduğumuzu, Myanmar’daki Müslüman katliamını, dünyanın her yerinde zulüm altında inleyen kardeşlerimizi de yüksek bir sesle ve üslupla hatırlatırdı mutlaka. Yahut biz onun kadar sağ ve sağlam olsaydık. Elimizden gelen ancak bu kadar. Çok yaşa sevgili ustam! Büyük Ş.