1978 yılı başında akademisyenliğe geçtiğim andan itibaren kendimi yazı hayatının içinde buldum. O yıl hiç tanımadığım, o ana kadar adını da duymadığım ve sonra da dost olduğum, Ankara’da bir zat, rahmetli Ercüment Özkan’dan bir mektup aldım. ‘İKTİBAS’ adı altında, 15 günde bir yayınlanacak bir dergi yayınlamayı planladıklarını, bunun içinde yabancı basından seçilmiş yazı ve makalelerin önemli gördüklerimi tercüme edip kendilerine gönderip gönderemeyeceğimi soruyordu.
Bilimsel çalışmalarıma da yardımcı olacağını ve lisanımı da ilerletmeme katkı sağlayacağını düşünerek teklifi kabul ettim. O yıllarda doktora çalışmalarım sebebiyle yurt dışı kuruluşlarla yoğun bir yazışma yapmıştım. Bu yazışmalar sonunda yüzlerce dergi, gazete, bülten ve kitap temin ettim. Gelen yayınlar içinde özelliği olan makale ve yazıları –ismimi kullanmadan- İKTİBAS’da yayınladım. Bu faaliyet öyle ilerledi ki, zaman geldi derginin tüm tercümeleri benim yaptığım ve gönderdiklerimden oluştu. O günlere ait İktibas Dergisi’nin tüm ciltlerini hâlâ kütüphanemde saklamaktayım.
Bu tercüme faaliyetim devam ederken ulusal gazete ve dergilerde veya kitap bölümleri olarak da telif ve tercüme faaliyetlerim, gerçek ismimle olduğu gibi, müstear isimlerle ve isimsiz bir şekilde yayınlanmaya devam etti. Hatta çok sayıda ilginç bulduğum karikatürü bile, bilgisayar olmadığı için, fotokopi yolu ile çoğaltıp, boşaltılmış kısımları daktilo makinesi ile Türkçeleştirip Türkçeleştirilmiş karikatür olarak yayınladım. Yıllar yılı, önemli gördüğüm yazıları biriktirip, ‘ileride müsait olduğumda üzerinde çalışırım’ diye dosyaladım. Bu dosyaların büyük bir kısmına henüz bakabilmiş değilim. Kim bilir belki de hiç bakma imkânım olmaz…
Bahsettiğim yazı faaliyetleri sonucunda ne kadar yazı yayınladığımı bilmiyorum. Belki binlerce, isimli ve isimsiz veya müstear isimle yayınlanmış yazılar…
Aktif yazı hayatım Doçent unvanımı alıncaya kadar devam etti. Bu unvanla birlikte üzerime tam bir rehavet çöktü. Yazı yazma tempom yavaşladı ve Profesör unvanı alınca iyice sönükleşti. Demek ki böyle oluyor. Unvanlar büyüdükçe (!) fikrî eylemler azalıyor! Artık kendimi farkında olmadan rölantiye almışım. 2005 yılına kadar, değişik vesilelerle, haber şeklinde, basında yer aldım. Zeki Aydıntepe ile yaptığım bir Makedonya seyahatim onunla sıcak ilişkiler oluşturdu. Kendisi yaptığım her hangi bir faaliyet veya işi Bizim Bahçe’ye taşıdı. 5 yıl kadar önce memleketim olan Gaziantep’in İslâhiye ilçesinde bulunan en küçük kardeşim, bir internet sitesi (www.islahiyeninsesi.net) kurdu ve aynı zamanda aynı isimli mahalli gazetede editörlük yapmaya başladı. Bu vesileyle de benden de zaman zaman yazı yazmamı istedi. Ben de kendisini kırmayarak zaman zaman yazılar gönderdim ve yayınlandı. 2005 yılı Mayıs ayında yaptığım Kırgızistan seyahatimin notlarını tutmuştum. Yayınlamak gibi bir niyetim yoktu. Tuttuğum notları ona gösterdim. Birkaç gün sonra bir de baktım ki Yeni Sakarya’da bir başlık: Prof. Dr. Salih Şimşek’in Anayurda Yaptığı Seyahatin Günlüğü… Orta Asya’nın Ortasına Tanrı Dağı’na Yolculuk Günlüğü… Yakında Gazetemizde…
Bir emr-i vâki ile karşılaştım. Geri dönemezdim. ‘Hayır’ da diyemezdim. Notlarımı tekrar gözden geçirdim ve 16 gün tam sayfa olarak yayınlandı. Baktım ki güzel olmuş… Sonra, dün 2. vefat yılında andığımız, rahmetli Numan Yazıcı Hocamız ve Prof. Dr. Harun Taşkın ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Bulgaristan-Romanya- Moldavya, Ukrayna ve Kırım’a yaptığımız seyahatimiz “Tuna’dan Kırım’a Yolculuk Günlüğü”, ertesi sene Gürcistan’a yaptığımız seyahatin “Gürcistan’da Ahıska Diyarına Yolculuk Günlüğü” ve akabinde “Evladı Fatihan Toprakları’na (Kosova-Makedonya) Seyahat Günlüğü” adı altında seyahat notlarım yayınlandı. Bu yayınlar gazetenin okurcuları tarafından beğenildi ve tutuldu. Çok sayıda beğeni mesajları aldık. Üç yıl önce de bu günlükler toplanarak ’30 Şubatta Doğdum Yerimde Duramıyorum’ adıyla Değişim Yayınevi (2008) tarafından yayınlandı. Derken geçen yıl yaptığım İspanya Seyahatim, ‘Hüzün Medeniyeti Endülüs’ adıyla tefrika edildi ve bugünlerde de kitaplaşacak.
Yeni Sakarya şimdi 58. doğum yılında… Ne güzel… Yarım asrı devirmiş, bir asra doğru gidiyor… Yolu ve bahtı açık olsun.
Yeni Sakarya, önümüzdeki günlerde, tamamlamak üzere olduğum, büyük seyyah “İbni Batuta’nın Ülkesi Mağrip’te (Fas) Seyahat Günlüğü”ne hazırlanıyor. Arkasından da “Siyahî Bush Obama’nın Ülkesi ABeDe’de Seyahat Günlüğü” ve müteakiben de, nasip olursa eğer, “Beşar’ın Gözleri: Suriye’de Seyahati Günlüğü” devreye girecek. Zaman geçiyor ve seyyahlar hep yolda…
Gazetecilik ve gazeteler de hep zamanla yarıştıklarına göre onlar da birer seyyah…
Zikrettiğim günlüklerin yayınları devam ederken bir de bakıyorum ki Yeni Sakarya’nın yazarları arasına katılmışım. Bana da söylemeden internetten buldukları bir portre fotoğrafımı alıp beni haftalık “köşe yazarı” yapmışlar. Ne dilebilirim ki… O gün bugün, her hafta Cuma günü, köşem beni bekliyor. Kaçış da yok…
Kim bilir, yarım asrı geçen süre içinde benim gibi, hiç farkında olmadan, kimler köşe yazarı oldu, kimler yazar ve çizer oldu ve dahi kimler yorumcu?
Bu vesile ile Yeni Sakarya çalışanlarını tebrik ediyorum. Bu dünyadan göç eylemiş olan kurucusu rahmetli Hasan Uyar Bey’i rahmetle anıyorum. Yerel basın içinde hatırı sayılır bir pozisyonda bulunan gazetenin, daha ileri safhalara ulaşmasını temenni ediyorum.
Daha nice yarım asırlara… Dos doğru ve emin adımlarla… Eğilmeden ve bükülmeden…