Küresel çatışmaların arttığı ve geleneksel diplomatik mekanizmaların etkisinin zayıfladığı yeni dönemde Türkiye’nin uluslararası krizlerde üstlendiği rol dikkat çekiyor. Uluslararası basında yer alan analizlere göre Türkiye, son yıllarda aktif diplomasi hamleleriyle dünyanın önde gelen arabulucu aktörleri arasında gösteriliyor.
The Economist tarafından yayımlanan değerlendirmede, Birleşmiş Milletler ve Norveç, İsveç, İsviçre gibi geleneksel arabulucu ülkelerin etkisinin azaldığı; buna karşılık Türkiye, Katar, Çin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin küresel diplomaside daha görünür hale geldiği ifade edildi.
Analizde Türkiye’nin özellikle Rusya-Ukrayna savaşı, Etiyopya-Somali gerilimi ve Pakistan-Afganistan hattındaki anlaşmazlıklarda çeşitli diplomatik girişimlerde bulunduğu belirtildi. Ankara’nın bu süreçlerde, sınır güvenliği, göç hareketleri, enerji arzı ve bölgesel istikrar gibi başlıklara odaklanan bir dış politika izlediği vurgulandı.
Rapora göre yeni dönemde yükselen arabulucu ülkeler, Batılı diplomatik yaklaşımlardan farklı olarak insan hakları ve demokratik reformlar yerine daha çok istikrar, ticaret, güvenlik ve ekonomik iş birliği eksenli çözümlere odaklanıyor.
Aynı değerlendirmede Katar’ın Hamas-İsrail, ABD-Taliban ve ABD-İran temaslarında; Çin’in Afganistan-Pakistan ilişkilerinde; Suudi Arabistan ve BAE’nin ise çeşitli bölgesel krizlerde diplomatik girişimlerde bulunduğu aktarıldı.
Verilere göre 2025 yılında dünya genelinde yürütülen 53 barış sürecinin en az 20’sinde Türkiye, Çin, Katar, Suudi Arabistan ve BAE gibi yeni arabulucu aktörlerin görev aldığı ifade edildi.
Öte yandan Birleşmiş Milletler’in çatışmalardaki etkisinin gerilediğine dikkat çekildi. BM barış gücü personel sayısının 2016’da 107 bin seviyesindeyken günümüzde yaklaşık 47 bine düştüğü, son yeni barış gücü misyonunun ise 2014 yılında kurulduğu hatırlatıldı.
Analizde ayrıca kalıcı barış anlaşmalarının da azaldığına işaret edildi. 1989-2013 döneminde müzakerelerin yüzde 3,9’u kapsamlı anlaşmalarla sonuçlanırken, 2014-2023 döneminde bu oranın yüzde 2,1’e gerilediği belirtildi. Buna karşılık günümüzde ateşkes ve geçici uzlaşıların daha yaygın hale geldiği değerlendirildi.





