Büyükşehir Belediye Başkanı, kıymetli büyüğüm Zeki Toçoğlu’nun yerinde olmak istemezdim.
Her ne kadar forsu ve prestiji yüksek bir makam olsa da çekilir dert değildir belediye başkanlığı; hele ki Büyükşehir Belediye Başkanlığı…
Zira büyük başın büyük derdi olur derler.
En ufak bir problemde bile sizin kapınızı çalar, en ufak bir olumsuzlukta sizi topa tutarlar.

Sakarya depreme hazırlıklı değil; Toçoğlu ne yaptın?
Sular kesildi, kanalizasyon patladı; yetiş Toçoğlu!
Parke taşları kırıldı, saksıda çiçekler soldu; başkan neredesin?
Sapanca Gölü’nden su çekiliyor, Sakarya’nın havası kirletiliyor, komşunun tavuğu bizim tarlada geziniyor...
Sokak hayvanları sahipsiz, esnaf siftah yapamıyor, emekli bankada kuyrukta...
Zeki Toçoğlu var her taşın altında (!)

Belediye başkanları gelir asfalt ister, meydan ister, park ister, bahçe ister.
Milletvekilleri bir şeyler ister, teşkilat üyeleri bir şeyler ister.
İş adamları bir şeyler ister, hatırlı kişiler bir şeyler ister.
Garip gelir, gureba gelir; fakir gelir, fukara gelir.
İş lazım, aş lazım, para lazım, pul lazım...
Başbakan gelir, bakanlar gelir, devleti ricalinden ağır misafirler gelir.
Gelen giden bitmez anlayacağınız.
Ne cumartesi ne pazar, ne bayram ne seyran, ne gündüz ne gece!
Çekilir dert değildir belediye başkanlığı.

Bütün istek ve sıkıntılarla Toçoğlu mu ilgilenecek peki ?
Tabii ki o ilgilenecek, ben ilgilenecek değilim!
Madem şehrin ağası Toçoğlu, madem şehrin anahtarları elinde, mademki mühür onda; her türlü istek boynunun borcu olacak.
İlgileniyor da zaten, yapıyor elinden geleni.
Daha iyi olamaz mı peki?
Örneğin yanındaki personele biraz daha şefkatli davransa daha iyi olabilir.
Vatandaşına karşı gösterdiği babacan tavrını personeline de gösterebilir.
Aynalıkavak Çarşısı’ndaki havuzu doldurup esnafı ve bizleri sevindirebilir mesela.
Malum benim kafa gidip geliyor; çok bunaldığımda gidip suyun kenarında kendimi dinleyeceğim, iç dünyama yolculuk yapacağım.
Yüzüme her sıçrayan su damlasında da başkan için hayır dua edeceğim.

Şu Orhan Camii’ni çepeçevre kuşatan ve meydanı abluka altına alan elektrik direklerini sökse de çok makbule geçecek.
Çark Deresi rekreasyon alanına taşısa mesela o direkleri…
Sabahattin Zaim Bulvarı boyunca beş metre arayla sıralasa…
Orhan Camii meydanını boğan o direkler, Sebahattin Zaim Bulvarı’nı ışıl ışıl yapacaktır.
Bir de şu AK Partili olmayıp bu şehre iş yapan insanlara da eşit mesafede olsa keşke.
AK Partili olmayan, hele ki kendisine muhalefet eden insanları bitirmeye, yok etmeye çalışmasa!
Gazeteciler ve gazeteciler arasında da ayrım yapmasa, Ehlibeyt’ten olsun olmasın herkesi kucaklasa…
Olur olur, zamanla her şey daha iyi, daha güzel olur.

Tüm bu dertlerle boğuşan adam arada keyfini de sürecek başkanlığının değil mi ya?
Bir fırsatını bulduğunda tabii ki partilere katılacak, bıldırcın falan yiyecek.
Bıldırcın da yer, kaz ciğeri de, yaban ördeği de…
Arada gidecek Serdivan AVM’de çay kahve içecek çok mu Allah aşkına?
Başkanın da nefes almaya, keyif çatmaya hakkı yok mu?
Arada Amerika’ya, Fildişi Sahilleri’ne de gidecek, yurt içi gezilerine de çıkacak.
Şanzalize Bulvarı’nda ekspresso da içer icabında, Milano’da mozerellalı pizza da yer.
Zira büyük başın eğlencesi de büyük olur.
Bizim gibi Kentpark’a yaygı serip ekmek arası domates biber yiyecek hali yok ya!
Hoş onu da yapar be, halk adamı ne de olsa…
Gelir bağdaş kurar oturur aramıza, bizimle domates ekmek de yer.
Bundan aldığı keyfi de başka yerde bulamaz.

Zaten Toçoğlu’nun en büyük özelliği halk adamı olmasıdır.
Her çeşit insanla oturur muhabbetini yapar.
Sizinle oturur güler, sizinle oturur ağlar.
Namazını kılar, duasını eder, cüzünü okur muntazam bir şekilde.
Esnafı da gezer, pikniğe de gider, düğünleri ve cenazeleri de kaçırmaz.
Ama ben her şeye rağmen olmak istemem başkanın yerinde.
Zira büyük başın derdi büyük olur derler.
Hele ki o başta akıl da yoksa benim gibi…
Yandı gülüm keten helva!