Mevsimlik sorular vardır. Buda onlardan biridir. Sakızdan yakayı kurtarsa oruç yaz mevsimin de denize kaptırır kendisini. Öncelikle soru, kişinin liyakat, iman ve ahlakını ortaya çıkarır. Bir soru vardır mümince, başka bir soru vardır münkirce.
İnsan Allah katında sorularından ve sormadıklarından da sorumludur. Maalesef bu soru “laik” bir sorudur. Nasıl mı? Dini parçalayan ve istihzaya alan bir sorudur. Mümin abdest alırken suya dikkat ederde, diğer hususlarda dikkat etmez mi? Mesele yıkanmak değil, mesele “dini sulandırmaktır”.
Bu sorunun cevabından önce, soranın din konusunda durduğu yere bakmak gerekir. Denize girme yerine, dine girmenin sorumluluğunu öncelikle arz etmek gerekir. Müslüman böyle soru yakışır mı? Önce bunun cevabını bulmak gerekir.
İNSAN VE ORUÇ
Oruç, ruhun sesi gelir her yıl
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan
Ten ruhun avuçlarının içinde
Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer
Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen
İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı
Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri
Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden
Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslam baharı
Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına
Sezai Karakoç
RAMAZAN HATIRASI
Çocuktum. 6-7 yaslarinda var yoktum. Bir Ramazan günüydü. Çemberlitasta oturdugumuz büyük Konaktan sokaga çiktim. Ileride, bir sehpaya oturttugu tablasindan çoluk çocuga seker meker satan birini gördüm. 10 para mi, 20 para mi, ne verdigimi hatirlayamadigim bir horoz sekeri satin aldim.
Sekeri eme eme Konaga dönmek üzereydim ki, üzerime hamal kilikli bir adam çullandi. Yari ciddi, yari sakaci bir edâ ile haykirdi: -Su bacaksiza da bak! Sokakta, elâlemin karsisinda yiyor! Ödüm patlamisti sanki… Sekeri yere attim ve evime dogru kosmaya basladim.
Adam beni kapiya kadar kovaladi. Konagin açik kapisini bu herifin suratina çarparcasina kapatincaya kadar adeta bayginlik geçirdim.
Simdi, masum çocuklara degil, Ramazan günü açikça ve iftihar edercesine sigaralarini tüttüren her vasif disi insanlara o hamal kiligi içindeki saffet ve hassasiyetle hitap etmek istiyorum:
-Günahinizi niçin Allahla aranizda birakmiyor ve sanki onun reklâmini yaparcasina, zedelediginiz Allah hakkina kul hakkini da ekliyorsunuz? Eskiden Ermenisi, Rumu, Yahudisi bu kul hakkina tecavüz etmemek için Ramazanlarda müslümanlarin karsisinda oruca aykiri bir harekette bulunmazlardi. Düsünün, sizin derekeniz ne olmali!
Hamalin kovaladigi çocuk bugün yetmiş beş yasinda ama, kovalayanin soyundan kimse kalmadi. N. FAZIL KISAKÜREK
“Atik-Valde’den İnen Sokakta”
İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,
Kaç def’a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti
Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;
Bakkalda bekleşen fıkarâ kızcağızları
Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı.
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;
Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.
Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,
Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.
Yârab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!

Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz.
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.
Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:
“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.”
YAHYA KEMAL BEYATLI
NASIL BİLİRSİNİZ?

İmamlığın zor yerlerinden biride, cenazelerde “vefat eden kişiler için” nasıl bilirsiniz sorusudur. Çoğu kere mahallesinde kini imamda bilmemektedir. Sağlığında tanışma olmamış, kaynaşma bulunmamış bir kişi için soru sorma vicdan azabıdır.
Nasıl bilirisiniz sorusu keşke hiç sorulmasa. Zira birçok tereddütler yaşanmaktadır. Hikaye hepimizin malumudur; Hoca’nın karısı ölür. Cenazesinin evden çıkarılacağı sırada imam, usule uyarak cemaate hitaben sorar:
—Merhumeyi nasıl bilirsiniz?" Herkes beraberce:
—İyi biliriz!" der denmez koşa koşa imamın yanına gelen Hoca:
—Aman, aman! Sen onu benden sor; kimi kimden soruyorsun!”
İyilik göreceli bir kavram olmuştur. Cuma namazı vaktinde sokakta dolaşan, yıllarca camiye adım atmayan, oruç tutmayan, faizli yaşamı savunan, Müslümanlıktan kaygı duyan, din eğitiminden korkan, tesettürü çağdışı sayan, sanatı dinden ve dini değerlerden daha çok kutsayan, içkiyi ve alkolizme müdafaalar ve övgüler yağdıran, zina ve eşcinselliği hak sayan ve daha neler neler. Söyleyin nasıl bilirsiniz?
İFTAR VE MELEKLERİN DUASI
Ebu´ş-Şeyh, İbni Hıbban´ın bir rivayetinde Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayında kim helal kazancından bir oruçluyu iftar ettirirse, Ramazan´ın bütün gecelerinde melekler ona dua eder ve Kadir Gecesinde Cebrail Aleyhisselâm onunla musafaha eder (tokalaşır). Cebrail Aleyhisselâm kiminle musafaha ederse, onun kalbi incelir ve gözlerinin yaşı çoğalır.”
Ravi der ki:
“Ya Resulallah! Oruçluyu iftar ettirecek bir şeyi yoksa ne yapacak? Bana bildir” dediğimde:
“Bir avuç yiyecek de yeterlidir” buyurdu.
Ben, “Bir lokma ekmek de bulamazsa?” deyince:
“Birazcık su ile karıştırılmış süt ikram eder” buyurdu.
Ben, “Yanında o da yoksa?” deyince:
“Bir içim su” buyurdu. (et-Tergîb ve´t-Terhîb, 2:431)
ÇOCUK VE RAMAZAN
Çocuklar oruçtan mesul değildirler. Bununla beraber tutamasalar da sahura kaldırmalı ve iftarda sofraya oturtmalıyız. Zira vakit, niyet ve oruç şuurunu kazanmış olurlar. Ellerin ezanla imsakta sofradan çekilmesi ve akşam ezanıyla ellerin sofraya uzanmasını öğrenirler. Allah emrinin şuurunu öğrenirler. Bir de ezanları onlara bekletin pencerelerde. Ezan, minare ve vakit şuurunu yenilemiş olurlar.
Çocuklar büyüklerin oruç adabını ve hizmet zevkini öğrenirler. Onlar oruçlu olmasa da iftar ziyafetlerine götürünüz. Geleceğin oruçluları onlar olacaklardır. Cami ve mukabeleyle tanışmaları ihmal edilmemelidir. Mümkünse çocuklara cami vaazları dinletilmeli ve sevdirilmelidir.
Ashâb-ı kiram Ramazan’da çoşkulu bir ibâdet iklimine girerlerdi. Kendileri oruçlarına îtinâ ettikleri gibi yavrularının da bu şuurla yetişmesine gayret ederler, onları Ramazan’ın bereketinden istifâde ettirirlerdi. Nitekim Hz. Ömer, ramazanda sarhoş olan birini:
– Yazıklar olsun sana! Bizim çocuklarımız bile oruç tutmaktadır, (Buhârî, Savm, 47) diye azarlarken, ashâbın Ramazan heyecânını, çocukları ile birlikte teneffüs ettiklerini ifâde etmiştir.
Hanım sahâbîlerden Rubeyyi’ bint-i Muavviz -radıyallâhu anhâ- diyor ki:
“…Biz aşure orucu tutardık. Küçük çocuklarımıza da tuttururduk. Mescide gider çocuklara yünden oyuncaklar yapardık. Onlardan biri yiyecek için ağladığında bu oyuncağı ona verir ve iftar vaktine kadar beklemesini sağlardık.” (Buhari, Savm, 47; Müslim, Siyam, 136)