Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yapılan dikkat çekici analiz, Türkiye’de iç göçün nüfus dağılımını ne denli etkilediğini bir kez daha gözler önüne serdi. “Herkes doğduğu memlekette yaşasaydı” varsayımıyla hazırlanan çalışmada, birçok ilin nüfus sıralaması tamamen değişti.

Verilere göre, bugün nüfusu milyonları aşan bazı büyükşehirlerin memleket nüfusları ciddi şekilde düşerken; Doğu ve İç Anadolu’daki birçok ilin nüfusu ise mevcut rakamların oldukça üzerine çıktı.

En Az Nüfusa Sahip Olacak İller

Herkes memleketinde yaşasaydı, nüfusu en düşük iller arasında Yalova (131 bin), Tunceli (257 bin), Bilecik (272 bin), Bayburt (288 bin) ve Bartın (344 bin) yer alacaktı. Bu tablo, özellikle Marmara ve Karadeniz’deki küçük illerin büyük oranda göç aldığını ortaya koydu.

Sakarya 1 Milyon Sınırını Aşıyor

Çalışmada dikkat çeken illerden biri de Sakarya oldu. Herkes kendi memleketinde yaşasaydı Sakarya’nın nüfusu 1 milyon 27 bin 516 olarak kayıtlara geçecekti. Bu rakam, Sakarya’nın Türkiye genelinde orta ölçekli iller arasında güçlü bir nüfus potansiyeline sahip olduğunu gösterdi.

Büyükşehirlerde Çarpıcı Düşüş

Göç olmasaydı bazı büyükşehirlerin nüfusu bugünkünün çok altında kalacaktı. Buna göre:

  • İstanbul: 2 milyon 609 bin

  • Ankara: 2 milyon 72 bin

  • İzmir: 1 milyon 950 bin

Bu veriler, özellikle İstanbul’un bugünkü nüfusunun büyük bölümünün göç kaynaklı olduğunu ortaya koydu.

En Kalabalık İl Şanlıurfa Olacaktı

Listeye göre herkes memleketinde yaşasaydı Türkiye’nin en kalabalık ili Şanlıurfa olacaktı. Şanlıurfa’nın nüfusu 3 milyon 147 bin 990 olarak hesaplandı. Onu Konya (2 milyon 689 bin) ve İstanbul (2 milyon 609 bin) takip etti.

Göç Gerçeği Bir Kez Daha Ortaya Çıktı

Uzmanlar, bu tablonun Türkiye’deki iç göç gerçeğini net biçimde ortaya koyduğunu belirtiyor. Özellikle eğitim, iş ve yaşam koşulları nedeniyle batı illerine yönelen nüfusun, bazı şehirleri olması gerekenden çok daha kalabalık hale getirdiği; bazı illerin ise ciddi nüfus kaybı yaşadığı ifade ediliyor.

TÜİK verileri, önümüzdeki yıllarda bölgesel kalkınma politikalarının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gündeme taşıdı.

Kaynak: HABER MERKEZİ