Galatasaray’ın Acar Stoperi Enver Ağbi de Ozanlar’dan!

Eski Kandıra caddesinden sağ taraftan devam ediyoruz. Dönüş sokağa sapmadan bir önceki ev ünlü futbolcu Enver Özdemir’lerin eviydi. Enver Ağbi 1933 yılında Adapazarı Ozanlar’da doğmuştu. On altı yaşındayken futbola başlamış, daha henüz Süper Lig kurulmadığı yıllarda, Donatımspor’da oynarken gündüz Kılıç tarafından 1955-56 sezonunda Galatasaray’a kazandırılır. Stoper Enver olarak ünlenen hemşerimiz, üç sezon Cimbom formasını başarıyla giyecek, iki şampiyonluk yaşarken üç de gol atacaktır rakip filelere. 1958-60’da İstanbulspor’da, 1960-63 sezonlarında ise Karşıyaka formalarıyla beş sezon Süper Lig’de forma giydi. Otuz yaşında futbolu bırakan Enver Özdemir ağbimizi, 9 Ocak 2013 tarihinde rahmet-i Rahman’a uğurlamış bulunuyoruz. Rahmetli Rahmi Ekici’den duymuştum: ‘Enver” ağbi topa vurdu mu, top zınk diye öter öyle giderdi, öyle kuvvetli ve güçlü bir futbolcuydu.’ Aynı aileden Ali Özdemir’in oğlu, Enver Özdemir’in yeğeni ‘Solaçık Müjdat’ da Galatasaray altyapısına gidecek, bir müddet kalacak, amcasının aksine pek de dikiş tutturamayacaktır.

Avı Mehmet, Delikanlı Mükremin

Caddenin Dönüş sokakla kesiştiği köşedeki ev ise uzun süre Mehmet Memiş’in eviydi. Önceleri Marangoz Mehmet olarak bilinen, aslen Kaynarca Dedeler köyünden olan Mehmet Memiş, ufakça boylu, namazında niyazında, mahallenin sevilen amcalarından biriydi. Oğlu Mükremin Memiş ise, çok teknik bir orta saha oyuncusuydu. İmam-Hatip Lisesi’nde bizden birkaç sınıf aşağıda olan Mükremin, mahallenin de sevilen delikanlılarındandı. Önceleri Karaağaçdibi’nde bir nalburda tezgahtar olan Mükremin, sonraları kalfa oldu, ardından da aynı bölgede Memiş Nalburiye’yi kurdu. Sonra da Ozanlar’daki evi satıp, Karaağaçdibi Bulvarı’nın doğu yakasında Kam Ekmek Fırını’nın bitişiğindeki mekanı satın aldı ve altı işyeri üstü ev olmak üzere dört katlı bir mekâna dönüştürdü. Bugün Adapazarı’nın sayılı nalburiye tüccarlarından olan Mükremin Memiş, gençliğindeki sempati, saygı, edep ve cana yakınlığını aynen sürdürmektedir. Baba Mehmet Memiş mi? O ise daha çok avcılıkla iştigal etmektedir.

Hamit Baskıcıoğlu’nun Mahalle Kahvehanesi

Caddeden Dönüş sokağa girerken solda Pehlivanoğlu Ailesinin sahipliğini yaptığı, önceleri Hamit Baskıcıoğlu’nun, daha sonraları ise amca oğlu Ersin Baskıcıoğlu’nun işlettiği Ozanlar mahalle kahvesi vardı. Bu kahvehane aynı zamanda Ozanspor’un da merkeziydi. Mahalleli kahveye buraya çıkardı 1970’li ve 80’li yıllarda. Ortalama on metreye on metre ebatlarında olan kahvehanede iki veya üç masada daima pişpirik (pişti) ve/veya okey oynandığını hatırlıyorum. Ama mahallenin yerlisi olmayan kimsenin de devam ettiğini hatırlamıyorum. Biz gençler ise daha çok kahvehanenin önündeki sundurma/tahta oturakta veya tahta iskemlelerde oturur, çay içer, sohbet ederdik. Başta Burhan ağbi (Kabukçu) ve Osman ağbi (Meğreli) olmak üzere, Ercan, Ufak Mustafa ağbi vs. bizim ekip oyun oynamayan ekipti zaten. Çayların da muhabbetin de tadına doyum olmazdı zahir.

Canavar Orhan Bizim Sevimli Ağbimizdi

Soldan kahvehaneden sonraki ev ise Dardağan’ların eviydi. Evin büyüğü Ormancı Ziya amcaydı. Ziya amcanın hepsi de ayakkabıcı olan Orhan, Turhan ve İlhan adında üç oğlu vardı. Orhan ağbi bizden bayağı büyüktü, zannımca Nahit ağbinin (Pehlivanoğlu), Aytaç Başkanın (Arnavut) akranıydı. Lakabı –nedense- Canavar Orhan’dı. Orhan ağbi iyi de futbolcuydu. Saha dışında inanılmaz sakin, babacan, cana yakındı. Uzun boylu, esmerce, ciddi, ama daima cömert ve iyi niyetli bir ağbimizdi. Ama sahada –aşırı hırsı buna neden oluyordu sanırım- aşırı sinirli ve kırıcıydı. Ama sevilen biri olduğu içi hemen herkes hoş görürdü onu. Zaten maç biter bitmez o da normale döner, eski sevimli Orhan ağbimiz oluverirdi. Karaağaçdibi bulvarı üzerinde, Bağlar pastanesi bitişiğinde ayakkabı üretim atölyesi vardı. Rahmetli Sezai ağbinin de (Öztunç) o yıllarda onunla birlikte çalıştığını hatırlıyorum.

Tezkızanlar, Gökçen Ağbiler, Rasim Hocalar

Dardağanlar’dan sonraki ev Tezkızan’ların eviydi. Evin büyüğü Fikret Tezkızan’dı. Fikret ağbi bizden 8-10 yaş büyük, inşaat teknikeri, Adapazarı Belediyesi çalışanıydı. Ayşe yenge ile evliydi. İki oğlunu hatırlıyorum: Büyüğü televizyon tamirciliği yapan Hikmet, küçüğü ise Adapazarı Belediyesi Satın Alma Müdürlüğü personel Mustafa.
Tezkızan’lardan sonraki ev ise Gökçen ağbinin eviydi. Gökçen Altıntaş ağbinin iki özelliğini hatırlıyorum: Biri Kulaksız Saim ağbi ile birlikte mahallede iki Ünal Ozancı ağbimizden ikincisinin olması, diğeri ise Cevat Yeles ağbimizin bacanağı olması. Gökçen ağbi çiftçiydi, Karadere köyünden Nermin ablamız ile evliydi. Üç oğlu vardı: Efgan, Saim ve Vedat.
Dönüş sokağa girildiğinde sağdaki ilk ev Rasim Öğretmenin eviydi. Rasim Öğretmen Ozanların eski muhtarlarından Kara Şevki’nin kızkardşei Emine Şenoğlu ile evliydi. –Zannederim- Tapu Kadostro Müdürülüğü’nde çalışan Erol adında bir çocuğu vardı Rasim-Emine çiftinin. Onlardan sonraki ev, Nimet Biçicioğlu’nun eviydi. Nimet ağbi, Tarman Murat amcayla kardeş çocuklarıydı. Nimet ağbi orta boylu, tıknazca, sakin, az konuşan, cana yakın bir ağbimizdi. Kayınpederimin iyi ahbabıydı. Dernekkırı köylerinden Seniha abla ile evliydi, Emine ve Ayla adında iki kızı vardı. Çiftçilikle geçiniyordu. Genç yaşta da kalp krizinden rahmetli oldu.


Güçlü Bir Aile; Şenoğlu’lar, Ziraat Odası Başkanı Hamdi Şenoğlu

Ozanlar’ın güçlü ailelerinden Şenoğlu ailesine geldi sıra. Şenoğlu’lar üç aileden meydana geliyordu: Muhtar Şevki Şenoğlu’nun kardeşi İbrahim Çavuş’un oğlu Nuri Şenoğlu, Şevki amcanın iki oğlu Mehmet ve Ekrem Şenoğlu. Dönüş sokakta solda Tezkızan’lardan sonra Şevki ağbinin oğulları Mehmet ve Ekrem Şenoğlu kardeşlerin evleri vardı. Mehmet amca –Köfteci İsmail’in ablası- Saadet Abla ile evliydi. Mehmet amca uzunca boylu, zayıfça, ciddi bir insandı. Saadet abla ise –aslen Makedonya Pirlepe’den gelmiş biri yani Balkan kökenli olarak- uzun boylu, iri yapılı, güçlü kuvvetli bir ablamızdı. Hep çalışırdı. Tatlı dilli, güler yüzlü, sevecen, misafirperver biriydi. Sözünün eri, karizmatik bir ablamızdı. Hamdi, Bedriye, İsmail adında üç çocukları vardı. Hamdi benden birkaç yaş büyüktü; halamın eşi Ramis Memiş eniştemle de iki kardeşin torunlarıydılar. Yani hısımlık hukukumuz da vardı. Ziraat yüksek mühendisi oldu, hâlen Adapazarı Ziraat Odası Başkanıdır; sevilen sayılan, sosyal, iyi bir arkadaşımızdır. Kız kardeşi Bedriye (ki eşimle akrandır) İstanbul’a evlendi. En küçükleri İsmail ise televizyon tamir servisi işletiyordu uzun yıllar. Mehmet amcadan yirmi otuz metre sonra, kardeşi Ekrem Şenoğlu’nun evi vardı. Ekrem amca Rüveyde yenge ile evliydi, tek çocukları olduğunu, adının Hatice olduğunu, eve damat aldıklarını hatırlıyorum. Ekrem amca, bir yandan çiftçilik yaparken, diğer yandan Değirmen’in karşısındaki kahvehaneyi işletirdi.

Fetbaz Ahmet, Sıtkı - Metin Ökten, Satso Başkanı Mahmut Kösemusul

Tekrar Eski Kandıra caddesine dönüyoruz. Pehlivanoğlu kahvehanesinin bitiminde sağa bir sokak girer. Ökten’lerin sokağı dense yeridir. ‘Fetbaz’ lakaplı Ahmet, Mustafa ve İbrahim Ökten’lerin evleri vardır. Adapazarı Belediyesi’nin Erkal Etçioğlu döneminin yıldız isimlerinden Sıtkı Ökten de aynı aileden olup, Pehlivanoğlu’ların da damadır. MHP İlçe Başkanlığı da yapan İnşaat mühendisi Metin Ökten de bu ailedendir.
Sağda bir sonraki aile Kösemusul’lardı. Rize’den gelme oldukları konuşulurdu. ‘Lazlar’ denilirdi onlara mahallede. Dini bütün, sakin, kendi işlerinde güçlerinde bir aileydi. Babaları İsmet amcaydı. Oğulları; Mustafa ağbi vardı bizden üç dört yaş büyük, Mehmet Kemal’i de hatırlıyorum, bir de dört beş yaş küçük Mahmut. Önce ‘Ada Nakış’ adıyla tekstil/arma işine girdiklerini hatırlıyorum evlerinin altında, sonra büyüttüler işlerini, Allah selamet versin, Organize Sanayi Bölgesi’ne taşıdılar işyerlerini, ‘Verona’ adını verdiler, ihracat vs. vs. Sonra duyduk ‘Buzdağı’ su firmasını kurmuşlar. Üç yıldır da Mahmut kardeşimiz Satso yönetim kurulu başkanı; oturaklı, ahlaklı, edepli, saygılı biriydi, elan da öyledir.

Edişler; Ahmet, Mehmet, Hafız Ediş ve Doktor Levent.

Sıtkı Ökten’lerle komşu bir başka aileye geçiyoruz; Büyükgazi İlkokulu müstahdemleri Salih Efendi ve Nuriye Hanımın üç oğlu vardı; en büyükleri Ahmet Ediş’ti, Karaaptiler’den Mevlüde yenge ile evliydi. Ortancaları Mehmet Ediş’ti. Mehmet amca ise Civeleklerin kızıyla evliydi. Niyazi Civelek amca, Değirmen’in karşısında, Açık sokağın sol başında üç katlı eski ve çok güzel bir Rum evinde oturuyordu. Niyazi amcanın Mustafa, Kemal, Ferihan ve Neriman asında dört çocuğu vardı. Ferihan abla Mehmet Ediş’le evlenmişti. Mehmet-Ferihan çiftinin üç çocuğu vardı; Levent, Sevgi ve Sevinç. Levent önce tıp doktoru oldu, sonra da Rusya’da kalp üzerine ihtisas yaptı, şimdilerde Adapazarı’nın en popüler kardiyoloğudur. Levent benden bir veya iki yaş küçüktür; gençliğimden itibaren iyi sohbet ettiğim, sözü sohbeti dinlenir, sosyal, cana yakın biridir. Hastalarıyla da ilişkilerinin çok iyi olduğuna dair, övgü dolu sözler duyuyoruz doktorumuzla ilgili. Ediş’lerin en küçüğü (boyca da en küçükleri) ‘Hafız’ lakaplı himmet ağbimizdi. Gerçek adını kimse bilmezdi, ‘hafız’ aşağı ‘hafız’ yukarı. (Ben de adını bu yazıyı hazırlarken öğrendim). Nuri Çavuş’ların kızı Nuriye ablayla evliydi; bütün Ediş’ler gibi o da sakin, oturaklı, uyumlu biridir…

Postacı İbrahim ve Çocukları

Kösemusul’lardan sonra küçük bir çıkmaz, ve sarıya çalan kırmızı boyalı- muhtemelen yüzyılın başlarında Rumlardan kalma –güzel ve tarihi evde ise Postacı İbrahim amca oturuyordu. İbrahim amca aslen Karakamış köyündendi, oraya da Makedonya Novak’tan gelip yerleşmişlerdi yüzyılın başında. PTT’de çalıştığı içim ‘Postacı İbrahim’ deniliyordu kendisine. Karadenizli Havva teyze ile evliydi. Dört oğlu iki kızı vardı; Ali, Sabahattin, Emel, Sabiha, Metin ve Çetin. Ali ağbi belediyede sendikacıydı. Sabahattin ağbi bizim Kabukçu’nun vurucu timinden arkadaşı, ayrıca Ozanspor’un eski kalecilerindendi. ‘Delikanlı Sabahattin’ olarak biliniyordu, yüreği de bileği de kuvvetliydi bir zamanlar deniliyordu. Sonra Almanya’ya yerleşti. Kızlar evliydiler. Metin de ağbisi gibi Almanya’daydı benim tanıdığımda.

Zoraki Siyasetçi Mimar Çetin Öztürk

Benim arkadaşım Çetin oldu zamanla; Mimar Çetin. On beş yıldır oturduğumuz evlerin mimari projesi çizimi sırasında samimi olduk; becerikli, akıllı, kontrollü, muhalif, yavaş ama doğru konuşan biriydi Çetin. 1995 yılıydı, genel seçimlere gidilirken ‘yükselen değer’ durumundaki Refah Partisi çakallarla, çıkarcılarla, menfaatçilerle örülüyordu; Tekelerdeki benim lojman evimde bir dostlar iftarında (Hamza Tekin, Sadık Canlı, Mustafa Aydın, Hasan Ali Çelik, İbrahim Ertiryaki, Sefer Özpilavcı, Mustafa Emircan, Mustafa Erdoğan, Çetin Öztürk ve Şadi Tanış) oruçlar açıldıktan, namazlar eda edildikten sonra ’ülkenin gidişatı’ konuşulacak ve hiç de rızası alınmadan RP İl Başkan Yardımcısı Şadi Tanış’a Sadık Canlı sözcülüğünde karar açıklanacaktı: ‘Allah’ın emri peygamberin kavliyle Mimar Çetin’i partinize verdik, hayırlı uğurlu olsun!’ Zoraki siyasetçi Çetin Öztürk RP’de hızla yükselecek, Fazilet Partisi’nde ‘yerel yönetimler’den sorumlu il başkan yardımcısı, Akparti’de de ‘kurucu teşkilat başkanı’ olacaktı. 1999-2004 yılları arasında da ‘büyükşehir belediye meclis üyesi’ olarak görev yapacaktı. Sonra 2002’de Ada Fikir Kulübü’nü kuracaktı, bizleri de işin içine katarak.

Sevilen İki Kardeş: Kaptan Şalvar Hasan, Ayakkabıcı Sezai Öztunç

Postacı İbrahim amcanın evinden sonra Kılavuz sokak girerdi sağa. Değirmenle Postacı İbrahim’in evleri arasından giren bu sokağın1960’larda oluştuğu söyleniyordu. Ozanlarlılar bu ve bunun gibi (onlara göre Ozanlar Değirmen’de biterdi zira) sokakları pek kendilerinden saymazlarsa da sokağın ortalarında sol taraftaki tek katlı evde oturan Sezai ve Hasan Öztunç kardeşler mahallenin has evladı kabul edilirdi. Hasan Öztunç benimle aynı yaştaydı, Adapazarı Belediyesi’nde çalışıyordu, akıllı, uslu, delikanlı biriydi, çok da teknik bir orta saha oyuncusuydu. On sekiz yaşından itibaren kendinden büyüklerin oynadığı Ozanspor’un kaptanlığını üstlenmişti, bileğinin hakkıyla. Lakabaı – nedense- ‘Şalvar Hasan’dı. Hasan’dan dört beş yaş kadar büyük olan ağabeyi Sezai Önceleri ise önceleri Canavar Orhan’ın yanında ayakkabı üretiminde çalışıyordu, sonraları sonraları caddeye bakan tarafında Civelek’lerin avlusunda sekiz on metrekarelik bir ayakkabı tamir ve üretim dükkânı açmıştı. Daha sonraları belediyede çalışıp emekli olmuştu. İyi yürekli, dost, mert, yardımsever bir ağabeyimizdi, elli yedi yaşında, birkaç sene önce kanserden vefat etti. Allah gani gani rahmet eylesin.

Avukat Şaban, Kırkbir Bahattin

Bir de o sokağın sonlarında solda ‘Lazlar’ denilen ve marangozlukla geçinen bir haneyi hatırlıyorum, onlar da mahalleyle birlikte hareket ederlerdi. O aileden avukat Şaban ağbi, mahalle takımının iki kalecisinden biri olan Sabri Yıldırım (ki her ikisi de rahmetli oldular), Ömer ve Ali. Ömer’le Ali, kurduğum Ozanspor Genç Takımı’nda benim futbolcularımdılar. İyi bir ailedir o aile. Akademi’nin (benim okuduğum zamanda SDMMA, sonra Sakarya Mühendislik Fakültesi, son on beş yıldır İlahiyat Fakültesi) dibindne sağa giren bir sokak vardır, o sokağın sonunda Kamyoncu Şavgı Kılınç (Şevki’ye Manavlar Şavgı derler) amca vardı rahmetli, Nigar teyze ile evliydi, üç çocuğu vardı: Bahattin, Nuray, saadettin. Onun büyük oğlu Bahattin, ki benden bir veya iki yaş büyüktür, lakabı –nedense- ‘Kırkbir Bahattin’dir, uzunca boylu, karizmatik, babacan, sevecen, ağzı iyi laf yapan, Modern Sanayi Çarşısında tornahane işletmecisidir. Şavgı amcanın uzun yıllar Ozan sokakta kirada oturması, çocukların oradayken doğup büyümelerinden olmalı, bu aile de Ozanlar’dan kabul edilir öteden beri. Özellikle Bahattin Kılınç, Ozanlar’ın seivlen sayılan ve aranan şahıslarındandır.

Nuri Çavuşlar, Baskıcıoğulları

Eski Kandıra caddesinin sol kanadın ortalarına, Pehlivanoğlu avlusunun devamına dönelim: Gitgide sağa kıvrılan bir sokak vardır, sokağa girildiğinde ilk ev ‘Nuri Çavuşların Nuri ağbi’lerin evidir. Nuri Ağbi İbrahim Çavuş’un (soyadları Şenoğlu) oğluydu. Nuriye ablası, karşıdaki Ökten’lerden ‘Hafız’ lakaplı Himmet ağbinin eşiydi. Nuri ağbi çiftçilikle uğraşan, sarışın orta boylu uyumlu sakin saygılı bir ağbimizdi. Bir sonraki ev ise Kamil Baskıcıoğlu’nun eviydi. Kamil amcanın dört çocuğunu hatırlıyorum: Hamit, Hamdi, Hamide, Fahri. Hamit ağbi bizden 4-5 yaş büyük, orta boylu, tıknazca, kıvırcık kafalı, atak, girişimci bir ağbimizdi. Bir yandan Esnaf Kefalet Kooperatifi’nde çalışırken, diğer yandan düğün salonu işleten, bir yandan da Baskıcıoğlu Süt Ürünleri’ni kurup geliştiren bir ağbimizdi. AP ve DYP’de de siyaset yapıyordu. Kardeşleri ile de birlikteydi. Baskıcıoğluların tam karşısında akrabaları olan Muammer Baskıcıoğlu ailesinin evi vardı. Muammer amcanın oğlunun adı Ersin’di. Hamit ağbiden sonra mahalle kahvesini o işletiyordu.

Zahmanlar, Alkanlar, Alganlar

Soldan bir sonraki ev Zahman’ların eviydi. Evin büyüğü Mehmet Zahman, oğlu ise Yılmaz ağbiydi. Daha sonra Açık sokağa ev yapıp taşındılar. Rahmetli Yılmaz ağbinin 5 oğlu vardı. Ben Ali ve Ayhan’ı hatırlıyorum. Onların bitşiğinde ise İbrahim amcanın kardeşi Hüsamettin Alkan’ın evi vardı. Oğlu Metin’i hatırlıyorum. Zahman’larla Alkan’ların tam karşısında ise Mustafa Algan amcanın evi vardı. Mustafa amca ile İbrahim Alkan, dört beş kuşak yukarıdan amca çocukları olduğu söylenirdi. Mustafa amca uzunca boylu, karayağız, Kuyudibi’nde pulluk tamiri vs. işiyle geçinen, hayatını AP, 1980 sonrasını ise DYP’ye vakfeden bir amcamızdı. Oğlu Engin’i hatırlıyorum; kıvırcık saçlı, terbiyeli ve saygılı bir gençti Engin. Çok iyi futbolcuydu üstelik. İş sıkıntısı çekince –bildiğim kadarıyla- İsviçre’ye yerleşti.

Çerkez Amca, Ulvi Bakkal, Çakır Kardeşler

Sağdan sokağın sonunda ‘Çerkez Amca’ denilen, Karaağaçdibi’nde lokanta işleten biri oturuyordu. Ülker, Melek, Dilek adında üç kızı, Rıza adında, sonraları Ozanspor’un kaleciliğini de üstlenen Rıza adında bir oğlu vardı. Rıza bizden üç dört yaş kadar küçüktü, sevimli, sportmen vücutlu, yakışıklı, terbiyeli bir delikanlıydı.
Değirmen’in tam karşısından batıya doğru giden sokağın adı Açık sokaktı. Açık sokakla Eski Kandıra caddesi kesiştiği köşede (tam da Değirmen’in karşısında) Ulvi Bakkal vardı. Geçince de Ekrem Şenoğlu’nun mahalle kahvehanesi (ilki Pehlivanoğlu ailesine ait Hamit Baskıcıoğlu’nun işlettiği kahvehanedir) vardı.
Açık sokakta sağda pek ev yoktu, ileride Zahman’ların yeni evi vardı, geçince de sağa bir sokak girerdi, resmi adı neydi bilemem ama halk arasında Çukur sokak, hatta Çukur mahalle denirdi. Çok yağmurda (ki Adapazarı’nın yağmurları da meşhurdur) Çukur sokağı sel aldığı söylenirdi. Orada oturan Çakır kardeşleri hatırlıyorum. Büyüğü Muharrem Çakır’dı. Küçüğünün lakabı ‘Çakır’dı. Herkes Çakır diye hitap ettiğinden adını bilemiyorum, galiba Sabahattin’di. Ozanspor’un yıldız on bir numarası, acar solaçığıydı. Değirmen’de çalışırdı, genç yaşta da kaybettik. Ağabeyi Muharrem Çakır ise Belediye’de memurdu; sözünü bilen, sözü dinlenen, güzel giyinen, sohbet ehli bir ağbimizdir.
Resmi olarak Ozanlar mahallesi çok daha geniş olsa da, eski Ozanlarlıların ‘Ozanlar’ diye kabul ettiği sınırlar bu kadardı. Onlara göre resmi Ozanlar mahallesi dört bölümden oluşuyordu; ilki, bizim altı haftadır anlattığımız ‘Eski Ozanlar’, ikinci bölüm ‘İpkoparan’, üçüncü bölüm ‘Dallas/Çevreyolu Arkası’, dördüncü bölüm ise ‘Akademi Arkası’dır. Gün gelir onları da anlatırız inşallah.