Üstüne basa basa söylüyorum ki AK Parti’nin tek rakibi AK Parti’dir.
Ülkedeki siyasi manzara böyle devam ettiği müddetçe AK Parti bir tek kendisine yenilir.
Bu siyasi misyon ciddi bir hata yapmazsa daha uzun yıllar ülkeyi yönetmeye devam eder.
Ve yine ciddi ve stratejik hatalar yapılmadığı sürece belediyeleri de kimseye kaptırmaz.
Özellikle ilimizde kaybedilen her belediye AK Parti’nin hediyesi olur, muhalefetin zaferi değil.

Peki, ciddi ve stratejik hatalara nasıl imza atılır?
Şöyle ki AK Parti her şeyden önce tevazuyu elden bırakmayacak.
Çoğunluk azınlığa tahakküm etmeyecek.
Eleştirilere açık olacak, tahammül ve sabır gösterecek.
Kendinden olmayana yaşam hakkı tanımayan anlayışı terk edecek.
Kesinlikle ve kesinlikle rehavete kapılmayacak.
Çalışmaya, üretmeye ve halka inmeye devam edecek.
Aksi bir tutum sergilenirse hata yapılmış olur.

Peki, stratejik hata nasıl yapılır?
Bilhassa belediye başkan adayları belirlenirken böylesi hatalar yapılabiliyor.
Her şeyden önce hatır gönülle başkan adayları belirlenmemelidir.
Bu işin bir ölçüsü, kriteri olmalı, tercihler liyakat esasına dayandırılmalıdır.
Doğru adaylar ve doğru projelerle halkın karşısına çıkılmalıdır.
Kişisel birtakım hırs ve arzuların, birtakım çıkar kavgalarının aday tercihlerinde etkili olmasının önüne geçilmelidir.
Zaten geçen yerel seçimlerde başta Şanlıurfa olmak üzere birçok belediyede bunun dersini aldı AK Parti.
Bildik hataları tekrarlayacaklarını sanmıyorum.

Peki, AK Parti kendisine nasıl yenilir?
AK Parti başta Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç olmak üzere birkaç kişinin sırtında yükseldi ve bu günlere kadar geldi.
Hiç şüphesiz bu başarıda en büyük pay Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ındır.
Ve hepimizin malumu odur ki gerek milletvekilleri, gerekse belediye başkanları kişisel birtakım beceri ve meziyetleriyle değil Başbakan Erdoğan’ın rüzgârıyla seçim kazanmaktadır.
Bundan sonra da böyle olacak.
Bu yüzdendir ki adaylık konusunda Başbakan ne derse o olacak.
AK Partililer öncelikle Başbakan Erdoğan’ın kararlarına rıza göstermeyi öğrenecek.
Olmuş bitmiş şeyleri tartışmayı bir kenara bırakacaklar.

AK Partililer öncelikle birbirine sahip çıkmayı öğrenecek.
“Bu bana yakın, şu falancaya yakın” anlayışını bir kenara iterek aynı geminin yolcuları olduklarını ve gemi batarsa hep beraber batacaklarını akıllarından çıkarmayacaklar.
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” demeyecekler.
“Benden sonra hayat tufan” diye düşünmeyecekler.
Kapalı kapılar ardında birbirlerinin kuyusunu kazmaktan, sağa sola birbirlerini fişlemekten vazgeçecekler.
Düşmanlarının değirmenine su taşımayacaklar.
Davalarına sonuna kadar sahip çıkacak ve yapılan haksızlıklar karşısında sessiz kalmayacaklar.
Ama bunu yaparken de dozajı iyi ayarlayacaklar.

AK Partililer öncelikle gereksiz ve lüzumsuz polemiklere girerek seviyeyi düşürmeyecek.
Seslerini fazla yükseltmeyecek, ağızlarını bozmayacaklar.
AK Parti üst kimliği altında siyaset yapan insanlar her şeyden önce birbirlerinden rol çalmayacak.
Herkes kendi görev alanı içerisinde, kendi üzerine düşeni yapacak.
Partide birden fazla değil sadece bir tane baş olacak.
Herkes parti geleneklerine saygılı bir şekilde hareket edecek.
Ve partideki hiyerarşiye harfiyen uyacaklar.

AK Partililer öncelikle birkaç yürekli insanın tırnaklarıyla kazıyarak bu noktalara taşıdığı partiyi hiçbir şekilde kendi menfaatlerine alet etmeyecek.
AK Partili kimliğini kullanarak öne geçmeyecek, pozisyon almayacak ve kendilerine çıkar sağlamayacaklar.
Bu partinin kişilerle kaim olmadığını yazacak herkes bir kenara.
Kimse kendini bulunmaz Hint kumaşı zannetmeyecek, vazgeçilmez de sanmayacak.
Yanlışı kimse sahiplenmeyecek.
Doğrudan kimse taviz vermeyecek.
AK Parti’nin sırtına binerek yükselmeyecek hiç kimse…

Başta da dediğim gibi AK Parti’yi kendisinden başkası deviremez.
Geçmişte Anavatan, Doğru Yol gibi partiler nasıl kendi kendilerini bitirmişse AK Parti de ancak kendi kendini bitirir.
İş çıkar paylaşmaya dönüşürse bu misyon sona erer.
İktidar olmak hizmet etmekten ziyade ganimeti bölüşmeye dönüşürse işin rengi değişir.

Şu da unutulmamalıdır ki yıkmak kolay ama yapmak zordur.
O yüzden her zaman ve zeminde yapıcı olmak zorundasınız.
Zira bize emredilen de böylesi bir hareket tarzıdır.
Ne demiş Yunus Emre:
Gelin tanış olalım.
İşi kolay kılalım.
Sevelim sevilelim.
Dünya kimseye kalmaz…