Gazetedeki Yazılarım Sayesinde Sekiz Kitabım Oldu
Söyleşi: Ahsen Özkılıç
Söyleşinin başında sormak istiyorum; eğitimin ve asıl mesleğin nedir Fahri Abi? Ben aslında Endüstri mühendisiyim, Ahsen kardeşim. 1982 yılında İTÜ Sakarya Mühendislik Fakültesi Endüstri mühendisliği bölümünü bitirdim. Pek bilinmez; Adapazarı Belediyesi’nde 9 yıl bilgisayar programcısı, 3 yıl Su İşleri Müdürü, 8 yıl Kültür Müdürü, Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nde 5 yıl Kültür İşleri Dairesi Başkanı olarak çalıştım. 25 yıl memuriyetin ardından 2009’da emekli oldum. Yaklaşık 4 yıl da Mardin merkezli Güneydoğu Anadolu Kültür Birliği’nde ve Edirne’de, vali kültür sanat danışmanı olarak görev yaptım. Birçok sivil toplum kuruluşunda kurucu, başkan, üye veya danışman olarak görev üstlendim. Kısaca 2500’ün üzerinde yerel, bölgesel, ulusal projede, proje müellifi, uygulayıcısı, düzenleme kurulu üyesi, benim tabirimle hamal olarak görev yapmak nasip oldu. Biraz fazlaca yorgunluk ve hamallık ama olsun artık. Şükrediyorum.
Gazeteciliğe nasıl ve nerede adım attın? Hangi aşamalardan geçtin? Mühendislik eğitimimi bitirmiş, askerlik bekliyordum. O yıllarda birikim çoktu. İki yıl kadar askerlik bekliyorduk. 1983 sonbaharıydı. O yıllarda 5 bin tirajlı ofset Sakarya Gazetesi’nde ‘Muhabir Aranıyor’ diye bir ilân gördüm. Bir mektup yazdım, çalışmak istediğimi belirten. CV (sivi) kavramı yok o zaman daha. Okumuşlar. Ustam Yusuf Çinal o mektubun hikâyesini, gazete yönetimi açısından, ilginç bir değerlendirme olarak anlatıyor. (Necdet Güngörsün’ün‘bu çok eğitimli biri, fazla edebi, bize düz adam lâzım’ diye karşı çıkmasına rağmen, Semih Köprülü ve Yusuf Çınal’ın oyuyla, 2-1, beni almaya karar verdiklerini yazıyor Yusuf Hoca, bir yazısında.) Çağırdılar. Başladım.
Altı ay kadar Sakarya Gazetesi Spor Servisinde Necdet Başoğlu, Ümit Kahyaoğlu ile birlikte, spor muhabiri olarak çalıştım. Kapalı Spor Salonu, Karaaptiler, Sakarya Atatürk Stadı… Mekik dokuduk. 1984’te Denizli’de kısa süre (sekiz ay) askerliğimi yapıp geldim. Belediyede mühendis olarak işe başladım. Bir yandan da Hüseyin Komite’ye haftalık Spor’da 54gazetesinde dışarıdan yardım ettim. 1987-88 yıllarında Yenigün Gazetesinden haftalık röportajlar yaptım. Bir yandan belediyede bilgisayar programcılığı, bir yandan da mesai sonrası gazetelerde söyleşi ve köşe yazarlığı… Sakaryaspor’un zorlu ikinci lig şampiyonluğunu anlatan Bir Şampiyonluğun Öyküsü (1987) ve İz Bırakanlar’88 kitaplarım yayımladı. O sırada ulusal edebiyat dergilerinde denemelerim de yayımlanmaya başladı.
Eskiler gazeteciliği bir usta-çırak ilişkisi görürler. Sizin de bir ustanız oldu mu? Doğrudur. Usta-çırak ilişkisinin gereğine inanırım. Benim gazetecilikte ustam rahmetli Hüseyin Komite’dir. Sakarya Gazetesinde Spor Sevisinde işe başlamıştım ya. Kendisinden gazetecilik adına çok şey öğrendim. Hüseyin Abi ile ailece de güzel günlerimiz geçti. Bana sorarsanız Hüseyin Komite, Sakarya basınının en temiz adamlarından biriydi. İyi bir aile babası, iyi bir eş, şen şakrak, çalışkan, çilekeş ama güler yüzlü, iyi Beşiktaşlı iyi kalpli biriydi. Çok güzel anılarımız vardır. Benden on üç yaş büyüktü. Her gördüğümde elini öperdim. O da bana Çekirge diye hitap ederdi. O yıllarda TRT’de yayınlanan Kung Fu dizisinde David Carradine’nin canlandırdığı rolün adıydı Çekirge. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun koca ustamın.
Gazetemiz Yeni Sakarya’da yazmaya 6 Şubat 1989’da başlamışsın. Kaç yaşındaydınFahri Abi? O günlerde yazarlığınızın hangi aşamasındaydın? 29 yaşındaydım. Erkal Etçioğlu, -ki bana sorarsanız hâlâ Adapazarı Belediyesi tarihinin en başarılı iki belediye başkanından birisidir- o yıllarda belediye başkanıydı. Sakaryaspor bugünkü adıyla Süper Lig’deydi. Türkiye Kupası şampiyonu olmuştu. Ben de Sakarya Gazetesi, Spor’da 54 ve Yenigün Gazetesi tecrübelerine sahiptim. Köşemin adı Eğri Oturup Doğru Konuşalım’dı. O yıllarda yerelde pek de örneği görülmeyen söyleşiler yapıyordum. Nitekim Yenigün’de yayımlanan o söyleşilerden bir kısmını, 1988 yazında İz Bırakanlar adıyla kitaplaştırmıştım.
Niçin ve nasıl Yeni Sakarya’da başladın abi? O günlerde, ikisi de Sakarya basınında öncü olan büyüklerden Necdet Güngörsün ile Hüseyin Komite’nin, sebebini bizim bilemediğimiz bir çekişmeleri-kavgaları vardı. Güngörsün’ün çevresinde özel bir ekibi vardı. Komite’nin çırağı olarak benim yerim, otomatikman, öteki çocuktu. Necdet Abi 1988 sonlarında Adapazarı Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğünden Yenigün’e dönünce, ilk icraatlarından biri bana yazdırtmamak oldu. Yıllar sonra Yusuf Hoca’nın bir yazısından öğreniyoruz ki, zaten 1983’te gazeteye girişime de karşıymış. Olabilir. Herkese saygı duyarız. Ben 1989 başlarında boşta bir gazeteciydim yani. Yazacak yerim yurdum yoktu. O günlerde Zeki Aydıntepe Ağabeyden ‘buyur gel, bizde yaz, Fahri’ teklifini aldım. Nitekim Zeki Aydıntepe, 21 Şubat 1989 tarihli köşe yazısında, ‘Tuna’nın başarısını hazmedemeyen cüce akıllılar’dan bahsediyor, bu engellemeden söz ediyordu.
Ve bana Yeni Sakarya Gazetesi sütunlarını açışını şu sözlerle açıklıyordu: ‘Endüstri mühendisi patentli böylesine çalışkan, aktif, kültürlü bir kalem efendisini yeniden ateşlemek bizi hayli sevindirdi. Böyle yeteneklerin kösteklenmemesi, aksine desteklenmesi yolundaki görüşlere katıldığımızı belirterek Fahri Tuna’ya hoş geldin diyorum.’ Buradaki köstekten neyi ve kimi kastettiği malum. Evet, 6 Şubat 1989’dan bu yana, şehirdeki başka hiçbir gazetede yazmadan, istisnasız otuz yedi yıldır Yeni Sakarya’da yazıyorum. Dile kolay 37 sene. Yoğun görevlerim sırasında kısa süreli aksatmaları saymazsam, basit bir hesapla 37 sene X 52 hafta, 1.924 yazı yazmış olmalıyım. Tahminim 2 bin civarında farklı yazı. Bu vesileyle başta merhum Hasan Uyar büyüğüm ve - Allah sağlıklı uzun ömürler versin- Zeki Aydıntepe Ağabeye ve Yeni Sakarya Ailesine şükranlarımı arz ediyorum.
1989’un Yeni Sakarya’sı? Ben Sakarya basınının demirbaşı ve hafızası YeniSakarya’ya intisap ettiğim (adım attığım) 1989 başlarında, gazete, Uyar Han’ın zemin katının en sonunda, solundaydı. Gazetenin basıldığı matbaa makinesi ile idarehane birlikteydi. Gazetemizin sahibi, iyilik, edep ve merhamet abidesi büyüğümüz Hasan Uyar, daha çok gazetenin Bakırcılar İçi’ndeki yerinde dururdu. Arada gelirdi gazeteye.
Gazete o zaman tipo baskıyla basılan akşam gazetesiydi. Matbaada dizgi ustası, upuzun boylu, güçlü kuvvetli, İstanbul’dan Hürriyet’ten gelmiş bir usta olan, iyi Ecevitçi, iri kıyım hâlinin aksine yufka yürekli ağabeyimiz Ziya Üstüngüler vardı.
Yardımcısı gerçek bir edep ve saygınlık abidesi, örnek bir Abhaz Beyefendisi olan Sedat Kobaş abiydi. Sessiz saygılı efendi çalışkan biriydi. Üçüncü kişi ise bizim şair Cavit Dereli’ydi. Cavit onlardan gençti. Hatta benden de gençti. Yazıları haberleri toparlayan Cavit’ti. Çalışkan, saygılı, edepli bir muhacir genciydi Cavit. Cavit’in bir görevi de her gün öğle saatlerinde Kız Meslek Lisesi sokağındaki ticarethanesinde günlük yazısını yazan ve Ziya Üstüngüler’in tabiriyle ‘Milli Damat’ Zeki Aydıntepe’nin iri el yazısıyla - neredeyse bir A4 sayfaya yedi sekiz satır, toplamda beş altı sayfa elbette- yazdığı yazıları almak, Ziya Abi’ye yetiştirmekti. Ne hikmetse Zeki Abi de bir türlü o yazıları tamamlamaz, beş altı kere telefon edilir, gel al Cavit sözü hasretle beklenir, Ziya Üstüngüler de gazete yetişemeyecek endişesiyle diken üzerinde oturur, Sedat Abi her zamanki sakin ve huzurlu yüz ifadesiyle pek renk vermezdi.
O zamanlar gazetemiz, akşam gazetesiydi. Öğlene dek haberler toplanır, ziya Abi diziyor, ardından Sedat Abi basıyor, ikindide de dağıtıma, okunmaya çıkıyordu. Dağıtıcılar koltuğunun altına 50-100’er gazete alır, eskiden beri bildikleri abone dükkânlara dağıtır veya yolda isteyenlere satarlardı. Adapazarı çarşılarının, park bahçelerinin günlük rutinlerinden, en büyük zevklerinden birisi o yıllarda, simit ve çay eşliğinde ikindi civarı taze çıkmış Yeni Sakarya’yı okumaktı. Dağıtıcılardan Hâl’de çalışan altın kalpli ağabey Kara İbrahim’i, Cavit Dereli’nin kardeşi İdris’i, güler yüzlü ve çalışkan Ekrem Ateş’i hatırlıyorum mesela. Oktay Sarı da o yıllarda Yeni Sakarya’nın şiir köşesini yönetiyordu. İşte o güzel, masalsı günlerde ben de bir yandan belediyede çalışırken, her hafta bir köşe yazısı, bir de söyleşi yazıp yayımlıyordum Yeni Sakarya’da.
Yeni Sakarya’da yazıyor olmak nasıl bir duygu/nasıl bir olay? Kurucusu Hasan Uyar ekolü diyebileceğimiz, şehrin haysiyetli, dengeli, skandallardan uzak,muteber bir gazetesinde yazıyor olmaktan her zaman iftihar ettim. Ediyorum. Edeceğim. Benim yazılarımın yarısı şehirle ilgili araştırma yazılarıysa da diğer yarısı, hatta daha fazlası, edebiyat (deneme ve portre) yazıları. İnşallah Yeni Sakarya okurlarıiçin ağır olmamış, bana kızmamışlardır. Hoş görmelerini istirham ederim.
37 yıl içerisinde Yeni Sakarya’da üzerinde bir baskı, sansür, yönlendirme hissettin mi? İlginçtir, bir kez bile gazete yönetimi tarafından uyarılmadım. Sansür hissetmedim üzerimde. Türk basın tarihinde sanıyorum az rastlanır bir şeydir bu. Belki de ben siyaset dışı, daha çok araştırma ve edebiyat yazıları yazdığımdan olabilir. Mizacım da kavga-çekişme-dedikodu türü işlerden uzaktır zaten.
Bu süre içinde yazılarınla ilgili olumsuz olay ya da olaylar yaşadın mı abi? Bir iki küçük istisna dışında yaşamadım. Biri bir söyleşim yüzünden takibat geçirdim. Neşe Gazozu sahibi Adnan Yüksekkaya ile söyleşi yapmıştım. Meğer iki tane Neşe Gazozu varmış. İki amca çocuklarının. Ben bilmiyorum tabii ki. Söyleşi yaptığım Erol, bilmediğim bir sebepten amcasından söz etmemiş. Onları da tanır severim aslında. Onların eniştesi TRT Haber Spikeri Mehmet Alkaş ağabey, ki eski dostumdur, beni ve gazetemi eksik rekabet iddiasıyla şikâyet etti. Soruşturma sonucunda takipsizlik verildi, dava bile açılmadı.
Bir de bir yazım hakkında Akyazılı bir emekli eğitimciden mektup aldım. Önce mektubu yayımladım. Sonra edepli bir şekilde cevap verdim. Yıllar sonra, Yusuf Cinal kitabı hazırlığı sırasında Sayman Altınküpe adında biriyle tanıştık. Harika bir insan. İyi dost olduk. Bir gün bana dedi ki, size otuz sene önce Akyazı’dan mektup yazan biri vardı, hatırlıyor musunuz? Evet, Turgut Altınküpe’ydi dedim. Ben onun oğluyum. Bana, aile kararıyla, sizi indirme görevi verilmişti. İyi ki indirmemişim, iyi insanmışsınız dedi, gülüştük. Turgut Hoca’ya rahmet diliyorum bu vesileyle. Sayman kardeşime de selam ve sevgilerimi sunuyorum buradan. Başka da olumsuz bir olay yaşamadım.
Abi, 37 yıldır Yeni Sakarya’da yazıyor olmak sana ne kazandırdı? Bana yakın çevremden sık sık sorulur: Para almadığın hâlde otuz küsur yıldır niçin Yeni Sakarya’da yazıyorsun, enayi misin sen? Diye. Ben de evet, enayiyim. Var mı diyeceğiniz? Ben 24 kitabımın üçte birini o gazete yazıları birikimiyle yayınladım. Ayrıca şehirde, şehir kültürü ile ilgili sık sık aranan, bilgi sorulan, saygı duyulan bir yere sahip oldum. Her şey para mı? Diye cevap veriyorum. Kısaca Yeni Sakarya bana, 8 kitap ve toplumda saygınlık-itibar kazandırdı. (Her yılın 31 Aralık’ında rahmetli Hasan Uyar’ın zarf içinde cebimize soktuğu, 500 liralık (bugünkü 100 dolardan aşağı değildir) zarif teşekkürünü / hediyelerini de tebessümle hatırlıyorum.)
En ilginç ve unutulmaz Yeni Sakarya hatıran nedir desem? Ben gazete ofisine çok gelen giden bir yazar değilim. 37 yılda otuz yedi kere gelmemişimdir. Daha çok elden veya son yirmi senedir internet üzerinden gönderiyorum. İlk yıllarda her Cumartesi birkaç saat gazeteye uğrardım. Yine de birçok hatıram var tabii ki. Hangisini yazsam.
1990’lı yıllarda Zeki Abi’nin ayda bir veya iki, gazetede verdiği, yedi-sekiz kişilik, çok leziz buğulama hamsi partilerini, sonrasında da nefis helvadan yiyişimizi hâlâ çok güzel bir hatıra olarak hatırlarım. Bir de gazetenin Bakırcılar İçi’ndeki idarehanesi ve davetiye basan mini baskı makinesinde çalışan örnek, harika bir insan İbrahim abimiz vardı. Bir disiplin abidesiydi. Örnek emekçi. Hiç unutmam; oğlunun Pazar günü sünneti vardı. İzin almayıp Cumartesi günü akşam 18.00’e kadar matbaada çalışan destansı bir kahramandı.
Fahri Abi, Yeni Sakarya’da senden daha eski ve uzun süre yazan var mıdır, yaşayanlar arasında? Kendi çapında bir rekorun da sahibisin herhalde? Genel Yayın Yönetmenimiz Zeki Aydıntepe’yi ayrı tutarsak sanki yoktur. Ben hatırlamıyorum. Daha eski tarihte birkaç yazı veya birkaç sene yazan belki çıkabilir ama 37 senedir sürekli-hiç ara vermeden, başka bir gazetede yazmadan yazan, tahmin ediyorum, yoktur. Sağ olursak, nasipse, üç yıl sonra kırklanacağız artık. Kısmetse mini bir kırkıncı yıl törenini hak edeceğim galiba. Yaşarsak tabii. Nasip.
Son olarak, beş kelime ile senin için Yeni Sakarya nedir desem? Denge, itibar, ciddiyet, ciddiye alınırlık ve vefa derim, ilk beş kelime olarak. İkinci beş kelime ise, Hasan Uyar, tevazu, süreklilik, haysiyet ve kalite derim.

















