Sosyal medya platformlarında saatlerce fark edilmeden geçirilen zaman, uzmanlara göre yalnızca vakit kaybına değil; dikkat dağınıklığı, uyku sorunları ve akademik başarısızlık gibi ciddi sonuçlara da yol açabiliyor. Psikolog Şevval Bostancı, son yıllarda özellikle gençler arasında yaygınlaşan “Sonsuz Kaydırma Sendromu” hakkında Yeni Sakarya Gazetesi’ne önemli değerlendirmelerde bulundu.

“Beyin Dur Sinyali Alamıyor”

Sonsuz kaydırma davranışının dijital çağın en yaygın alışkanlıklarından biri haline geldiğini belirten Bostancı, bunun resmi bir psikiyatrik tanı olmadığını ancak giderek daha sık karşılaşılan bir kullanım döngüsünü ifade ettiğini söyledi.

Bostancı, “Kişi çoğu zaman telefona birkaç dakika bakacağını düşünerek başlıyor. Ancak içerik akışı hiç bitmediği için doğal bir durma noktası oluşmuyor. Beyin sürekli yeni içerikle karşılaştığından ‘burada durabilirim’ sinyalini almakta zorlanıyor. Her kaydırmada neyle karşılaşacağımızı bilmememiz ise merak duygusunu canlı tutarak davranışın sürmesine neden oluyor” dedi.

Dikkat Süresi Kısalıyor

Özellikle kısa videoların dikkat süresi üzerinde önemli etkileri olduğuna dikkat çeken Bostancı, hızlı ve yoğun içerik tüketiminin uzun süre odaklanmayı zorlaştırdığını belirtti.

“Beyin bu tempoya alıştığında kitap okumak, uzun metinleri takip etmek veya sabır gerektiren işlere yoğunlaşmak daha zor hale gelebiliyor” diyen Bostancı, kişilerin sürekli yeni bir uyaran arayışına girebildiğini ifade etti.

Akademik Başarıyı da Etkiliyor

Sonsuz kaydırma alışkanlığının eğitim hayatını olumsuz etkileyebileceğini vurgulayan Bostancı, akademik başarının yalnızca zekâyla açıklanamayacağını söyledi.

“Dikkat, hafıza, planlama, düzenli uyku ve motivasyon öğrenmenin temel unsurlarıdır. Sosyal medyada geçirilen kontrolsüz süreler, erteleme davranışını artırarak ders çalışma düzenini bozabiliyor” ifadelerini kullandı.

Bağımlılığa Dönüşebilir

Telefon kullanım süresinden çok, kullanımın günlük yaşam üzerindeki etkisinin önemli olduğunu belirten Bostancı, bazı bireylerde bu davranışın bağımlılığa benzer bir yapıya dönüşebileceğini söyledi.

“Telefonu bırakmakta zorlanmak, ekrandan uzak kalınca huzursuz hissetmek, planlanandan çok daha uzun süre çevrim içi kalmak ve sosyal medyada olunmadığında bile zihnin sürekli orada olması dikkat edilmesi gereken işaretlerdir” dedi.

FOMO ve Yalnızlık Hissi Artıyor

Sürekli yeni içerik tüketmenin kaygı ve yalnızlık hissini artırabildiğini belirten Bostancı, özellikle gençlerde yaygın görülen FOMO (bir şeyleri kaçırma korkusu) konusunda uyarılarda bulundu.

“Arkadaşlarım ne yaptı, gündemi kaçırdım mı, bensiz bir şey mi oldu gibi düşünceler kişiyi tekrar tekrar sosyal medyaya yönlendiriyor. Ayrıca insanların yalnızca en mutlu ve başarılı anlarının paylaşılması, gençlerin kendi hayatlarını eksik veya yetersiz görmelerine neden olabiliyor” diye konuştu.

Ekran Görüntüsü 2026 06 11 114813

Ailelere Önemli Görev Düşüyor

Gençlerin dijital dünyada daha sağlıklı bir ilişki kurabilmesi için ailelerin rehberlik edici bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurgulayan Bostancı, yasaklayıcı tutumların yerine bilinçli kullanım alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekti.

“Çocuklar söylenenden çok gördüklerini öğrenir. Bu nedenle ekran kullanımıyla ilgili kurallar yalnızca çocuklar için değil, tüm aile bireyleri için geçerli olmalıdır” dedi.

“Önemli Olan Bilinçli Kullanım”

Gençlerin sosyal medyayı tamamen bırakmasının gerçekçi bir beklenti olmadığını belirten Bostancı, her kullanım öncesinde amacın sorgulanması gerektiğini ifade etti.

“Bir uygulamaya girmeden önce ‘Buraya neden giriyorum?’ sorusunu sormak oldukça değerlidir. Sonsuz kaydırma çağımızın görünmez yorgunluklarından biri haline geldi. Dijital dünyada sağlıklı kalmak artık yalnızca bireysel değil, ailelerin, eğitimcilerin, teknoloji şirketlerinin ve toplumun ortak sorumluluğudur” diye konuştu.

Foto: Gülten KUZGUN

Muhabir: Şevval GEÇİN