Türkiye'de son yıllarda suça sürüklenen çocuk sayısındaki artış, toplumun en önemli sorunlarından biri haline gelirken, benzer tablo Sakarya'da da dikkat çekiyor. Konuyla ilgili Yeni Sakarya Gazetesi'ne özel değerlendirmelerde bulunan Avukat Adnan İlkis, çocukların hukuken "suçlu" değil, "suça sürüklenen çocuk" olarak tanımlanmasının bile adalet sisteminin temel yaklaşımını ortaya koyduğunu söyledi.
HUKUKİ YAKLAŞIM
Suça sürüklenen çocuk kavramının hukukta özel bir anlam taşıdığına dikkat çeken İlkis, "Suça sürüklenen çocuk kavramı; kanunların suç olarak tanımladığı fiili işlediği iddia edilen veya bu yönde hakkında soruşturma yürütülen 18 yaşından küçük bireyleri ifade eder. Burada özellikle 'suçlu çocuk' yerine 'suça sürüklenen çocuk' kavramının kullanılması son derece önemlidir. Çünkü hukuk, çocuğu işlediği iddia edilen fiilden ibaret görmez. Çocuğun içinde bulunduğu aile ortamını, sosyal çevresini, ekonomik koşullarını ve gelişim sürecini birlikte değerlendirir. Çocukların çoğu zaman bilinçli bir suç eğiliminden çok, içinde bulundukları şartların etkisiyle suça sürüklendiği kabul edilir. Bu nedenle çocuk adalet sisteminin temel amacı cezalandırmak değil, çocuğu koruyarak yeniden topluma kazandırmaktır." dedi.
ORGANİZE TEHLİKE!
Suça sürüklenen çocuk sayısındaki artışın tesadüfî olmadığını ifade eden İlkis, "Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo münferit birkaç olaydan ibaret değildir. Organize suç örgütleri çocukların cezai sorumluluklarının farklı olmasını fırsata çeviriyor. Çocuklar tetikçi, kurye ya da çeşitli suçlarda kullanılan piyonlar haline getiriliyor. Özellikle sosyal medya üzerinden kurulan sahte arkadaşlıklar ve dijital ağlar aracılığıyla gençler kandırılıyor, suç örgütlerinin içine çekiliyor. Bu nedenle mücadele yalnızca suçu işleyen çocukla değil, onları kullanan profesyonel suç şebekeleriyle yapılmalıdır." ifadelerini kullandı.
EKONOMİK SIKINTILAR
Ekonomik sıkıntılar, aile içi iletişim kopukluğu, okul terkleri ve bağımlılıkların da çocukları suç ortamına ittiğini belirten İlkis, "Ekonomik darboğaz çocukları erken yaşta çalışma hayatına ya da sokağa itiyor. Evde sevgi, ilgi ve aidiyet bulamayan çocuk bunu sokakta, çetelerde veya yanlış arkadaş çevresinde arıyor. Buna okuldan kopuş, madde bağımlılığı ve kontrolsüz dijital medya kullanımı da eklendiğinde çocukların adliye koridorlarına uzanan süreci hızlanıyor." dedi.
ÇOCUK ADALETİ
Çocuk adalet sisteminin yetişkinlerden tamamen farklı işlediğini vurgulayan İlkis şöyle devam etti;
"12 yaşından küçük çocukların ceza sorumluluğu bulunmaz. 12-15 yaş grubunda ise çocuğun yaptığı davranışın hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği uzman raporlarıyla değerlendirilir. Her çocuk için baro tarafından zorunlu müdafi görevlendirilir. İfadeler çocuğun ikinci kez travma yaşamaması için Adli Görüşme Odalarında pedagog veya uzman eşliğinde alınır. Duruşmalar gizlidir, çocukların kimlikleri korunur ve hiçbir şekilde kelepçe uygulanılmaz. Tutuklama ise ancak başka hiçbir tedbir yeterli olmayacaksa başvurulabilecek son çaredir."
12. YARGI PAKETİ
Yargı Paketi'nin çocuk adalet sistemine önemli katkılar sunduğunu belirten İlkis," TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşan 12. Yargı Paketi'nin çocuk adalet sistemimize yansıyan boyutuna değinmek gerekir. Yasalaşan bu paket, adalet teşkilatının uzmanlaşmasını ve yargı niteliğini doğrudan hedef almaktadır. Bu kapsamda çocuk davalarına bakacak hakim ve savcı yardımcılarına Adalet Akademisinde insan hakları ve çocuk hukuku alanlarında nitelikli zorunlu eğitimler verilmesi esası getirilmiştir. Ayrıca yargı paketiyle hakim ve savcıların usulsüz bilirkişiliğe başvurması disipline edilmiş; çocuk yargılamasında kararların, doğrudan işin uzmanı sosyal çalışma görevlilerince hazırlanan Sosyal İnceleme Raporlarına dayandırılması güvenceye kavuşturulmuştur. Süreçlerin hızlandırılması sayesinde de koruyucu tedbir kararlarının gecikmeksizin uygulanması amaçlanmıştır." dedi.
YASA YETERLİ
Yasal altyapının büyük ölçüde yeterli olduğunu belirten İlkis, asıl sorunun uygulama ve takip mekanizmasında yaşandığını söyledi; "5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu oldukça güçlü bir sistem kurmuştur. Ancak asıl sorun uygulama ve takip sistemidir. Kanunlarımız güçlüdür. Sorun, mahkemelerin verdiği koruyucu kararların sonrasında kurumlar arasındaki koordinasyonun yeterince sağlanamamasıdır. Çocuk adliye kapısından çıktıktan sonra yeniden aynı riskli çevreye dönüyorsa, en iyi yasa bile tek başına yeterli olamaz. Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve yerel yönetimlerin ortak hareket etmesi gerekir." ifadelerini kullandı.
SAKARYA TABLOSU
Sakarya'da da son yıllarda suça sürüklenen çocuk dosyalarında kaygı verici artış gözlendiğini belirten İlkis, “Sakarya’nın sanayileşen yapısı, aldığı yoğun göç, genç nüfus dinamiği ve metropol geçiş güzergâhında bulunması, toplumsal dönüşümün olumsuz yansımalarını adliye koridorlarına bizzat taşımaktadır. En sık karşılaştığımız dosyalar arasında akran zorbalığı sonucu meydana gelen kasten yaralama olayları, gasp ve hırsızlık suçları, uyuşturucu madde kullanımı ile dijital ortamda işlenen siber suçlar yer alıyor." ifadelerini kullandı.
AİLELERE ÇAĞRI
Ailelere de önemli uyarılarda bulunan İlkis, çocuklarla güçlü iletişim kurulmasının suçun önlenmesindeki en etkili yöntem olduğunu söyledi; “Hiçbir çocuk suçlu doğmaz. Çocukları suça sürükleyen ailevi, çevresel ve ekonomik nedenlerdir. Anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevresini, sosyal medya kullanımını ve davranış değişikliklerini yakından takip etmelidir. Kaynağı belirsiz para veya eşya, ani öfke değişimleri ve okuldan uzaklaşma gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalıdır. Suç oluştuktan sonra cezayı konuşmak yerine, suç oluşmadan önce çocuklara güvenli bir aile ortamı sunmalıyız." dedi.
Fotoğraf: Gülten KUZGUN





