İran’da devam eden protestolar ve bu sürecin bölgesel istikrara etkilerini ele alan Dr. Caner, Türkiye’nin İran’a yönelik yaklaşımının yalnızca rekabetten ibaret olmadığını, aynı zamanda derin bir tarihsel iş birliği zeminine dayandığını vurguladı.
“İran’da kısa vadeli çöküş senaryosu gerçekçi değil”
İran’daki iç huzursuzluklara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Caner, son diplomatik analizlerle uyumlu şekilde İran devletinin işlevselliğini sürdürdüğünü ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarını da yorumlayan Caner, protestolara rağmen İran rejiminin yaklaşık 90 milyonluk nüfus üzerinde kontrol sağlayabilecek güçlü bir idari ve güvenlik kapasitesine sahip olduğunu belirtti. Bu köklü ve yerleşik kurumsal yapı nedeniyle İran devletinin kısa vadede çökmesinin olası ya da beklenen bir senaryo olmadığını dile getirdi.
Türkiye ve İran “kadim komşular”
Türkiye ve İran’ın “kadim komşular” olduğuna dikkat çeken Dr. Caner, iki ülke arasındaki sınırın yaklaşık 400 yıldır büyük ölçüde değişmeden kalmasının, sınırların sıkça yeniden çizildiği Orta Doğu coğrafyasında istisnai bir durum olduğunu söyledi. Suriye, Irak ve Lübnan gibi sahalarda zaman zaman karşıt pozisyonlar alınsa da enerji, ticaret ve sınır güvenliği alanlarında rasyonel bir dengeyle iş birliğinin sürdürülebildiğini ifade etti.
Türkiye’nin güvenlik hattında İran faktörü
Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından İran’ın toprak bütünlüğünün korunmasının kritik önemde olduğunu vurgulayan Dr. Caner, İran’ın parçalanması ya da ciddi biçimde istikrarsızlaşmasının Türkiye için ağır bölgesel güvenlik sonuçları doğuracağını belirtti. Ankara açısından İran’ın bütünlüğünün hayati bir güvenlik önceliği olduğuna işaret eden Caner, sınırın ötesinde oluşabilecek bir güç boşluğunun istikrarsızlık, düzensiz göç ve terör risklerini doğrudan Türkiye’ye taşıyabileceğini kaydetti.





