Türkiye'nin önemli üretim ve ihracat alanlarından biri olan otomotiv sektörü, 2026 yılının son çeyreğine zorlu bir tabloyla girdi. Sıfır araç satışlarındaki düşüş ve ikinci el piyasasındaki fiyat baskısı iç pazarda dikkat çekerken, Avrupa Birliği'nin otomotiv sanayisine yönelik yeni politikaları da Türkiye açısından önem taşıyor.

DMM'den AFAD dalgıçlarıyla ilgili iddialara açıklama!
DMM'den AFAD dalgıçlarıyla ilgili iddialara açıklama!
İçeriği Görüntüle

Otomotiv gazetecisi Emre Özpeynirci'nin değerlendirmelerinde öne çıkan riskler, açıklanan güncel satış verileri ve Avrupa'daki son gelişmelerle birlikte sektörün geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı.

SIFIR OTOMOBİL SATIŞLARINDA YÜZDE 27,8'LİK DÜŞÜŞ

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, Eylül 2026'da Türkiye'de otomobil ve hafif ticari araç satışları geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 24,33 azalarak 83 bin 469 adede geriledi.

Yalnızca otomobil satışlarına bakıldığında ise daralma daha belirgin oldu. Eylül ayında 63 bin 736 otomobil satılırken, yıllık düşüş yüzde 27,8 olarak gerçekleşti.

Ocak-eylül döneminde toplam otomobil ve hafif ticari araç pazarı 803 bin 465 adetle geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13,39 küçüldü.

YIL SONU İÇİN 1,1 MİLYON ARAÇ BEKLENTİSİ

Emre Özpeynirci'nin aktarılan değerlendirmelerine göre, sektörde yıl sonu toplam pazar beklentisi 1,1 milyon adet seviyesine kadar geriledi.

Bu tahmin, 2026'nın kalan aylarında satışların nasıl seyredeceğinin önemini artırıyor. Özellikle yılın son çeyreğinde tüketici talebi, finansman koşulları ve otomobil markalarının kampanyaları pazarın yönünü belirleyen başlıca unsurlar arasında bulunuyor.

Öte yandan ikinci el otomobil piyasasında da değer kaybı baskısının derinleştiğine ilişkin değerlendirmeler dikkat çekiyor. Ancak bu baskının tüm marka, model ve araç yaşlarında aynı düzeyde yaşandığını söylemek mümkün değil.

AVRUPA BİRLİĞİ'NİN YENİ PLANI TÜRKİYE'Yİ NASIL ETKİLEYECEK?

İç pazardaki daralmaya ek olarak otomotiv sanayisini ilgilendiren en önemli gelişmelerden biri Avrupa Birliği'nin “Made in Europe” yaklaşımı oldu.

Bu yaklaşım, belirli kamu destekleri ve alım programlarında Avrupa'da üretilen araçlara öncelik verilmesini öngörüyor. Türkiye'nin hangi koşullarda bu kapsama dahil edileceği ise kritik bir soru olarak öne çıkıyor.

16 Ekim'de Fransa ve Almanya arasında şekillenen uzlaşma, Birleşik Krallık'ın belirli koşullarla kapsama alınmasına kapı aralarken Türkiye'nin durumuna ilişkin belirsizliği ortadan kaldırmadı. Düzenleme henüz nihai yasama sürecini tamamlamış değil.

ÜRETİM KAPASİTESİ YÜZDE 20-30'A KADAR DÜŞEBİLİR

Emre Özpeynirci, Türkiye'nin Avrupa merkezli üretim ve teşvik sisteminin dışında bırakılmasının otomotiv sanayisi açısından ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Özpeynirci'ye göre, böyle bir senaryoda Türkiye'de yaklaşık yüzde 60 seviyesinde bulunan kapasite kullanım oranı yüzde 20-30 bandına kadar gerileyebilir. Bu oran, gerçekleşmiş bir düşüş değil, olası düzenlemelerin etkisine ilişkin bir risk senaryosu olarak değerlendiriliyor

Kaynak: sosyal medya