Modacı-Stilist Müesser Kurt: Geleneksel Boşnak Düğünleri ve Kız İsteme Adetleri - II Söyleşi: Necla Dursun

Müesser Hanım, düğün hazırlıklarında ve düğün gününde komşuların, akrabaların veya kız/erkek ailelerinin rolü ve görevleri nelerdir? Kız tarafında çeyiz hazırlıkları her zaman bir topluluk işi olarak yürütülürdü. Örgü ve dikiş işleri, yelekler, hırkalar ve baş örtülerindeki ince oyalar, komşu ve akrabaların gönüllü yardımıyla tamamlanırdı. Bu yardımlar, genellikle ‘Bir şeye ihtiyaç var mı?’ sorusundan sonra, herkesin kendi gücüne göre üstlendiği görevlerle gerçekleşirdi. Aynı gelenek erkek evi için de geçerliydi. Örneğin benim düğünümde on iki tepsi börek hediye olarak gelmişti. Farklı ailelerden gelen bu börek ve tatlı ikramları, düğüne katılan veya katılamayan konuklar tarafından özenle paylaşılır ve ikram edilirdi. Böylece düğünler, aileleri ve komşuları birbirine daha da yakınlaştıran, dayanışmayı ve paylaşmayı pekiştiren bir kültürel adet hâline gelirdi. Düğün heyecanı ve neşesi destek olanlarla birlikte tüm eş dost ve akrabalara sirayet ederek mutluluk kaynağı olurdu.

Çeyiz alma ve çeyiz serme adetleri var mı? Genellikle düğünün bir ay öncesinde, kız evinde çeyiz sergisi on beş gün boyunca serili kalacak şekilde hazırlanır. Bunun amacı götürülecek çeyizin gösterilmesinin yanı sıra, dost, akraba ve komşulara eksik bir şey varsa tamamlama fırsatı vermektir. Çeyiz toplama işlemi düğünden on gün önce yapılır ve erkek tarafından tahsis edilen at arabası veya kamyon gibi araçlarla, önceden belirlenen tekli sayıda konuk (hamile olmayan, evlenmiş veya ayrılmış olmayan, anne olma potansiyelini sürdüren kadınlar) gelinir. Çeyizin taşınmasında ailede yaşlı ve bilirkişi konumundaki bir kişi görev alır; kız tarafı ise yakın aile üyeleri (gelin ve annesi hariç) ile çeyizi damat evine veya yeni yaşayacağı eve götürür. Gelen çeyiz kafilesine şerbet ikram edilir ve çeyiz serilecek yer gösterilir. Erkek tarafı çeyiz sermede bulunmaz; bilirkişi konumundaki yaşlı kişiyle sohbet ederek süreci izlerler. Çeyiz serme işi bitmeye yakın en mükellef sofra hazırlanır ve yemekler hep birlikte yenir. Çeyiz serme görevi tamamlanınca sermede görev alan kişilere damat tarafından hazırlanan birer armağan hediye edilir. Bu hediye paketlerinde kıymetli bir kumaş veya değerli bir baş örtüsü bulunur ve bu hediye damat tarafının yüz akı olarak kabul edilir. Kız tarafından damadın ailesi için büyükten küçüğe hazırlanan bohçalar açılmadan yan yana dizilir; üzerinde kimin bohçası olduğu bir kâğıda yazılmıştır. Damat tarafının hazırladığı kız tarafına ait bohçalar ise çeyiz serme kafilesi aracılığıyla gelinin evine götürülür.

Boşnak kültüründe kına gecesi var mı? Boşnaklarda kına gecesi, benim evlendiğim dönem ve öncesinde genellikle kız evinde, kız tarafının komşu ve akrabalarının kendi aralarında eğlendiği bir geceyi ifade ederdi. Bazen bu geceye çalgı da eşlik ederdi. Kına başlamadan önce erkek tarafından birkaç kadın ve iki erkek, gelinin kınada giyeceği kıyafetleri getirmek üzere ‘muştuluk’ grubu olarak gelir ve kıyafeti teslim ederler. Getirilen kıyafetle birlikte, amca, dayı veya hediyeyi veren kişinin kim olduğunu belirten bir notla beraber altın takılar bulunurdu Kına gecesinin ortasında, gelen hediyelerin kimden geldiği yüksek sesle ilan edilir ve geline takdim edilirdi. Bu görev konukların hepsinin duyacağı şekilde genellikle gecede özel olarak görevlendirilen bir çığırtkan tarafından yerine getirilirdi. Hediye takdimi sonrasında erkek tarafından gelen temsilciler kız evinden ayrılırdı. Kına yakılırken görev alanların bekar veya mutlu bir evliliği olan kadınlardan olmasına dikkat edilirdi. Üç erkek çocuk ve iki genç kız bu törende özel görevler üstlenirdi: genç kızlardan biri gelinin yüzüne doğru ayna, diğerleriyse kına kabını tutardı. Erkek çocuklar ise mum taşırdı. Bu görevleri yerine getirenlere damat tarafı tarafından küçük hediyeler bırakılırdı. Erkek tarafından önceden belirlenen ortalama bir sayı tespit edilerek tatlı veya elma ikramı yapılırdı. Bugün çerez ikramı yapılmakta. Geçmişte de çerez ikramı yapılırdı ama tatlı ve elma muhakkak olurdu.

Geldik düğün gününe. Gelin baba evinden nasıl çıkartılır? Gelin baba evinden çıkarılırken damat tarafının belirlediği erkek pırstenskidever (kirve), yanında iki erkek yardımcısı ve yine tek sayıdan oluşan bir kadın topluluğuyla birlikte kız evine girer. Şerbet ikramı yapılır ancak konuklar şerbeti hemen içmez. Bardağın bulunduğu tepsiye grubun en yaşlısı hafifçe vurarak ‘gelini görmeden şerbeti içmeyeceğiz’ mesajını verir. Nazlı gelin konukların yanına gelir. Gelini gören kadın konuklar şerbetlerini içer ve önceden belirlenmiş miktardaki paraları boşalan şerbet bardaklarına bırakırlar. Erkekler de tepsiye bir miktar bahşiş bırakırlar. Ardından önceden seçilmiş bekar bir genç kız bardakları toplar. Bardaklarda toplanan para bu genç kıza verilir; tepside bırakılan bahşiş ise kız evindeki kadınlar arasında eşit şekilde paylaştırılır. Bardaklar toplandıktan sonra gelin konukların en yaşlısından başlayarak ellerini öper ve ‘Hoş geldiniz’ der. Daha sonra salonun ortasında duran gelin iki elini birbirine kenetler ve kirvenin kendi bütçesinden satın aldığı yüzük gelinin parmağına takılır. Eski bir gelenek olan yüzük takma her şeyin yolunda gitmesi, bağlılık ve bereketin sembolü kabul edilir. Damat evin dış kapısında bekler ve gelin, erkek kardeşi ya da kuzeni tarafından ona teslim edilirdi. Gelin arabaya binerken gelin evinin önünde erkek tarafından gelen konvoy halay çekip şarkılar söyler. Gelin arabaya oturduktan sonra damadı da aralarına alıp halay çektikleri çok görülür. Arabaya oturan gelin duvağını açmaz ve yeni evine varana kadar tek kelime konuşmaz. Özellikle konuşturulmaya çalışılsa da gelin buna müsaade etmez. Bu durum gelinin sır saklamasının ve aile içindeki olayları dışarı yansıtmamasının bir sembolüdür. ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışının bir yansıması olarak kabul edilir. Gelin erkek tarafının kapısına geldiğinde yine şarkılar söylenir ve halay çekilir. Damat gelini arabadan indirir; evin eşiğini atlmasına az kala kaynana gelinin eline Kur’an-ı Kerimi öptürüp sağ kolunun altına koydurur. Diğer eliyle sunulan bir tatlıyı yer. Bu tatlı bir kaşık bal, bir parça ekmek veya bir adet baklava olabilir. Eve giren gelinin odadan çıkıp ‘Hoş geldiniz’ demeden önce biraz dinlenmesine izin verilir. Ardından duvağı açılmadan büyüklerin ellerini öpmesi sağlanır. Daha sonra salonun en tenha yerinde ayakta bekletilir; kaynanası ‘Otur’ demeden oturmaz. Oturduğunda ise yanına bir sandalye getirilir ve damat gelinin yanında oturur. Bu aşamadan sonra gelinin konuşması serbesttir, sohbete katılabilir. Bu süreç ortalama bir saat sürer.

Bize gelin kıyafetlerinden söz eder misiniz? Bilinen beyaz gelinlik çoğunlukla modern hayatın ve şehir yaşantısının bir parçasıdır. Köylerde ise gelinlik olarak şalvar takımları tercih edilirdi. Led kumaştan yapılan ve genellikle kollu olan mintanlar, el örgüsü şallar ve hırkalar; başa takılan, çiçek motifli iğne oyalarıyla süslenmiş başlıklar ile daha çok lira ve tuğralarla bezenmiş süslemeler gelin başlığı olarak kullanılırdı. Ancak günümüzde bu kıyafetler daha çok kına gecelerinde tercih edilmektedir. Düğün gününde ise modern beyaz gelinlikler kullanılmaktadır.

Düğünlere özgü ezgileri var mıdır? Müzikler ve halk oyunları var mıdır, bu melodiler bize ne anlatıyor? ‘Kolo’ dediğimiz halaylar düğünlerde her zaman ilk sırada yer alır. Düğünlerde söylenen tüm şarkılar bugün hâlâ aynı özgün hâliyle kullanılmaktadır. Yer ve mekân fark etmeksizin armonika, klarnet ve akordeon olmadan düğün yapılmış sayılmaz; adeta bu müzik aileleri olmadan düğün gerçekleşmez. Kız ya da erkek fark etmeksizin, Balkanlı bir Boşnak’ın düğününde mutlaka akordeon eşliğinde halay çekme isteği vardır. Bu adeta genlerden gelen kültürel bir bağın yansımasıdır.

Bir düğünde sizi en çok etkileyen hususları sorsak bize neler söylersiniz? Bir düğünün eğlenceli olması, belli bir düzeyde ilerlemesi ve kadın–erkek, genç–yaşlı tüm konukların düğüne sahip çıkarak katkı sunması benim için çok önemlidir. Düğüne gelen her konuğun, eğlenceye gölge düşürecek davranışlardan kaçınması ise dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardandır. Sabah ahırda süt sağmış olsa bile düğüne giden kadın, düğün için özel bir özen göstererek hazırlanır. Bu özen erkekler tarafından saygıyla karşılanır ve teşvik edilir. Mahalleli ve uzak/yakın akrabaların birçoğu kınaya ve düğüne özel kıyafetler diktirerek hazırlık yaptıkları sıklıkla rastlanan bir durumdur.

Damat evinin ve kız evinin misafirlerini ağırlama sürecinden kısaca söz eder misiniz? Hem kız hem de damat evine uzaktan gelen akrabalar için konaklama düzeni, komşular ve yakın akrabalar arasında dayanışma ile sağlanır. Damat evi misafirlerin hangi evlerde yatılı kalacağını önceden planlar; konaklama süresince ne yiyip ne içeceklerine kadar tüm ayrıntılar titizlikle takip edilir. Bu süreç düğün öncesi toplumsal dayanışmanın ve misafirperverliğin önemli bir göstergesidir. Gelen konuklar ağırlanmayı bekleyen misafirler olmaktan çok düğün evine nasıl katkı sunabileceklerini düşünerek hareket eder. Maddi ve manevi yardımlarını esirgemez, düğün hazırlıklarının bir parçası hâline gelirler. Bu tutum toplumsal dayanışmanın ve ortak emeğin düğün sürecine nasıl yansıdığını gözler önüne serer.

Sizce düğün hazırlıklarına başlandığı andan bitiş anına kadar geçen süreçteki dayanışma, yardımlaşma, hediyeleşme ve ikramlar insan ilişkilerini nasıl etkiliyor? Sosyal bir varlık olan insan, yalnız yaşayamayacağının; mutluluğun da mutsuzluğun da paylaşıldıkça çoğaldığının farkındadır. Düğün zamanı, birey için yalnız olmadığını hissetmenin, çevresine güvenmenin somutlaştığı bir dönemdir. Etrafındaki insanların desteğiyle her işin daha kolay ve daha hızlı yapılabileceğini bilmek, insana güç ve cesaret verir. Örneğin, etrafında yakın akrabası olmayan kız ya da erkek tarafından bir birey için, komşuların ve dostların sunduğu yardımlar yalnız olmadığını hissettirir; bu destek, düğün sürecinde dayanışmanın akrabalık bağlarının ötesine geçerek nasıl anlam kazandığını gösterir.

Söz, nişan, kına, gelin alma oldu geldik düğüne. Bize düğünden söz eder misiniz? Erkek tarafında, gün boyunca zaman zaman duraksasa da akordeon neredeyse hiç susmaz; ona klarnet ve darbuka eşlik eder. Ev bahçeliyse, bahçeye düğün sofraları kurulur ve gelen misafirlere yemek ikram edilir. Kahve ikramı ise başlı başına bir düzen gerektirir. Yalnızca kahve yapmakla görevli bir ekip bulunur; gün boyu bir mangal ya da ocak başında durularak kimsenin kahvesiz kalmaması sağlanır. Genellikle iki kişi kahveyi pişirir, iki kişi de servisini yapar. Gelinin eve geldiği akşam ise cumbus (cümbüş) yapılınır. Cumbus toplu halde şarkı söyleyerek eğlenmektir, halay çekmektir. Müzik, düğünün coşkusunu doruğa taşır. Yakın dostlar ve akrabalar, gece geç saatlere kadar düğün evinde kalır; sohbet eder, vakti birlikte paylaşırlar. Sesi güzel olanlar solo olarak öne çıkar, kadınlı erkekli gruplar ise adeta bir orkestra şefi varmışçasına tek ağızdan, uyum içinde şarkılar söyler. Bu şarkı söyleme bugün düğün salonunda yapılan düğünlerde dahi gerçekleşmektedir. Düğünler genelde Cumartesi günü olur, Pazar günü kahvaltı ve dinlenme ile geçer. Ayrıca Pazar günü gelinin de dinlenmesi için fırsat verilmiş olur.

Gelin bakma gününü konuşalım biraz da Müesser Hanım. Gelin bakma özellikle Boşnak kültüründe önemli ve özel bir yere sahip olan geleneklerden biridir. Günümüzde neredeyse tamamen ortadan kalkmış olsa da bazı küçük topluluklarda meraklıları tarafından eski görkeminden uzak bir biçimde yaşatılmaya devam etmektedir. Otuz yedi yıllık evli biri olarak, gelin bakma gününü bizzat yaşamış bir tanık sıfatıyla bu geleneği kısaca aktarmak mümkün. Düğün ve kına gecesinden önce, konuklara gelin bakma günü yapılacağı duyurulur ve belirli bir saat ilan edilir. Yaz mevsiminde bu buluşma genellikle bir bahçede ya da sokakta gerçekleştirilirken kış aylarında en yakın kahvehane bu amaçla tahsis edilir. Yeni evli ya da birkaç yıllık evli olan çevredeki gelinler saçlarına kına ya da boya yapar, kaşlarına rastık çeker. Kayınvalideler ve büyük eltiler bugün için ya yeni kıyafet diktirir ya da özel olarak saklanan giysilerini giyerler. Bu kıyafetler çoğunlukla şalvar ve bluzdan oluşur. Başörtüleri oyaları sergilenecek şekilde zülüfler çıkarılarak bağlanır; önde, ‘talas’ adı verilen saç tekniğiyle bırakılmış saç tutamları mutlaka yer alır. Yakın akraba ve dostların gelinleri kendi düğünlerinde giydikleri dimiyalarını kuşanır. Gelin bakma gününe hazırlık yalnızca kıyafetle sınırlı değildir; bir hafta öncesinden yumurta akının köpürtülmesiyle hazırlanan karışım cildi beyazlatmak ve güzelleştirmek amacıyla maske olarak uygulanır. Gelin bakma günü bahçe ya da sokakta yapılacaksa sabahın erken saatlerinde ailenin erkekleri uzun tahtaları kütüklerin üzerine yerleştirerek oturacak alanı hazırlar. Konuklar kendi minderlerini getirebileceği gibi renkli kilim ve örtüler tahtaların üzerine serilerek oturma düzeni oluşturulur. Her kayınvalide gelinlerinin bir yada iki adım arkasında oturacak şekilde oturur. O gün ev sahibi kayınpeder gelini için ilk koloyu (halayı) başlatması için müzisyenlere bahşiş bırakır. Bu bahşişle birlikte eğlenceyi başlatan anons edilir. Gelen hediyeler arasındaki kıyafetler gelin tarafından tek tek giyilerek sergilenir. Davetteki tüm yeni gelinler de bu kıyafet değişimi geleneğine katılır; yanlarında getirdikleri kıyafetleri giyerek, adeta bir defile havasında eğlencenin bir parçası olurlar. Bu sergide en önemli adet gelinin giydiği her kıyafeti kimin hediye ettiğini açıkça ilan etmesidir. Hediye sahibinin elini tutarak bunu duyurur ve onun şerefine bir halay çekilir; hediye sahibinin en önde konumlandırarak takdir ederler. Gelinler o gün üzerlerinde çok miktarda altın takı taşır. Bu değerli takılar sadece gösteriş değil aynı zamanda silenin prestij simgesi olarak algılanır. Gelin bakma gününde tüm erkekler mekânın etrafında güvenlik anlamında bulunurlar. Kadınlar böylece rahatlıkla kıyafet ve takılarını sergileyecek güvenli ortamı bulmuş olurlar. Orta yaş grubundaki konuklardan marifetli olanlar ortaya bir sini sofra koyarlar, üzerine boş bir tepsiyi çevirerek ince sesleriyle zılgıta benzer sevdalinka söylerler. Tef çalma yetkinliği olan kadınlar üzeri çiçeklerle sürülü tefleri çalarlar ve yine sevdalinka söyler. Gelin bakma gününde Pazartesi yapılır ve yemek ikramı olmadığından etkinlik genellikle öğleden sonra saat 14.00 civarında başlar. Herkese şerbet ve dudove tatlısı veya baklava tatlı ikram edilir. Tüm bu hazırlıklar, gelin bakma geleneğinin estetik, dayanışma ve paylaşım ekseninde şekillenen güçlü bir kültürel adet olduğunu gözler önüne serer.

Günümüzde kız isteme ve nişan adetleri devam ediyor mu yahut değişikliğe uğrayan var mı? Gelenekler nispeten de olsa varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bugün hâlâ geleneklere uymak isteyen gençlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Ancak uygulanan adetler, geçmişte olduğu kadar keskin ve katı sınırlar taşımıyor. Gelenekler artık zorunluluktan ziyade, keyif ve mutluluk odaklı bir anlayışla yaşatılıyor. Damatlar günümüzde hem istemeye hem nişana katılıyor. Bohça alıp verme geleneği ise ya yok denecek kadar azaldı ya da tamamen ortadan kalkarak yerini karşılıklı hediyeleşmeye bıraktı. Her ne kadar meraklıları hâlâ bulunsa da bohça geleneği büyük ölçüde geçmişte kalmış görünüyor. Bu değişikliklerin en önemli etkeni şehir hayatının getirdiği zorluklar ve kısıtlamalardır.

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ

Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ