Değerli Okurlar. Kitaphaber Okuma Grubu Genel Koordinatör Yardımcısı Resul Bulama Bey’in; PREKAZ-Balkanlardan Göç Hikâyesi kitabımla ilgili kaleme aldığı değerli eleştiriyi arz etmek isterim.

https://www.kitaphaber.com.tr/hikaye-neredeyse-gercekler-de-orada--k8255.html

Bu coğrafya tarih boyunca nice savaşlara ve fetihlere şahitlik etti. Toprakların yeni sahipleri bazen adaletle bazen zulümle tebaalarını yönetmeye çalıştılar. Osmanlı gibi "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın," diyerek gittiği coğrafyalarda halkın gönlünü fethetmeye çalışan idareciler de oldu. Kendisine rakip gördükleri milleti soykırımla yok edecek kadar gözü dönenler de oldu. Bunların en masumları "asimilasyon politikası" denilen farklılıkları yok etme, kendine benzetme yöntemleri uyguladılar. İnsanı yok sayan savaşlar milletleri yerinden etti. Ya oldukları yerde katledildiler ya göçe zorlandılar. Uluslararası hukuk mu, şimdiye kadar öyle bir şey hiç olmadı.

Siz göçün ne olduğunu bilir misiniz? O güne kadar kurmuş olduğunuz düzeni, hatıralarınızı arkanızda bırakıp eşiniz veya ailenizden -belki hepsinden- ayrılıp bilinmeyen bir yere gitmek, yollarda güvenliğin olmadığı –yolların bile olmadığı- yerlerden atla, arabayla, yürüyerek. En çok da trenle.

Sonu bilinmeyen bu yolculukta niceleri yolda türlü badireler atlatır. Eşkıyası, yaban hayvanı, devlet üniforması giymiş yabanı, onları bekler. Denizde boğulanlar, botu bilerek batırılanlar, can kurtarmayan can yeleği satanlar size tanıdık geliyor mu? Geliyorsa göç ve zulüm adına tarihten bugüne değişen bir şey yok demektir.

Bu coğrafya bu kadar zulüm ve göç görmüşken biz bunları edebiyatla, sinemayla, sanatın diğer dallarıyla yeteri kadar anlatabildik mi? Kolaya kaçmadan insana dair/acıya dair ne varsa edebî bir dille kayıt altına alıp gösterebildik mi? Bazı kıymetli kayıtlar varsa da yaşanılan acıların büyüklüğüyle orantılı bir sanatsal birikimimiz ne yazık ki yok. Balkanlar ve göç kayıtları demişken Yusuf Osmani'nin Türkiye'ye Göç Eden Arnavut Aileler Hakkında Veri Toplama Çağrısı'nı anmak isteriz. (Osmani, 2026) Kaydı olmayanın tarihi yoktur. Bu açıdan Osmani'nin kapsamlı çalışması son derece önemlidir. Anadolu'ya göç eden Arnavutlar üzerine diğer bir çalışma da Kamil Bitiş'e aittir. (Bitiş, 2021)

Bugün dünyanın herhangi bir yerinde sıradan bir vatandaşa soykırım ve zulüm hakkında ne bildiği sorulsa birçoğu Yahudilere yapılan soykırımı, toplama kamplarını ve gaz odalarını söyleyecektir. Elbette bunlar tarihte yaşanmış gerçeklerdir. Yalnız bizim dikkatinizi çekmek istediğimiz konu şudur: Dünyada tarih boyunca bunca zulüm ve göç yaşandığı hâlde mazlum olarak hep Yahudilerin öne çıkarılmasının birçok nedeni vardır. Algı politikaları ve toplumsal hafızalara işlenme konusunda sanatın önemine dikkat çekmek istiyoruz. Edebiyat ve sinema bu nedenler arasında etkili bir konumdadır.

Girizgâhı bu kadar uzun tutmamızın nedeni bu alandaki büyük eksikliğimizdir. Göçlerle ilgili okuduğum her esere verdiğim kıymet bu nedenledir. Zincirin eksik halkalarından birini bulma umuduyla okuyorum göç eserlerini.

Prekaz –Balkanlardan Göç Hikâyesi- bu eksik halkalar için önemli bir çalışma. Kosova göçmeni Arnavut bir ailenin Türkiye'de doğan bir ferdi olan İbrahim Selamet'in, atalarının yaşadığı göçün dünden bugüne izini sürdüğü bu eser anı ve roman arasında kendine bir yer edinirken gelecek nesillere bırakılacak kayıt yönü daha çok dikkat çekiyor. İlk bölümlerde birinci tekil anlatıcı diliyle otobiyografik roman özellikleri taşıyarak anı formu; Aziz Sava, Manastır, Tito'nun ziyareti, Göç anlaşması gibi bölümlerde ise geçmişe giderek Tanrısal anlatıcı devreye giriyor ve roman formu öne çıkıyor.

Yazar anlatmak istediği hikâyeyi kayıt altına alırken bir anlatı tercihi ortaya koyar ve bu yolla mesajını okurlara aktarır. Bu yönüyle Prekaz'ı bitirdiğimde göçlere ilgi duyan bir okur olarak bu müthiş bir hikâye, keşke tamamen roman formu kullanılmış olsaydı dedim. Ancak İbrahim Selamet atalarına vefa borcu olarak kişisel bir anlatı ortaya koymayı tercih ettiğini şu sözlerle ifade ediyor: "Biliyorum, yazdıklarım okuyana roman tadı vermeyecek belki ama objektif olmamı telkin eden dürtüyü umursamıyorum artık. Roman tadı varsa bile, yaşananlar kurgu değil tamamen gerçeklerden ibaret." (Selamet, 2022, s. 110)

Bir göç tek başına büyük bir yıkımken esere konu olan ailenin iki defa başına gelmesi anlatılmaya değer bir hikâyedir. Yazarın ifadesiyle, "Hikâye varsa gerçekler de oralarda bir yerdedirler." (Selamet, 2022, s. 47) Biz de yazarın tercihine saygı duyarak aktarılan gerçeklerin neler olduğuna bakmaya çalışalım. 1908 yılında Priştine'ye; 1957 yılında da Kosova'dan Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan ailenin iki kere muhacir olması ilk büyük gerçektir. Bir tarafta sahip oldukları malları arkalarında bıraktıkları devlete bağışladıklarına dair taahhütte, diğer yandan göç ettikleri Türkiye'den hiçbir yardım talebinde bulunmayacaklarına dair taahhütlere imza atarak yola çıkmak; ailelerini, kimliklerini koruma adına ucu belirsiz bir yolculuğu göze almak ikinci büyük gerçektir.

Tito'nun Türkiye ziyaretinde muhacirler için yapılan göç anlaşması girişte yansıtmaya çalıştığımız göç zorlukları ve insan dramlarını göstermek için önemli detaylar barındırmaktadır. Yugoslav vatandaşlığından çıkarılma, sınırlı sayıda ev eşyaları götürme hakkı, evlerini satamayanların 45 gün içinde mülklerini devlete bırakmaları gibi acı reçeteler vardır. Ekler bölümünde bu eşyaların neler olduğunu görebiliriz.

Tarihî olayların altında her zaman insana dair küçük hikâyeler gizlidir. Edebiyat büyük acılarda küçük insan hikâyelerini birlikte işlediği zaman etkili eserler ortaya koyar. Tarihten daha gerçekçi ve anlaşılır izler bırakır. Savaş ve Barış'ı büyük yapan yönlerden biri budur. Prekaz'da yazarın peşine düştüğü F…teyze, göç trajedisi içinde bize insani hâlleri göstermesi açısından kıymetlidir. Bu trajediyi yorumlama şeklinin bir insanın geleceğe dönük dini ve siyasi duruşunda derin etkisi vardır. Aynı acıya nereden baktığı ve neler yaşadığı kişiye göre değişmektedir. F…teyzenin hikâyesi anlatılmaya ve anlaşılmaya değer bir acı olarak esere damgasını vurmuştur. İnsanın içindeki çelişkileri, savrulmaları ve zorlukları göstermesi açısından bu hikâyeyi dikkatli okumalıyız. Yazarımız teyzesini ziyaret ettiğinde duvarda gördüğü iki tablo arasında zıtlık bu açıdan sembolik olarak öne çıkmaktadır. O kadar ki Tanrısal anlatıcıyla sadece teyzeye odaklanmış bir roman okumayı arzu ederdik.

Göç aynı zamanda ailelerin parçalanması demektir. Çok defa bütün ailenin aynı anda gitmesi mümkün olmaz. Kadınlar eşleri, çocukları, anne ve babaları arasında kalır. Birlikte gidebilmek için bazen yasal bazen duygusal engeller vardır. Göçün kadına bakan diğer bir zor tarafı da gidilecek yerdeki yaşam koşulları ve yolculuğun zorluğuna dairdir. Bu noktada Aşkın Taştan'ın Göç ve Kadın çalışmasını hatırlatmak isteriz. (Taştan, 2021) Göç elbette herkes için zordur, kadınlar açısından ise fiziksel zorlukların dışında ayrı bir zorluğa sahiptir. İnsan halleri ve acılarını anlayabilmek için İbrahim Selamet buradan yaklaşır göçe. Hikâyenin nerede olduğunu bilir. "Eğer kadın ruhuna ayna tutan çileli bir hayatın romanını yazacak olsaydım anneannemi yazmak isterdim," (Selamet, 2022, s. 184) diyen yazarda anneanne izleri belirgindir.

Eserde çarpıcı olan dramlardan biri de olası bir katliamda bütün aile yok olmasın diye ailelerin ikiye bölünme anlarıdır. Yakın zamanda Gazze'de kardeşlerin çocuklarını birbirleriyle değişmelerini hatırlayacak olursak insanoğlunun acıları ve neslinin devamı için başvurduğu yollar nasıl da birbirine benziyor.

Prekaz'a derinlik katan ifadelerden biri de "ansızın gelen veda" dır. Göçü anlatmak için bundan daha güzel bir kelime olabilir mi bilmiyoruz. İnsan geleceğe dair bir öngörüde bulunmak, bugün olduğu gibi gelecekte de istediği bir yaşam sürmek için hazırlıklar yapmak ister. Birikim, mal mülk sahibi olma hep insan olmanın getirdiği doğal davranış biçimleridir. Oysa göç tam da bu noktadan vurur muhaciri. Herhangi bir hazırlık yapmadan, geleceğe dair belirsizlik içinde, o güne sahip olmak için çırpındığı her şeyi yok pahasına elden çıkararak bilinmeyen bir yola çıkarır.

Esere dair dipnot fazlalığı konusuna da değinmek isteriz. Buralarda yer verilen her isimde çocukların doğum tarihleriyle birlikte detaylandırılması okur olarak dikkati dağıtıyor. En azından doğum tarihlerine yer verilmeden isimler kayıt altına alınabilirdi, bunu vurgulamak isteriz. Ama yazarın bu durumun farkında olduğunu ve yaptığı açıklamada detaylı bilgilendirmeyle yarınlara kalmasını istediğini görüyoruz.

İbrahim Selamet'in sadece kendi derdiyle ilgili bir göçmen kimliğiyle öne çıkmadığını, yakın dönemde yaşadığımız Suriye göçüyle de eşinin ailesinin maruz kaldığı Kafkas göçleriyle de ilgili olduğunu, göç ve mazlum coğrafyalar üzerine bütünlüklü bir medeniyet anlayışına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bütün göçlerin birbirine benzediğini görmüş oluyoruz böylece. Zulüm ve acı dünyanın her yerinde aynı.

Prekaz bu acıya Balkanlardan bakan kıymetli bir arşiv niteliğinde. Beklediğimiz roman için ise "Göçmen hikâyelerinin yazıldığı yerde muhakkak yarım kalan bir aşk hikâyesi vardır," (Selamet, 2022, s. 263) diyen yazar, Sırp kızı Svjetlana ile Arnavut genci İlir'in hikâyesinin anlatıldığı Svjetlana'yı işaret ediyor. Bakalım her şeyi yıkan göç aşkı da yok edebiliyor mu?

***

Öykü Yazarı Resul Bulama

NOT ve TEŞEKKÜR: Resul Bulama’nın öyküleri Karabatak ve MEB İstanbul Dergisi’nde, kitap incelemeleri Karabatak Dergisi ve Kitap Haber’de yayımlandı. Taş Sektirme Ustası adlı ilk öykü kitabı, Ocak 2023 tarihinde Şule Yayınları tarafından yayımlandı.

Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi