Lösemiyle mücadele eden çocuklar için tedavi kadar kan ve kök hücre bağışı da büyük önem taşıyor. Kan bağışı, bir hayatın kurtulmasına vesile olabiliyor. 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla sitemize açıklamalarda bulunan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Orhan, hastalığın belirtilerinden tedavi sürecine kadar önemli bilgiler vererek vatandaşlara duyarlılık çağrısında bulundu.

SIK GÖRÜLEN BELİRTİLER
Löseminin tanımından ve gelen şikayetlerin çoğunlukla vücuttaki morarmayla ilgili olduğunu bahseden Orhan, "Lösemi halk arasında kan kanseri ya da kemik iliği kanseri diye bilinen, kemik iliğinde bazı hücrelerin kendilerini sınırsız bölerek çocukta bazı problemlere yol açan ve çocukluk çağında en sık gördüğümüz kanserdir diyebilirim. En görünür problem morarmalar oluyor. İlik kötü hücreler tarafından işgal edilince orada kan pulcukları dediğimiz trombositler azalıyor ve çocuğun kanamaya meyli oluyor. Vücudunda gördükleri o morarmalar aslında bir nevi cilt altı kanama. Ya da yine aynı ilik alyuvarlar üretiyor. Alyuvarlar da bizim gündelik yaşamımızda oksijen taşıyan hücrelerimiz. Onların üretimi aksadığı için sistem kötü hücreler tarafından işgal edildiğinden dolayı onlar da üretilmiyor ve kansızlık gelişiyor. Bu kansızlık çocukta solukluk, sürekli uyuklama, halsizlik gibi şikayetlere yol açabiliyor." şeklinde konuştu.

BÖYLE ANLAŞILIYOR
Lösemi tanısı hakkında konuşan Orhan, "Ya da üçüncü bir seri hücremiz var ilikte. Beyaz kan hücreleri dediğimiz lökositler. Bunlar da mikroplarla savaşan hücreler. Onlar da olmayınca çocuk çok sık enfeksiyon geçiriyor ya da çok dirençli bir enfeksiyon geçiriyor. Hele bir de çocuk uzmanı o ateşin nedenini, o enfeksiyonun nedenini bulamazsa aklına gelen hastalıklardan bir tanesi de lösemi oluyor ve bize yönlendiriyor." ifadelerini kullandı.

ORANLAR YÜKSEK
İyileşme oranlarından bahseden Orhan, "Lösemileri biz üç gruba ayırıyoruz. Standart, orta ve yüksek risk grubu diye. Tabii ki standart risk grubunda olanların iyileşme oranı yüzde 80-90'lara çıkıyor. Ama yüksek risk grubundaki çocuklarda bu oran yüzde 50-60 seviyelerine düşüyor. Genel bir ortalama verecek olursak yüzde 70-80 kadar Türkiye'de ve dünyada. Bu arada Türkiye dünyadan geri değil bu konuda. Yani dünyada başarı neyse Türkiye'de de aynı." dedi.

ÜÇ YOLDAN UYGULANIYOR
Lösemin tedavisinin daha çok kemoterapi üzerinden yürüdüğünü söyleyen Orhan, "Kemoterapi dediğimiz şey, bahsettiğim hücreleri öldüren kuvvetli ilaçlar. Bu kemoterapi ilaçlarını çocuklara üç yoldan veriyoruz. Ya ağızdan hap şeklinde ya damardan, iğne yoluyla hastanede yatarak veriyoruz. Löseminin çok yayılacak yeri yok. Zaten kan kanseri olduğu için kanın olduğu her yerde var. O yüzden bizim yayılma yeri kabul ettiğimiz yer beyin oluyor. Beyne de bizim verdiğimiz ağızdan ve damardan ilaç gitmeyeceği için omurilikten girip oraya ara ara ilaç verdiğimiz de oluyor. Üçüncü kemoterapi yolu da böyle." şeklinde konuştu.

KÖK HÜCRE NAKLİ
Yüksek risk grubuna giren hastalar için uygulanan kök hücre naklini anlatan ve bağışın öneminden bahseden Orhan, "Yüksek risk grubundaki hastalara ise kardeşlerinden, ya anne babadan, ya bir akrabasından ya da hiç tanımadığı, Kızılay'a ve Sağlık Bakanlığına kök hücre vericisi olmuş birisinin kanından kök hücre sağlıyoruz. Hatta Türkiye dışından da verici bulunabiliyor. Çünkü Dünya Kemik İliği Bankası'na da üye Türkiye. Yani Almanya'dan, Hollanda'dan, Amerika'dan bir verici de bizim bir çocuğa kök hücre aracılığıyla hayat verebiliyor. Çok az gruptaki hastalarımız bu şekilde tedavi görüyor." dedi.

TEDAVİ SÜRESİ
Orhan tedavinin 2 yıl kadar sürdüğünü belirterek, "Bir çocuk bugün lösemi tanısı aldı desek yaklaşık iki yıllık bir süreç bekliyor hem çocuğu hem aileyi. Çünkü bunun altı ayı yaklaşık hastanede sık sık yatışlarla geçiyor. Diğer bir buçuk yıllık kısmı da ayaktan polikliniğe gidip gelme şeklinde, haplarla devam ettiğimiz bir tedavi süreci." dedi.

TÜM İMKANLAR KULLANILIYOR
Yurt dışından gelen bazı ilaçlar için gerekli tüm imkanların karşılandığını söyleyen Orhan, "Toplumun bu hastalık konusunda yapacağı çok az şey var aslında. Ben önce devletin yaptıklarını saymadan geçemeyeceğim. Çünkü sonuçta bu çok maliyetli ve uzun bir tedavi. Benim hastalarımdan da en sık duyduğum cümlelerden birisidir: "Allah devletimize zeval vermesin."
Çünkü yurt dışında bazı ilaçlar da kullanıyoruz. Yurt dışından gelen ilaçları Türkiye Eczacılar Birliği aracılığıyla, Sosyal Güvenlik Kurumunun da geri ödemesiyle çocukların kapısına, hastanemizin servisine kadar soğuk zincirle devletimiz getiriyor. Zaten bizim emeğimizin bir karşılığı yok. Bunların hepsi bir yana devlet zaten üstüne düşeni yapıyor bu çocukların tedavisi için." ifadelerini kullandı.

KIZILAY'IN ÖNEMİ
Kızılay'ın lösemi ve birçok hastalık için en önemli kurumlardan biri olduğunu söyleyen Orhan, "Toplumun yapması gereken ise, Kahramanmaraş depremi sonrası Kızılay'ın yaşadığı imaj problemi nedeniyle kan bağışlarının azalmasıyla ilgili duyarlılık göstermek. İstediğiniz kadar birilerine kızın. Sonuçta o Kızılay yaklaşık 150-160 yıldır Türkiye'de, Anadolu topraklarında beri. Kan, ilk yardım ya da başka birçok faaliyet yapıyor. Lösemili çocuklara da çok ciddi faydası var Kızılay'ın. Çünkü bu çocukların hastalığı zaten kan kanseri ve bizim bu eksik kanı tedarik edebileceğimiz tek yer Kızılay. Vatandaş eğer Kızılay'a gidip kan bağışında bulunmazsa bu, bakkaldan alınacak ya da yurt dışından ithal edilecek bir şey değil. Bizim vatandaşımız gidecek Kızılay'a bağışçı olacak ki ben o çocuğa o kanı çekip verebileyim. Bu konuda toplumdan duyarlılık bekliyoruz. Kızılay'a gidin ve kan bağışçısı olun. Erkekler için yılda dört defa, kadınlar için yılda üç defa, belli kriterlere uyan insanlar için kan bağışçılığı söz konusu. Bunu yapmak gerekiyor." dedi.

6 Kasım Cuma hutbesi yayımlandı! Diyanet'ten ibadet ve iyilik mesajı
6 Kasım Cuma hutbesi yayımlandı! Diyanet'ten ibadet ve iyilik mesajı
İçeriği Görüntüle

EN BÜYÜK DESTEK
Daha ileri bir tedavi yöntemi olan kök hücre vericiliğini de Kızılay'ın, Sağlık Bakanlığı ile birlikte organize ettiğini ve Türkiye'de olan TÜRKÖK (Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi) Projesi'nden bahseden Orhan, "Kızılay ve Sağlık Bakanlığı, kan vermeye gelen insanlara "Kök hücre vericisi olmak ister misiniz?" diye soruyor. Oradan bir iki tüp fazla kan alınıp bilgileri ulusal veri bankamıza kaydediliyor. Yarın öbür gün bir çocukla ya da bir erişkinle fark etmez, çünkü kök hücre birçok hastalıkta kullanılıyor ve sadece çocuklarda kullanılan bir tedavi değil, erişkinlerde de kullanılabiliyor. Ona hayat verebilecek bir hücreye de sahip olabilirsiniz. Bu konuda zaten Kızılay gerekli bilgilendirmeleri vatandaşlara yapıyor. Ama her Türk vatandaşının hem Kızılay'a kan vermesi hem de kök hücre vericisi olması, toplumun 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası'nda yapabileceği en büyük şey budur." dedi.

"FAYDA İÇİN BURADAYIZ"
Toplumda yanlış bilinenlerden birinin kemoterapi eşittir zehir gibi bir anlayışın olması olduğunu vurgulayan Orhan, "Ben çeyrek asırdır hekimim. Yani çocuklara zarar vermek için bu kadar bilgi ve birikim edinilmedi. Biz tam tersine çocuklara faydalı olmak için buradayız. Bazen kemoterapiyi reddeden, "Bu zehirdir hocam, ben çocuğuma vermek istemiyorum." diyen aileleri gördük maalesef meslek hayatım boyunca. Bu çok yaralayıcı ama onun da kendi içinde aslında mekanizmaları var. Çünkü çocuk dediğiniz varlık sadece anne babanın malı değil. Sonuçta o toplumun bireyi ve bizim çocuk hekimi olarak da ona karşı bazı sorumluluklarımız var. Çocuk savunuculuğu rolümüz var bizim. Çünkü bazen anne babanın verdiği her karar çocuğun lehine olmayabilir. Ama biz o çocuğa zarar verildiğini düşünürsek sosyal hizmetler aracılığıyla ya da bazen doğrudan savcılığa suç duyurusunda bulunduk. "Bu anne baba bu çocuğa zarar veriyor." deyip devletin çocuğa el koyup bir şekilde tedavi ettirdiği hastalarımız da oldu.
Bu anlamda biz çocuklara zarar değil, fayda vermek için buradayız." şeklinde konuştu.

BULAŞICI DEĞİL
Löseminin bulaşıcı bir hastalık olmadığını vurgulayan Orhan, "İkinci olarak da pandemi döneminde insanlar maskenin ne olduğunu biraz daha öğrendi. Ama biz lösemili çocuklarla zaten onlarca yıldır bu maskeyi kullanıyoruz. Fakat maske hep bulaştırıcılıkla özdeşleşmiş bir aksesuar. Lösemide maskenin durumu şöyle: Çocuklardan bize bir şey bulaşsın diye değil, tam tersine bizden onlara bir şey bulaşmasın diye maske takıyoruz. Çünkü o çocuk annesinden doğduğu gün kadar hassas bir çocuk. Çünkü içeride kemik iliği hiçbir hücre üretmiyor. Dışarıdan sizi, beni nezle veya grip yapacak bir mikrop o çocuğun hayatına mal olabilir. O yüzden onları korumak adına önlem alıyoruz. Onlar maskesiz, özgürce dolaşıyor. Biz etraflarında maskeyle dolaşıyoruz. Ama bu tamamen çocuğu korumak için yapılmış bir eylem. Lösemi bulaşıcı değildir sonuç olarak." dedi.

CANLI SAÇ TAKILAMAZ
Orhan, "Bir de toplumda, bunu hep görüyorum çocuk hematoloji ve onkoloji uzmanı olarak, saçını bağışlamakla ilgili sosyal medyada bazı akımlar var. Bu çocuklar bahsettiğim gibi o kadar hassas çocuklar ki sizin saçınızı onlara takamayız. Çünkü biyolojik bir materyal; o saçın içinde ne taşıyorsunuz, belli değil. Peruk takan kızlarımız oluyor. Özellikle ergenlik çağındaki kızlar perukla idare ediyorlar. Ama çocuklarımıza canlı saç takmıyoruz. Onlar toplanıp nereye gidiyor, onu bilmiyorum ama biz takmıyoruz, bunu bilmenizi isterim." diyerek sözlerini tamamladı.

Muhabir: Destina Özdoğan