Yöneten: Mehmet Önder Karakaş

Siz bugüne kadar 130 insan, 70 şehir portresi yazmış, TYB Camiamızın değerli yazarlarından birisiniz. Her ay düzenli olarak iki dergide iki şair/yazarı, bir başka dergide de bir şehir portresi yazdığınızı görüyoruz. Kişileri ve şehirleri bir cümle ile özetlemeyi seviyorsunuz. Söyleşimize, doğup büyüdüğünüz Adapazarı'nı sorarak başlasak? Bir cümle ile nedir sizin için Adapazarı Fahri Bey? Huzurun ikinci adresi. Küçük Osmanlı. Gönlümüzün başkenti. (Bu sözü 1991’de yazmıştım.) 
Adapazarı'nın adı nereden geliyor? Osmanlı burayı 1325’te fethettikten hemen sonra 36 haneli bir Müslüman Türk köyü kurmuş. Zamanla bu köy büyümüş. Çevrenin pazarı hâline dönüşmüş. Çevre köyler bu pazara gelebilmek için ya Sakarya Nehri’ni ya da Çark Deresi’ni geçmek zorundalar. Halk her Salı veya Cumartesi ‘Ada’ya pazara gidiyoruz’ diye diye, zamanla Ada’nın Pazarı’ndan şehrin ismi Adapazarı’na dönüşmüş.   
Adapazarı hangi medeniyetlere evsahipliği yapmış tarih boyunca? Rivayet muhtelif ve çok. Kesin olan Bitinya, Bizans, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti. 

----


Adapazarı/Sakarya coğrafyasından söz eder misiniz bize? Özelde Adapazarı, genelde Sakarya Vilayeti, 2020 yılı itibarıyla bir milyon otuz bin nüfuslu bir il. Yedi gölü, 18 yaylası, üç ilçesi Karadeniz’e kıyısı olan, ülkenin sayılı nehirlerinden Sakarya’nın suladığı Pamukova, Geyve Ovası, Akova, Söğütlü Ovası, Akyazı ve Hendek ovalarının bulunduğu, çayları, dereleri, kaplıcaları ile tam bir yeryüzü cennetidir. Yeşilin ve mavinin turkuazda vuslata eriştiği bir şehirdir Adapazarı. 
Sakarya Meydan Muharebesi ile Adapazarı'nın veya Sakarya'nın ilgisi? Bu soru için çok teşekkür ederim. Zihinleri hep karıştıran bir konudur bu zira. Sakarya Meydan Muharebesi, Eskişehir’e bağlı Sivrihisar ile Ankara’ya bağlı Polatlı ilçeleri arasında Sakarya Nehri çevresinde (110 kilometrelik uzun ve bataklık bir vadide) gerçekleşti. Savaşın geçtiği yer, mekân, Adapazarı’na 280-300 kilometre uzaklıkta. O büyük zaferle Adapazarı’nın ilgisi Çorum’un Edirne’nin Antalya’nın Maraş’ın olduğu kadar, Balıkesir’in, Muğla’nın, Niğde’nin, Yozgat’ın olduğu kadar. 
Necip Fazıl'ın dillerden düşmeyen ünlü 'Sakarya Türküsü' şiiri ile sizin ilinizin alakası nedir? Zihinleri karıştıran bir konu daha. Üstad o ünlü şiirini, Ankara’dan İstanbul’a trenle dönerken, trenle Sakarya Nehri boyunca yola ala ala, 1949 yılında yazmış. O şiirde sözü geçen Sakarya, Adapazarı veya Sakarya ili değil, Sakarya Nehri metaforu üzerinden bütün bir Anadolu’dur. Zaten üstat şiirinde,
Hani Yunus Emre ki kıyısında geziyordu                                                                                                         Hani ardından çil çil kubbeler serpen ordu    
Nerede kardeşlerin cömert Nil yeşil Tuna                                                                                                   Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna dizelerinde açıkça bunu belirtiyor. 
Bu şiir Adapazarı’nın Sakarya adıyla vilayet yapılışından (17 Haziran 1954) beş yıl önce yazılmıştır. Şiirin şehrimizi çağrıştırması bizleri mutlu etse de işin aslı budur. Bu ünlü şiir illâ bir şehre hasredilecekse, bu şehir hiç tartışmasız Eskişehir’dir.

----


Bir yazınızda Adapazarı için 'Küçük Osmanlı/Küçük Türkiye' diyorsunuz? Bunun anlamı nedir? Osmanlı’nın 1325’te bölgeyi fethinde yörede Rumlar yaşıyorlarmış. Asırlar içinde Osmanlı Türkmenistan ve Özbekistan’dan Türkmen boyları ve obalarını getirip yerleştirmiş. Bunu, köy adlarından bugün de anlamak mümkün. Bu vesile ile yerleşen Müslüman Türk ahalisinin çocukları kendilerini bugün Manav veya Yürük olarak adlandırıyorlar. Zamanla yöreye Osmanlı, 1862’den itibaren Kırım Tatarlarını, Kafkasya’dan 1863’ten itibaren Gürcü ve Lazları, 1864’ten itibaren Abhazya’dan Çerkez ve Abazaları iskân etmiş. Yine Osmanlı, Rumeli’den, 93 Harbi (1877-78) sonrası Kuzey Bulgaristan ve Romanya’dan Türk Muhacirleri, Bosna Hersek’ten 1881’den itibaren Boşnakları, 1912’den itibaren Kosova’dan ve Makedonya’dan Arnavut ve Makedon Müslümanları yerleştirmiş. Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise önce 1924 Mübadelesi ile Selanik ve çevresinden binlerce Muhacir Türk, sonra da başta Trabzon, Rize ve Artvin’den olmak üzere Doğu Karadeniz ve ülkemizin her yöresinden insanımız, 1951 ülkenin Rusya’ca işgali sonrası her on yılda bir Bulgaristan’dan on binlerce Türk gelip Sakarya iline yerleşmiş durumda. Umman’dan gelip yerleşen Araplarımız da var, Romanlarımız da. Bugünün Adapazarı, sokaklarında 17 dilin konuşulduğu çok etnik kökenli, ama hemen hiçbir ciddi ırk-etnik köken probleminin yaşanmadığı bir huzur şehrinin adıdır. Örneğin benim iki bacanağımdan birisi Gürcü, diğeri Manav’dır (Türk’tür.) Ailede hiçbir farklılık gözetilmez, gözetilemez. Bu hemen her ailede de böyledir.    

----


Adapazarlı ünlü hikâyeci Sait Faik, 'bizim kasabada 4 dil bilmeyen kahvehanede garsonluk yapamaz' derken neyi kast esiyor acaba? Şehirde birçok etnik kökenli insanın kardeşçe yaşadığını elbette. Bu diller Sait Faik’in ilk gençliğini yaşadığı 1920’lerde, Türkçenin yanı sıra, Boşnakça, Gürcüce, Çerkezce ve Lazca olmalı.
Adapazarı mı Sakarya mı? Hiç düşünmeden, hiç tartışmasız, el-hak Adapazarı. Yöremizde Adapazarı 1325’ten beri kullanılan derinliği ve kabul edilmişliği olan bir kavram. Sakarya ise şehrin vilayet yapıldığı 1954’ten bu yana kullanılır olmuş. Yeni, nevzuhur, içselleşmemiş bir kavram. Sakarya ismini ilimiz hiç hak etmiyor. Halk da kabul etmiyor zaten. Düşününüz, Sakarya Nehri, Eskişehir’in 70 km doğusundan Çifteler Sakarbaşı’ndan çıkar, 724 km mesafe sonrası Karasu’dan denizle kucaklaşır. 9 vilayetin sularını toplayıp aka aka denize dökülür. Sadece 110 kilometresi bizim topraklarımızdan geçer. Yaklaşık 1/7’si. Yedide biri. Ankara’daki Sakarya Caddesi de, Sakarya Meydan Muharebesi de, Eskişehir’de yaklaşık bir asırdır çıkan Sakarya Gazetesi de Eskişehir’i işaret etmektedir. Bir yanlışlık yapılmış, bizim ilimize 66 sene önce bu isim verilmiş. Zaten halk da Sakaryaspor (1965) ve Sakarya Üniversitesi (1992) dışında Sakarya kelimesini kullanmaz. Biz bir insanın Sakarya kelimesini kullanmasından onun bu şehre son yıllarda gelip yerleştiğini, yabancı olduğunu, şehre adapte olamadığını hemen anlarız. Zira insanlar bir şehre aittirler, o da şehir olarak Adapazarı’dır. Her bu şehirli de zaten ben Adapazarlıyım der, yanlışlıkla bile Sakaryalıyım demez. Ona Sakaryalı desen rahatsız olur gerçek Adapazarlı. 
Adapazarı'nın ruhunu sorsak? Şehrin nabzı nerelerde atıyor? Orhan Camii sizin için ve şehir için neler ifade ediyor? Adapazarı geç dönem bir Osmanlı şehridir. Tipik Osmanlı şehirleri gibi bir veya birkaç camii etrafında çarşılar ve mahallelerden oluşur. Adapazarı, Orhan Camii, Ağa Camii, Tozlu Camii ve Orta Camii ile arasındaki Uzunçarşı, Kapalıçarşı, Aynalıkavak Çarşısı, Abacılar Çarşısı, Kasaplar Çarşısı, Tenekeciler Çarşısı, Ayakkabıcılar İçi, Bakırcılar İçi, Pirinç Pazarı, Soğan Pazarı, Unkapanı, Kömürpazarı, Semerciler, Tığcılar, Çıracılar, Hasırcılar gibi merkezi çarşı, pazar ve mahallelerden oluşur. Bir zenaat ve ticaret şehridir, bir lonca şehridir Adapazarı. Nabzı da çarşılarda adar. Kalbi Orhan Camii’dir Adapazarı’nın. Hayat bu şehirde, Orhan Camii ile başlar, Orhan Camii ile yaşanır ve Orhan Camii avlusunda cenaze namazınız kılınarak uğurlanırsınız. Asıl, esas, gerçek Adapazarı budur, bunca, böyledir. Gerisi teferruattır. 
Sizin 19 kitabınızın 4'ünün portre, 7'sinin biyografi kitabı olduğunu biliyoruz. Peki Adapazarı üzerine kitaplarınız var mı? Varsa neler? Olmaz mı? Bir Şampiyonluğun Öyküsü (1987), İz Bırakanlar (1988), Sakarya Şairleri (2000), Adapazarı Yazıları (2007), Aynalıkavak Yazıları (2011, TYB 2011 Yılın şehir kitabı ödülüne değer bulundu bu kitabım), Eğri Oturup Doğru Konuşalım (2015, Söyleşi), Sakarya Manav/Türkmen Sözlüğü (2018). Toplamda yedi kitabım şehrimle ilgili. Kitap çalışmalarımın yaklaşık üçte biri şehrimle ilgili yani. Bir yazarın şehriyle ilgili de çalışması gerektiğini düşünüyor ve bu çalışmaları sılayı rahim (aile büyüklerini ziyaret ve vefa) hükmünde addediyorum. 

----


Tarihi eser, sanayi, doğal zenginlikler, insan vs... acısından Adapazarı'nın en belirgin özelliği nedir sizce? İnsan. Tartışmasız insan. Tarih boyunca fay hattında olduğundan, depremlerin tahribatı sonucu, birçok şehrin aksine tarihi eser zenginliğimiz yok, olamaz da. Toyota fabrikası başta olmak üzere, şehirde sanayi de gelişiyor hızla. Doğal güzellikleri söyledim zaten yukarıda. Çok zengin. Ama en birinci vasfı Adapazarı’nın insan kalitesi ve zenginliğidir. Bunu ben değil, bu şehre dışarıdan gelen/bakan dostlar söylüyor. Ben de yürekten katılıyorum.