Ülkemiz son yüz yılın en sıkıntılı, bir o kadar da altından kalkılması zor, yedi düvele karşı yalnız kendi egemenliği ve huzuru için değil, “Kardeşim” deyip bağrına bastığı ülkelerin de yardımına koşmanın verdiği özgüven ve sağladığı itibarla inanılmaz bir mücadelenin içine girmiş bulunuyor...

Bütün bunların dayanağı, tarihten gelen ve kaçınılması zor sorumluluk ile tarihin kaydettiği en büyük medeniyet olan Osmanlı geleneğinden aldığı güçtür, hiç kuşkusuz…

O anlayışla savunma sanayiinde dışa bağımlı olmaktan kurtulup çağın ötesine taşan ve “İstikbal göklerdedir” sözünü yerine getirecek planlı, programlı ve ciddi bir çalışma ile yoluna devam ediyor ülkemiz…

İnsansız hava savunma araçlarıyla bugün dost-düşman her ülkeye korku salacak güce ulaşan devlet anlayışını kazanmak ve bu yolda her türlü haksızlığa direnen bir ülke olmak, ülkemize farklı bir sorumluluk da yüklüyor aynı zamanda…

Bu anlayışla kardeş ülkelerin yardım çağrısına da kayıtsız kalmayıp imdadına koşacak bir ülke olarak, tüm dünyanın dikkatini çekiyor…

İşte bu tablo sadece komşu ülkelerde değil, bugün kan, gözyaşı ve sömürü anlayışı üzerine kurdukları baskı rejimiyle kardeş ülkelerin yeraltı ve yer üstü zenginliklerine göz dikmiş zorba devletleri de tedirgin ediyor…

Bu konuda yalnızca kendi gücüne güvenen ülke haline gelmek, bu müthiş çıkışı bir türlü içlerine sindiremeyen emperyal ülkeler bir yana, ne yazık ki içimizdeki “İstemezükçülerin” de aynı safta olduğunu görmek insanı üzüyor, üzmek bir yana adeta kahrediyor…

Kardeş ülke Libya’nın davetine icabet ederken “Ne işiniz var orada” diyenler; Güneydoğu’da sınırımıza yakın kurulacak bir Kürt devleti için harekete geçen ve gece-gündüz bölge şehirlerimizi topa tutan pkk terör örgütünün kökünü kazımak için girdiği Suriye topraklarında verilen hayati mücadele ile elde edilen sonuçtan mutlu olmayan, bu büyük gelişmeyi küçümseyen, aşağılayan, daha da ileri gidip yalanlayanlar, aynı anlayışın ürünü olsa gerek…

Ülkenin en büyük engeli, her zorluğu yenecek güce ulaşan devletimiz için dışardan gelen baskı ve tehlikeler değil, işte dün olduğu gibi bugün de içerdeki bu anlamsız ve ruhsuz muhalif düşüncedir…

Aldıkları hayati kararla, devletin sigortası haline gelen MHP’nin dışında olup da hayatı bir seçimlik olan irili ufaklı partilerin, el birliğiyle bir asırda ancak sağlanabilen bu muazzam gücü alaşağı edecek hareket birliği içerisinde olduklarını görmek, insanın içini acıtıyor ne yazık ki…

Bütün bu müthiş çıkışla kalmayıp Akdeniz’de, Karadeniz’de ülkemizi yıllardır sıkıntıya sokan enerji giderlerinden kurtaracak, kıta sahanlığımız içerisinde petrol ve doğal gaz arayışına, millilik katıp yoluna devam eden ülkemizin geleceğe bakış açısı aydınlık olacaktır, hiç kuşkusuz…

Buna karşı çıkmak anlaşılır gibi değil!

Olsa olsa talihsizliktir ancak…

Devir “Kardeş kavgası” dışına çıkıp, dünyadaki, özellikle Ortadoğu, Akdeniz ve Kafkasya’da gelişen olayları, tarihsel süreç içerisinde değerlendirme devridir…

Bu zor koşullar altında olsa bile hedefe kilitlenmiş ve bunu ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmek isteyen devletinin yanında olmak gibi kutsal bir görevi yerine getirme zamanıdır…

Hesaplaşma halkın önüne konacak sandıkla olur ancak…

Onun da takvimi bellidir…

Halkın seçtiği iktidarları, her on yılda bir darbe ile devirmek gibi ilkel ülkelerde geçerli çağ dışı uygulama geride kaldı artık…

Bu anlayışı yeniden ülkenin gündemine taşımak, ancak zihni kirlenmiş kişilerin işidir…

Şu husus bilinsin isterim, Türkiye artık eski Türkiye değildir…

Evet…

İşte böyle kritik bir süreçten geçiyor ülkemiz…

Mevla yar ve yardımcımız olsun…

“Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin.

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten.” diyen Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’ndeki bu veciz sözüyle noktalamak istedim bugünkü yazımı…

Bu duygularla okuyan herkese “Peygamber çiçekleri” gidiyor…