Tek tek isimlerini yazmaya kalktığımızda bu köşeye sığmayacak kadar  çok sayıda Türkistan Dostu Sivil Toplum Teşkilatlarının bir araya gelip pilatform oluşturarak, TBBM’ne yaptığı çağrıyı ihtiva eden basın açıklaması(Sosyal basından tarafımıza ulaşmıştır):  

             “TBMM’Nİ UYGURLARA SAHİP ÇIKMAYA, DEVLETİMİZİ UYGURLARI VATANDAŞLIK VEREREK, KORUMA ALTINA ALMAYA DAVET EDİYORUZ! 

             Son günlerde “Türkiye ile Çin Arasında Suçluları İade Anlaşması” dolayısıyla Doğu Türkistan sorununun siyasi arenada sıkça dile getiriliyor olması, diasporadaki Türkistanlıları memnun ediyor olsa da, Doğu Türkistan davasının siyasi polemik malzemesi olarak kullanılması da, ülkemize sığınan Türkistanlıları derin bir üzüntüye sevk etmektedir.  

  Doğu Türkistan Davası, Kerkük, Kırım gibi Türkiye’nin partiler üstü, ortak milli davasıdır.  

 Doğu Türkistan davası, Çin’in insafına terk edilmeyecek kadar, Türklüğün milli davasıdır.  

 Doğu Türkistan’da son yıllarda artan insan hakları ihlalleri karşısında, Türkiye’deki bütün siyasi kurumların aynı safta yer alması dini ve milli bir görevdir. 

Her ne kadar Çinlilerle imzalanacak anlaşma, suçluların iadesini öngören rutin bir hukuki belge olsa da, yoruma açık maddeler içeren bu anlaşma, Türkiye’ye sığınan Uygurları endişeye sevk etmektedir.  

Çünkü, Çin Hükümeti’nin “ısmarlama iftira” ve “keyfi suçlamalar” ile bu anlaşmaya dayanarak Uygurların iadesinin talep edileceği düşünülmektedir.  

Çünkü, Çin Hükümeti’ne göre; Türkiye’ye sığınmış olmak, Çin’e geri dönmeyi ret etmek bölücülüktür, Pan-Türkist bir harekettir.  

Dolayısıyla Çin Hükümeti’ne göre, bunları yapan her Uygur, potansiyel suçludur ve beyni zehirlenmiş, cezalandırılması gereken bir teröristtir. 

Nitekim, henüz Türkiye tarafından anlaşma onaylanmamış olmasına rağmen, 19-21 Ocak tarihleri arasında İstanbul’da 10’nun üzerinde Uygur Türkünün evlerine baskın yapılarak göz altına alınmıştır.  

Gözaltına alınma esnasında polislerin evdeki masumlara “bunları medyaya anlatırsanız sizi Çin’e iade ederiz” diye, gururu zedeleyici şekilde gözdağı vererek tehdit etmeleri, Uygurların iade edilme endişelerinde haklı olduklarını göstermektedir.  

Uluslararası hukuku hiçe sayan, keyfine göre yorumlayan ve her türlü yargısız infazların yapıldığı Çin gibi bir ülkeden kaçarak, vatan diye sığındıkları Türkiye’de yargısız infaza tabii tutularak tehdit edilmeleri, ülkemizdeki Uygurları haklı olarak tedirgin etmektedir.  

TBMM’nin bu anlaşmayı yorumlamaktan kaçarak sessiz kalması da, tedirginliği korkuya dönüştürmüştür. 

Hak ve özgürlükleri hiçe sayan, uluslararası hukuku Komünist Partisi prensiplerine göre yorumlayan Çin yönetiminin, Covit aşılarını ve ticari yatırımları öne sürerek, bu iade anlaşmasını imzalatmak suretiyle, Türkiye’yi haksızlığın bir parçası olmaya zorladıkları görülmektedir.  

Bu anlaşma ile, hem Uygurlar hem de Türkiye üzerinde psikolojik baskı kurmayı hedefleyen Çin gerçeği ortada iken, binlerce kardeşimizi korku içinde yaşamaya sevk edecek böyle bir anlaşmayı onaylamak, zulüm karşısında sessiz kalmak, haksızlığa boyun eğmek demektir. 

Mazlumların, soydaşların çeşitli bahanelerle teslim edilme ihtimalini içeren ve hukukçulara göre keyfi yoruma açık olan; 2/1798 Esas No.lu ve 456088 evrak no.lu “Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Arasında Suçluların İade Edilmesi Antlaşması”nın onaylanması, Türkiye açısından tarihe kara bir leke olarak geçecektir.  

            Türkistan dostu STK temsilcileri olarak, bizleri temsil eden değerli milletvekillerimizin bu anlaşmaya HAYIR OYU vereceklerine inanıyoruz. Türk milletinin de Devletimizden, Milletvekillerimizden beklentisi budur.  

            Devletimiz; öncelikle istisnai vatandaşlık vererek Türkiye’de ikamet eden Uygur kardeşlerimizi koruma altına almalıdır.  

          Cumhurbaşkanlığı forsunda temsil edilen Uygur muhacirlerine sahip çıkarak korkularını gidermek, Türk Devleti’nin insani, vicdani olduğu kadar tarihi, dini ve milli bir görevidir.”