Küçük çocuk, dedesiyle beraber iş elbiselerinin satıldığı dükkânın önünden geçiyordu.

Dedesinin elinden kurtulup dükkândan içeriye başını uzattı. 

Meraklı bakışlarla etrafı süzdü.
Dedesi:
"Evladım burada sana uygun bir şey yok" dedi.

Dükkân sahibi bu sözü işitir işitmez yerinden kalktı.
Masa üzerinde misafirlere ikram etmek için duran renkli şekerlerden çocuğa doğru nazikçe uzattı:
"Olmaz mı efendim, bu dükkânda herkese göre bir şey bulunur. Yavrumuza uygun olarak da bu şekerler var" dedi.
Çocuk kendisine şefkatle ve cömertçe ikram edilen şekerliğe doğru elini uzatıp rengârenk şekerlerin içinden birkaç tanesini özenle seçip aldı.
Dedesi dükkân sahibine teşekkür etti, torununun elinden tutup, mutlu bir şekilde yollarına devam ettiler.
Dükkân sahibi dedeyle torunun arkasından bakıp gülümsedi:

"Babam haklıymış"dedi. 

Bu sözün ne manaya geldiğini  anlayamayan etrafındakilere de şöyle bir izahta bulundu:

"Yıllar evvel babam bana; ‘Evladım demişti bu dükkânda herkesin bir nasibi var, kimi gelir işini görür gider, kimi çayını, çorbasını içer, kimi de şekerini alır gider. Küçük olsun, büyük olsun sakın deme sen, insanların duasını almaya, onları memnun etmeye bak. 
Küçük bir şekerde olsun masanın üzerinden eksik olmasın. Hem gelene müşteri değil misafir diye bak, kalbini almaya bak. Unutma  kiminin parası, kiminin hayır duası’ demişti. 

İşte gün bu gündür bu şekerler bu dükkândan eksik olmaz."
Doğru diye başıyla tasdik etti dükkânda çalışanlar da…