TÜM YÖNLERİYLE AYASOFYA/BÜYÜK TOPKAPI CAMİİ ANALİZİ

15 Temmuz 2020, Çarşamba - 10.40

OSMAN KARAGÜZEL

                 Ayasofya’nın cami olması kadar tabii/doğal bir şey olamaz. Eşyanın tabiatı neyse, Ayasofya’nın cami hüviyeti de odur. Zira yüzyıllarca cami vazifesi görmüş, herhangi bir caminin başka bir amaca yönelik olarak kullanılması kadar aykırı bir durumla, yüzyıllar sonra  müzeye dönüştürülmüş, yanlış bir tercih yapılmıştır. Cami müze olmaz. Müzeler ayrı bir yapı karakteristiği ve işlevine sahiptir. Ama o günkü şartlarda neden müze yapıldığı da, keyfi mi yoksa bir zarurete binaen mi yapıldığı araştırılıp ortaya çıkarılmalıdır.

                   Hiç şüphesiz bu topraklarda yani Anadolu coğrafyası ve içerisinde ne varsa, onlardan biri de Ayasofya camiidir ve binlerce camimizden biridir. Bu caminin, tek farkı, sembolik bir ilave değer taşıması ve amacı dışında kullanılmış olmasıdır. Yüzyıllarca olduğu gibi, son yüzyılda da cami olarak devam etseydi, rutin bir cami, camilerden bir camimiz, S.AHMET, SÜLEYMANİYE, FATİH ya da SELİMİYE gibi tarihi bir cami olacak, üzerinde hiç durulmayacak, konuşulmayacaktı. Bir vakıf olması, FATİH gibi, atalarımız içinde müstesna bir yeri olan bir komutan ve devlet adamımızın bu camiyi cami olarak vakfetmesi, ona ayrı bir sembolik değer ve nam katmıştır. Yoksa, ülkemizde hizmet veren yüz binin üzerindeki camiden bir farkı olmayacaktı ve cami anlamında bir farkı da yoktur. Yüzlerce tarihi eser hüviyetinde olan camilerimiz gibi bir de tarihi eser yönü vardır.

                  Mevcut camilerimizin dışında, ülke dindarlığına, namaz ve ibadetine, ahlakına, adaletine, milli ve tarihi kültürüne, dinine diyanetine, helal içtimai ve iktisadiyatına, ülkemizin gerçek iç ve dış sorunlarına her hangi bir ilavesi söz konusu değildir. Mevcut camilerinki ne kadarsa, onu artırmayacak veya eksiltmeyecektir. Açılışından kısa bir süre sonra, reisin dediği gibi yanıbaşındaki S.Ahmet camimiz gibi  boş kalacaktır. ZİRA, CAMİLER AÇIK, AMA CAMİLERE GİDEN BÜTÜN YOLLAR ŞEYTANLARCA DÖRT TARAFTAN KAPATILMIŞ, MÜSLÜMANLAR HEVA VE HEVESE, HAZZA YÖNLENDİRİLMİŞ, VAHŞİ KAPİTALİZME ENTEGRE EDİLMİŞTİR.

                 Elbette müze olarak kullanılırken de, diğer camilerimiz, müzelerimiz, tarihi eserlerimiz gibi o da yüzde yüz bizim idi. Müze olmakla, bizim olması aleyhinde bir durum doğmamış, Türkiye’nin sahip olduğu yüzlerce müzeden biri olarak milli varlığımız idi. Yani müze iken, sanki bizim değilmiş algısı, “AYASOFYA BİZİMDİR, BİZİM KALACAK” gibi çok yanlış bir sılogana asla muhatap değildi, olmamalıydı. Bu sılogan kökten yanlış ve tehlikeli idi. Kendi evin için, “Bu ev benimdir, benim kalacaktır” demek kadar abesle iştigal olduğu gibi, sahipliği

ve aidiyetini tartışmaya, tereddüde ve zaafiyete açmaktır.

               Kendi herhangi bir milli varlığımız ve vakıf eserimiz için, hangi amaçla kullanılabileceği, mevcut kullanımı, amaca ve hukuka uygun olup olmadığı yönünden yargının ( Danıştay’ın )bunu belirlemesi de doğru olmuş, eşyanın tabiatına uygun davranılmış, bir takım dış mihrakların istismar ve tümüyle mesnetsiz, ilgisiz ve haksız serzenişlerinde de, hükümeti kısmen devre dışı bırakarak, hukuk kurumu olarak Danıştay bu işi üstlenmiş, yükü bir nebze de olsa üzerine almıştır. Danıştay doğruyu yapmış ve işin yükünü üstlenmiştir ve bir yıl önce “Yan tarafta S.Ahmet’i doldurmayacaksın, Ayasofya’yı dolduralım diyeceksin. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah” desek te, ibadete açmamız doğru olmuştur.

               Hiç şüphesiz yargının bağımsızlığı üzerindeki tartışmalar, yargının bu yükü yüklenmesini de zayıflatmıştır. Tartışılmayan bir yargı bağımsızlığı olsaydı, bu yükü siyasetin değil de yargının tamamen üstlenmesi çok daha kolay olacak, art niyetli çatlak sesleri de büyük ölçüde kesecekti. Yargı bağımsızlığı tartışmaları, içte ve dışta en büyük handikaplarımızdan biri olarak önümüzde durmaktadır.

               Ayasofya meselesini bu kadar kırılgan hale, dış güçler değil biz getirdik, adeta “kangrene” dönüştürdük. On yıllardır hem müze, hem cami hem de sahipliğini tartışarak, siyasi ve sıloganik hale getirerek, siyasete çok fazla malzeme ve istismar konusu ederek, müzmin bir hale getirip, dış hain mihrakları da biz cesaretlendirdik. Bizim tartışma ve zaafiyetlerimiz, onların bu işe söz söylemelerine zemin açmış, biz birlik olamadığımız ve hep Avrupa kapılarında beklediğimiz, bekletildiğimiz için, bugün hiç alakası olmayanlar bu konuda söz söyleyebilmektedir. Bir şey yapacakları konusu şöyle dursun, söz söylemeleri bile bize gol atmadır, egemenliğimize müdahale, zayıflığımız, zafiyetimiz ve iç işlerimize karışma cüretidir ki, bunu da büyük ölçüde biz yani siyaset çevreleri  doğurmuştur.

                      Acaba Kurtuba camii, büyük ölçüde fiziki ve  mimari yapısı da değiştirildiği ve yüzyıllardır amacı dışında kilise olarak  kullanılması konusu, ait olduğu ülkede hiç tartışılmış, zafiyet gösterilmiş, siyasete sere serpe malzeme edilmiş midir? Hatta Kurtuba şehrinde 600 Endülüs camisinin akıbeti, “Bu camiler nerede?” diyebilmiş ve hiç sorulabilmiş midir? Ya da AYASOFYA’YA DİL UZATAN DIŞ MİHRAKLAR, KURTUBA İÇİN TEK CÜMLE ETMİŞLERMİDİR?  Onlara göre dış mihrak olan  olarak bizler, o cami ile ilgili tek cümle edebilmiş, onların iç işlerine müdahale olarak yorumlanacak tek bir demecimiz olmuş mudur? Ama kendi malımız ve mülkümüz olan Ayasofya’yı hep tartışmış, siyasetin temel argümanlarından biri haline getirmişiz. Kurtuba camii ve amaç dışı kullanılan dış ülkelerdeki camiler, her zaman misilleme aracımız olarak korunmalıydı!

                     Ayasofya camii için “Kılıç Hakkı” gibi, olumsuz bir takım niyetleri hortlatacak bu  sevimsiz kelime de asla konuşulmamalı, bu  kelime için değil, “İlayı Kelimetullah” için Fetihler yapılmış olup, doğru olanı “İlayı Kelimetullah Hakkı” denilmeli, bu deyim kullanılmalıdır.

                     Yüzyıllardır kadim vatan olmuş bir yere ve onun herhangi bir camisine veya başka bir varlığına “Fetih “ ismi verilmesi de yanlış olup, sanki yeni fethedilmiş, yeni vatan olmuş havası, intibaı doğurur ki, art niyetli malum dış mihraklara da yeni bir zafiyet kapısı aralar. Hem de kendi ellerimizle. “TOPKAPI BÜYÜK CAMİİ” ya da “ TOPKAPI BÜYÜK SARAY CAMİİ”en doğru isim olacağı kanaatindeyim. Başka isimlerde bulunabilir, ama Fetih olmamalıdır. Tıpkı her yıl düzenlenen resmi ve sivil “İstanbul’un Fethi” törenleri gibi. Yüzyıllardır kadim vatan olmuş bir yere, yeni fethedilmiş gibi tören yapılmaz. Kendi kendimizi avutma, kandırma, geçmişle yetinme ve övünüp durma tekrarından ve yine kem gözlere yeni dürtüler sağlamaktan başka bir şey değildir. 81 İlimiz ve bütün bir Anadolu’ya fetih töreni yapma gibi bir büyük yanlışın ve mantıksızlığın eseridir. Geçmişte yalnız bu konu için makaleler yazmış ve Fetih  törenlerinin anlamsızlığı, yanlışlığı ve zararı üzerinde durmuştum.

                      Cami işlevinden sonra “Müze Gelirleri” de ihmal edilmemeli, en azından yabancılara bir ücret karşılığında gezme düzeni de sağlanmalıdır. Hususen bu ekonomik darboğaz da ve her zaman gereklidir.

                        Dış tepkiler basite alınmamalı, zafiyet gösterilmemeli, başka tavizlere asla malzeme edilmemelidir. Acaba, birçok yerde değişik dünya devletleri ile yanyana ve karşı karşıya olduğumuz bir zamanda, zamanlaması isabetli midir? Güvenlik ve iktisadi kaygıları artırır mı? Yeni sıkışma ve sıkıştırmalara, karşılığında, müze kalmasından çok daha büyük taviz ve zararlara vesile olur, keşke dedirtir mi? Balkanlar da, Kafkaslar da ve eski Osmanlı coğrafyamızdaki eski/tarihi ve yeni camilerimiz konusunda sabotajlara yol açar, oraları sahiplenme de zararı dokunur mu diye de düşünmekte, İnşaallah olmaz demekteyiz. Zira düşmanımız çok ve tarihin en güçlü dönemini yaşamaktalar!!!

                       Çok mühim bir husus ta, artık siyasi malzeme olmaktan çıkarılmalı, şaşaalı açılış merasimleri, hamasetli siyasi konuşma ve törenler yapılmamalı, sadece Diyanetin önderliğinde HALK işe dahil olmalı, sessiz ve sade bir namaz ile işe başlanmalı, Allah rızası dışında hiçbir niyet, amaç ve rıza düşünülmeyecek ibadet yerleri olan camilerimizde, buna uygun davranılmalı, sadece Allah rızası öne alınmalı, desinlere, gösterişe, siyasi ikbal ve istikbale alet edilmemelidir. KENDİ MÜLKÜMÜZÜ  KULLANIRKEN BİLE BİRİLERİNİN MÜDAHALE EDEBİLMESİ, SÖZ SÖYLEYEBİLMESİ, DURUMUMUZ İLE İLGİLİ  FEVKALADE DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR!! SANKİ, NEREDEYSE EKÜMENİKLİĞE KAVUŞTURDUĞUMUZ FENER PATRİKANESİNE VE KİLİSESİNE EL KOYMUŞUZ GİBİ BİR ATMOSFER OLUŞTURULUYOR!!

                       Zaten yüzyıllardır bizim olan bir mabede bugün neden şaşaalı tören yapılsın? Yeni kazanmadık ki!. Kaybettiğimiz coğrafyaları geri alabilirsek, tören yaparız!

                      Ayasofya için, cami olması gerekli haklı iddamızı ileri sürer ve uygularken, SÜMELA, AKDAMAR ve benzeri yerlerin, oralarda tek bir gayrimüslim olmamasına rağmen, dışardan adam getirip, senede bir ayin yaptırmayı, bir nevi kısmi egemenlik ve aidiyet devri  ve iddasını doğuracak uygulamalar ne olacak? Onlar da yanlıştı ve çok ivedi iptal edilmelidir.

 

Tüm Yorumlar

dost
17 Ağustos 2020, Pazartesi - 17.02

Yazınızın altına imzamı attım. Her şey şowa, siyasin ranta, oy beklentisne döndü.Allah rızası yok.

1 0 YANITLA
ittifak
21 Temmuz 2020, Salı - 13.50

Vallahi doğru. Bir de cami açılışında protokol olmaz. En tepedekiler en arkada olsun. olmalı. Herkese açık ve davetiyeli olmamalı Erken gelen öne geçer.

5 0 YANITLA
vatandaş
16 Temmuz 2020, Perşembe - 12.52

Harika bir tahlil. Eksiği var fazlası yok. Cumhurumuzun başı bir ileri bir geri. Başka karşı çıkışları da var, ama acaba bugün ne oldu da evet dendi? Oy kaygusu mu acaba. Bir de tören yapmama tespitiniz çok önemli. Cami ibadet yeridir, siyasi şov yeri, oy hesabı yapılan yer olmamalıdır. Tebrikler.

10 0 YANITLA

YORUM EKLE

Haberler

Haber aranıyor...

Köşe Yazıları

Köşe yazısı aranıyor...