GEZİ PARKI VE KALKIŞMA

5 Haziran 2013, Çarşamba - 10.12

OSMAN KARAGÜZEL

Bu yazımın konusu başka idi. Gündem Gezi Parkı olunca, mecburen bizde gündemi takip etmek zorunda kaldık.
Zaten hep böyle oluyor. Gündemi siz değil, başkaları belirliyor. Esas gündemi hep örtüyor, size gündem dayatıyorlar.
Taksim de olanları herkes biliyor. Tabi ki, basının verdiği şekilde ve kadarıyla.
Gerçeği tam olarak bilmiyoruz. Çünkü orada değildik .
Maalesef basın da, siyasi ve ideolojik tercihine ya da çıkarlarına göre haber yapıyor.
Hep söylerim ki, 21. bu asırda, kitle haberleşme vasıtalarının en yaygın ve bol olduğu bu zamanda, doğru bilgiye ulaşmak, her zamankinden daha zor. Toz duman içinde bilgi avlayacaksınız. Ya da dumanlı havada av yapmak gibi.
Gelelim talihsiz olaylara.
En haklı eylem bile, insana ve millet malına zarar verdiği zaman, haklılığını ve meşruiyetini kaybeder ve asla tasvip edilemez.
Taksimde ki zarara bakalım. Tabi ki, toz duman arasından ve bu malum basından öğrendiğimiz kadarıyla.
89 Polis aracı, 42 hususi araç, 18 belediye aracı ve 4 otobüs(49 da diyen var) yakılmış. 4 Parti binası, 94 işyeri, 30 durak ve bir polis merkezi hasar görmüş. 115 Polisimiz ile 58 vatandaşımız yaralanmış. Borsa % 10.5 düşmüş, dolar 1.9 Tl. olmuş.
Sadece şu rakamlar olayın vahametini göstermeye yeter ve eylemin yanlışlığını da ortaya koyar.
Aynı günlerde, yabancılara her yerde ve her türlü maden arama yetkisini veren kanun da Meclisten geçmiş. Sosyal basın haberi bu ve umarım yalan ve yanlıştır. Doğru ise, vahim ve olaylar onu maskelemiştir.
Bir başka sosyal medya haberi de, olaylar nedeniyle 30 milyarın(63 diyen de var) yurt dışına kaçtığı şeklinde. Ümit ederiz bu haber de yalan ve sansasyonel olsun.
Bir diğeri de, 6-8 Haziran tarihleri arasında İngiltere’de gizli Bilderberg’in toplanıyor olması. Konu; Ortadoğu ve Türkiye olayları. A. Altındal kaynaklı, bu haber. Türkiye’den de biri katılıyor. Sunum yapmak üzere. Bu isim araştırılmalı ve sorgulanmalı. Bu haber de doğru ise, yine kurtlar sofrasındayız. Her zaman olduğu gibi…
Yani kazanan hep emperyalizm. Her halükarda kaybeden kim? Her zaman olduğu gibi Türkiye.
Nasıl bir eylem ki, millet adına yapılıyor ve kaybedeni hep millet oluyor. Yahu, milletin kazandığı bir eylem yapamayacak mıyız?
ABD ve AB’nin tavrı ise manidar. Esasen hep bilindiği ve beklendiği gibi. Dün ne ise, bu günde o.
ABD’nin en büyük dostu kimdi? Ya da en büyük taşeronu? Mübarek değil miydi?
O şimdi nerede? Demir kafes içinde değil mi? Hiç ders alınmayacak mı? Kimi kullandıysa, sonra çöpe atmadı mı? Saddam’ı Kuveyt ve İran’a saldırtan kim idi? 8 Sene İran’a vururken ona kim destek verdi? Sonra Saddam’ı ne yaptılar? Irak ne hale geldi?
Gelelim kalkışmayı yapanlara. Sol partiler ve örgütler, muhalefet şeklini ve lisanını doğru kullanamadıkları için, her zaman olduğu gibi bugün de yaptıkları hep aleyhlerine neticeleniyor.
Gezi parkı eylemleri de, milletin zihninde; içki ve kürtaj kısıtlamasına, Taksim de cami yapılmasına, İmam Hatiplere, tesettüre, başörtüsüne, çarşafa, Kur’an’ın seçmeli olmasına karşı çıkanların tertibi ve ağaçları bahane ederek iktidarı yıkma ya da zayıflatma aracı olarak yer alıyor. Sol parti ve örgütlerin provoke ettiği bir eylem olarak görülüyor.28 Şubat’ı, Refahyol’un yıkılışını, 60 ihtilalini ve entrikaları aklına getiriyor.
Yani, milletin kalbine ve gözüne girecek, milletin gündemini, hassasiyetlerini konuşacak bir muhalefet dil ve üslubu kullanamıyorlar. MHP’yi hariç tutarak. Zira MHP bu olaylarda yok. CHP’nin de doğrudan ve resmen orada olduğunu söyleyemeyiz. Ama fiiliyat biraz farklı.
Rey bağlamında muhalefet kaybediyor, yine iktidar kazanıyor. Ama Türkiye hep kaybediyor.
Eğri oturup doğru konuşalım. Niye eğri olsun? Doğru oturup doğru konuşalım.
Bu olaylar büyütülmeyebilirdi. Devlet tahrik edici olmaz. İlla üste gelmek, karşılık vermek için konuşmaz. Teskin edici, gaz alıcı, anlamaya çalışan olmalıdır. Yanlış söyleyeni bile dinlemeli, hak vermeli, ‘’değerlendireceğiz’’ diyebilmelidir.
Muhalefete imkan verilmeli, her yaptığına yanlış denmemeli, tümüyle kötü niyetli görülmemelidir. Haklı ya da haksız, derdini hukuk içinde ama meydanlarda, basında, her yerde ifade edebilme, deşarj imkânı sağlanmalıdır.
Muhalefet de, sadece ağaç duyarlılığı ile orada beklemeli, slogan atmalı ve tepkisini bu sınırlar içinde vermeliydi. O zaman haklı olacak ve eylemleri millette karşılık bulacaktı

Seçilenler de, hesabı sadece 5 yıl sonraya yani sandığa bırakmamalı, ara denetimler yapılabilmeli, icraatlarından hesap verebilmeli, bu mekanizma da sağlıklı çalışabilmelidir. ‘’Ben seçildim, 5 yıl istediğimi yaparım’’ olmamalı, hukuk ve yargı her zaman devrede olmalıdır. Buna, bugün ihtiyacı olmayanların, mutlak bir gün olacağı unutulmamalıdır. Cumhurbaşkanımızın’’ DEMOKRASİ SADECE SEÇİM DEĞİLDİR, MESAJ ALINMIŞTIR’’ beyanı, bu temenni mi açıkça ortaya koymaktadır.
Hülasa, herkes sorumlu davranmalı, haberlere dikkat edilmelidir. Karşılıklı yalan, kışkırtıcı ve tahrik edici haberlerle, çatışma ortamı oluşturma oyununa gelinmemelidir.
Hiçbir taraf, yüzde yüz haklı ya da haksız değildir. Bu konuda ve genellikle, en adil olması gereken müslümanlar, hiç müslüman gibi davranmamakta, her ne olursa olsun, karşı tarafı tümüyle haksız, tukaka görmektedirler. ‘’Bir kavme olan düşmanlığınız, sizi adaletten ayırmasın’’ ilahi emrini unutmaktadırlar. Başkaları yaptığında en kötü görülen, emperyalist ve Siyonist uşaklıkla nitelendirilen icraatları, kendilerinden biri yaptığında, mubah görmekte, aynı tepkiyi vermemektedirler. Başkaları olabilir ama müslümanlar asla böyle olamaz, olmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki, oradakiler bizim insanımız ve bizden farkları yok. Bir avuç marjinal gurup ile tümü özdeşleştirilmemelidir.
Şu Suriye politikamız da, baştan beri hiç içime sinmedi. Hep kuşku ve endişe ile baktım. Mutlaka gözden geçirilmeli, ABD‘nin zikzakları ve son Taksim olaylarındaki tavrından sonra, milli ve İslami hassasiyetle bir kez daha düşünülmelidir.
Şu Topçu Kışlası da. Resmini gördüm ve sevmedim. Mimarı da Krikor Balyan. Hem, Rus ve Hint mimarisinde.
Tamam. Yıkılmamalıydı. Yıkılması hata ve kayıptır. Ama, yeniden yapılması çok mu lüzumlu. Osmanlı ve Selçuklu ya da İslam mimarisinde olsaydı, bir şey demeyecektim. Taksim zaten tümüyle Batı mimarisi veya taklidi. Bir de bunu ekleyip, tam Batı yapmak mı? Eskişehir’de Porsuk çayı etrafının bizden iz taşımadığı, bize yabancı olduğu gibi.
 

YORUM EKLE

Haberler

Haber aranıyor...

Köşe Yazıları

Köşe yazısı aranıyor...