Covit belgeseli başlayalı 16 ay olmuş neredeyse ve dünyayı kasıp kavuran salgında 47 bin 271 kişi vefat etmiş…

Allah rahmeti ile muamele etsin inşallah…

16 ayda 47 bin 271 kişi, yani ayda 2 bin 955 kişiyi salgın afetinden kaybetmişiz…

Öyle bir afet ki ayda ölen kişi sayısını ülkeye yaydığımızda bilanço daha da ağırlaşıyor…

İl başına 36.5 kişi düşüyor, yani günde 1.2 kişi salgının dehşetinden nasibini alıyor…

Hesabım iyi değildir, o yüzden makinayı kullanarak tekrar yaptım…

Bu hesaba göre yuvarlama olarak her gün Sakarya’da salgından 1.2 kişiyi kaybettiğimiz manası çıkıyor…

İki kişi bile değil bir koca günde salgından kaybettiğimiz!

Daha ne diyelim; her gün trafikten, obeziteden, tansiyondan, yanlış beslenmeden, kalpten, gözünün üzerinde kaşın vardı muhabbetlerinden onlarca kişinin öldüğünü bir kenara koyarsak dünyayı kasıp kavuran salgın dolayısıyla günde iki kişiyi kaybetmekten ne kadar korkmalıyız anlayamadım…

Bunlar güncel devletin rakamları…

Eğer yanılmıyorsak, eğer rakamlar doğru ise bir günde bu şehirde 1.2 kişinin ölmesi salgının ciddiyetini bize gösteriyor galiba…

Acaba bizi endişelendiren bu afetin neticesi olan bir kişi mi olmalı yoksa salgın için alınan önlemlere bakarak önümüzdeki günlerde kafayı yiyen esnafın, bunalıma giren gençlerin, yanlış tedavilerden ölenlerin, hastalık hastası olacak çocukların gelecekteki durumlarına mı kafayı yorsak!

Gidişatın bu yönde olabileceği varsayımı için herhangi bir film kurulundan da icazet almaya gerek yok gibi…

***

Tüm dünyanın şeytanları kendilerini açık ettikleri halde…

Yıllar öncesinden insanları azaltacaklarını, hastalıklı bir nesil çıkaracaklarını, kendilerine hizmet edecekleri etmeyenlerden bahanelerle ayıracaklarını açık ettikleri halde…

Yıllar öncesinden ülkelerin nüfuslarını iğneler ile, ilaçlar ile, şekil verenlerin tezgahlarını ekranlarda anlatan onlarca siyasetçinin olduğu zamanlardan…

“Spor yapın, dengeli beslenin, bağışıklığınızı güçlendirin, kimyasallardan uzak durun, ilaçlardan uzak durun, iğneler neslimizi bozdu” diye bangır bangır konuşan bilim insanlarımızdan…

Hastalıkların bedeni güçlendirdiğini, salgınların taktiksel olduğunu anlatan bilir kişilerin varlığı kayıtlarda dururken…

Şimdi size ne oldu da iki seçenek sundunuz anlayamadık!

Doğrusu ya onun aşısı ya bunun aşısı!

Aşı yoksa hayat yok seçimi de nereden peyda oldu?

***

Bakın, Avrupa ilaç ajansı tüm aşıların takibi yapılan resmi platform; magazin değil!

Açın bakın, sadece aşılardan hemen sonra 10 bin 570 ölüm ve kalıtsal yan etki olarak da 405 bin hasta kaydı var... Bunun yanında aşı sahibi Almanya 2. doz aşılama yüzde 10, Fransa yüzde 10, İngiltere yüzde 21, İsrail yüzde 58 (burada da dindar Museviler neslimizi bozacak diye aşılanmadılar), İtalya yüzde 10, Kanada yüzde 4, İspanya yüzde 10 diye gidiyor…

Avrupa dediğin 2. doz aşının bu oranlarıyla mı yasaklarını bitirdiler acaba!

Yani mesele salgın değil hala anlamadınız mı dedirtiyor bu salgın senaryosu…

İlaçları yapanların en az kullandığı gözümüze kadar sokulduğu halde, Ayasofya’yı açıp bir de “Dünya beşten büyüktür” derken, sonra da o beş büyüğün raporlarına göre hareket etmek, hayretle izlenilesi bir durum…

Dünya beşte büyüktür evet ama beş adamın dediği ile tak maske-çıkar maske, bakkalı kapa-marketi aç, bir metre, yok iki metre, tek maske, çift maske, evden çıkmayın, nefes almayın…

Daha ne sayalım; bunlar gazete manşetleri değil resmi veriler…

Vaziyet böyle iken bir de yüzde yüz soyu kırılacak bir nesil için adımlar atılıyor…

Üniversiteleri açmak için gençleri aşılayalım, hayret doğrusu…

O Ayasofya’yı bu gençler için açtınız ama dünyadan büyük o beş’ler şimdi sizden Ayasofya’ya girecek gençleri ve nesilleri almak için tezgah düzenliyor ve siz bu tezgaha geliyorsunuz…

Bir yandan Ayasofya fedaileri var, bir yandan Ayasofya’nın açılması için dua etmiş gençler var…

Nasıl bir akıl tutulması bu ki tek geçerli çarenin aşı olduğunu söyleyebiliyorsunuz anlamadık!

Avrupa’da aşının genç metabolizmaları nasıl bozduğu her gün bir doktor tarafından açıklanırken, birçok kliniğe aşılananları almazken, bayanların rahimlerini tahrip ettiği bir dizi vakalar izah edilirken, bunların hepsinin komplo olduğunu söyleyeceksiniz ve tek gerçeğin aşı olduğunu kabul ettireceksiniz; bir kez daha hayret ediyoruz!

***

İlk defa Reis’e anlamadım bu aşı meselesinde!

Davasında nesli cedid, atalarının nesli, nesli Osmaniye olan bir dava nasıl olur da aşı konusunda bu kadar iddiayı görmez, birçok dostun itirazını duymaz anlayamıyorum…

O yüzden eğer bize sadece aşı seçeneğini sunacaksanız biz de size bir seçenek sunmak zorunda kalacağız…

Soruyorum kaç tane genç bir Ayasofya eder ya da insan olmadıktan sonra Ayasofya’nın ne önemi kalır!

Tüm bu senaryo insanı robotlaştırma, yalnızlaştırma, inançsızlaştırma, parçalama ve tek başına yok etme projesidir ve nesli maddeten ve de manen hasta ederek en büyük operasyonu çektiler…

Şimdi kim üzerine alınırsa alınsın, dinleriniz hangisini kutsal sayarsa saysın, siz karar verin ya oy’umuza talip olup yolunuza devam edeceksiniz, ya da duamıza talip olup kaldığınız yerden devam edeceksiniz…

Artık her ikisinin desteğini vermemiz bu şartlarda zor…

İnsanın harcandığı bu gidişatta mevzu bahis insan ise herkes teferruattır diyorum…

Oyumuzu alabilirsiniz ama duamız bu gidişatta zor…

Hangisi sizin dininize uyarsa siz seçin…