AKHİSAR’IN ZARİF AMCASI; ZARİF SÜZGÜN-XII

FAHRİ TUNA


Akhisar’ın En Renkli Üç Siması: Kibariye, Gazeteci Haldun, Amerikan Ahmet

Akhisar’ın En Renkli Siması: Amerikan Ahmet

Akhisar’ın en renkli simalarından birisi, belki de birincisi Amerikan Ahmet. Amerikan Ahmet zayıf, benim boylarımda biri. O da Rumeli göçmeni. Galiba onlar da Makedonyalıydı. Babası Mahmut Amca vardı, o gelmiş. Bina boyacılığı yapıyordu. Yazın boyacılık falan sökmez buralarda, tütüncülük yapıyordu, tütünlere gidiyordu. Daha ondan sonra orada da hikâyeler uyduruyordu:

“- Mesela ben tütün kırmaya gittiğim zaman, on dönüm tarlaya giriyorum. Buradan başlıyorum tütün kırmaya diyor, tarlanın diğer tarafından çıktığım zaman dönüp baktığımda girdiğim yerdeki başaklar halen sallanıyor diyordu. İki elle kırarım, ben öyle kırarım” diyordu.

Yani sırf abartıydı; kimse inanmıyordu ama yine de seviliyordu. Herkes zevkle dinlerdi onu. Oturduğu yerde gayet ciddi anlatırdı. Bir orta oyuncusu gibiydi. Sanki Hayalî Küçük Ali’ydi. Bizim dükkâna, Veli Ağbimin yanına sık gelirdi. Askerlik arkadaşıydı o. Ahmet Ağbi çok neşeli adamdı. ‘Anlat bakalım Ahmet’ diye takılırlardı. Ama onlar söyleyince anlatmazdı. Kendi keyfi geldiği zaman anlatırdı. Eğer insanlar etrafında toplanırsa keyfi yerine gelirdi. Bir bakıma tiyatro sanatçısı gibiydi.  Bana göre Akhisar’ın gelmiş geçmiş en renkli siması Amerikan Ahmet’tir.

 

Milli Takımı Mağlubiyetten Kurtaran Futbolcu Ahmet

 

Ben Amerikan Ahmet Ağbi’nin bizzat kendinden dinledim. Kendi anlatımıyla sunuyorum sizlere.

“- Konya’da askerim. Çok sıcak bir hava var. Hiçbir iş yapmak gelmiyor içimden. Büyük bir ağacın altında uzandım biraz uyuyayım dedim. Sonra aklıma geldi, o gün Ankara’da Türkiye - Rusya Ordu Milli maçı vardı. 

Radyoyu açtım, maçın daha başları.  Rusya 2-0 galip. Kendi kendime kızdım. Genelkurmay başkanı o kadar yalvardı bana da, ‘Canım istemiyor’ diye kabul etmedim.

Derken pır pır pır bir ses…  Yattığım yerden doğruldum. Bir helikopter yakınıma indi. Baktım içinden bizim genelkurmay başkanı hışımla indi, bana doğru bağırarak:

“-  Ahmet çabuk kalk, almayayım seni ayağımın altına. Sana o kadar söyledim ‘kampa katıl’ diye, bak gördün mü rezil olduk, maçı kaybediyoruz, haydi çabuk helikoptere atla” dedi.

Ben de: 

‘- Komutanım bu sıcakta...’ filan derken bir tokat çaktı, iki takla attım. Artık gitmemek olmaz. Çaresiz bindik helikoptere.

Formamı giyerken genelkurmay başkanı ayakkabılarımı giydirdi.

19 Mayıs Stadı’nın içine, kale arkasına indik. Maçın bitmesine de on beş dakika kalmış.

Hemen birini çıkarıp beni oyuna aldılar. Stat ‘Ahmet! Ahmet!’ diye inliyor. O ana kadar takım kötü oynuyormuş, ben gelince herkes şöyle bir toparlandı ama maç da bitiyor.

Genelkurmay başkanımıza bakıyorum, durduğu yerde durmuyor. Ben de ona ‘Merak etme’ diye işaret yapıyorum.

Nihayet bir korner oldu. Fenerbahçeli Şeref korner atacak,  benim nerede duracağımı bilir o. Herkes ceza sahasında. Ben orta sahaya doğru koşuyorum. Şeref bana atıyor topu, ben de gelişine bir vole! Tribünler ayakta ama Rus kalecisi daha ne olduğunu anlamamış, ‘Ben kaleye kuş girdi zannettim’ diyor. Oldu: 2-1.

Kaldı iki dakika. Ruslar ceza sahalarından dışarı çıkmıyor. Yine orta yuvarlağın içinden bir şut çıkardım, kalenin içinde üç müdafaa oyuncusu, kaleci ve top. Oldu 2-2. Artık her yer bayram yeri gibi. Bağıranlar, çağıranlar, ıslık...

Ama ben daha son sözümü söylemedim. Maç daha 2-2. Artık onlar da uyandı. Uzaktan şutlar netice vermiyor. Ben de taktik değiştirdim.

Bizim kaleciye gittim, kaleci de Turgay Şeren. “Koy Turgaycığım topu önüme” dedim, sağ olsun o da yuvarladı. Şöyle kafamı kaldırıp kafamda bir hat çizdim. Başladım topla gitmeye. Önüme gelene çalım, önüme gelene çalım. Bir baktım topla beraber kalenin içindeyim. Gooool! Maç 3-2.

Şöyle geriye bir baktım Rusların on bir futbolcusu yerde. Çalımı yiyen yerden kalkamamış. Ortalık ana baba günü. Bağıranlar, kendini tribünden atanlar, intihar edenler. Genelkurmay başkanı koşarak ‘Ahmet!’ diye bağırarak boynuma bir atladı, lappp diye yere yuvarlandık, bir hafta sonra gözlerimizi hastanede açabildik ancak.

 

Akhisar’ın Demirbaşı Haldun Akyüz

 

Haldun Akyüz benim can dostum.

Halduncuğum alçak boylu, birazcık tıknazca, hoşsohbet, candan dosttur. İnsanlar hakkında kötü düşünmez. Her şeyi bilir, her şeyi araştırır, kimseye iftira atmaz. Yalan söylemez.

Ticaret hayatında da bulundu, yıllarca manifaturacılık yaptı. İlkokul çağlarından beri yakınız, canciğer arkadaşız, çok hatıramız var.

Hep beraberdik, hep beraber olduk. Çarşıda beraber olduk, top sahasında beraber olduk. Her tarafta beraberiz.

Anı olarak anlatılacak o kadar çok ki. Hepsi güzel anı zaten.

Haldun Akhisar şehrinin değerli ve önemli kişilerinden biridir, demirbaşlarındandır. İnsan canlısıdır. Bir işin düşsün, kendi işini bırakır senin işini yapar. Böyle bir insandır.

O da bizim gibi Balkan kökenli. Onlar İştipli, Makedonya’nın Doğu tarafından.

Babası vardı, nalıncıydı. Adı Galip’ti. Nalıncı Galip Usta derlerdi. Onun ağabeyi vardı, subaydı. Coşkun Albay. Coşkun Akyüz. 1974’teki Kıbrıs çıkartmasında albay olarak görev yapmıştı.

Güzel bir ailedir onlar; Haldun’un bir büyüğü var, adı Feridun. Feridun Akyüz de devlet demir yollarında genel müdürlük yaptı, ODTÜ mezunu.

Haldun Akyüz Akhisar’ın olmazsa olmazlarındandır. Benim de. Görmesem yapamam. Her şehre en az bir tane Haldun Akyüz lazım.

 

1970’lerde Sinemayı Süpürürken Sık Sık Boş Gazoz Şişesini Kapıp Sahnede Şarkılar Söyleyen Kız: Kibariye

 

Ünlü şarkıcımız Kibariye de Akhisarlı. Hemşerimiz. Ben onun çocukluğunu biliyorum.

Benim dükkânın orada büyük yazlık sinema vardı. Adı Yazlık Büyük Sinema idi.  Şimdi yıkıldı. Orasını Akhisar Ticaret Odası aldı şimdi, otel yapacaklarmış.

Zaten Akhisar’da 1970’lerde altı yedi tane yazlık sinema vardı. Şehir Sineması vardı. Büyük Sinema vardı. Kulüp Sineması vardı. Venüs Sineması vardı. Yeni Sinema vardı. Ben hepsine giderdim. Hangisinde güzel film varsa. Her gece giderdik. Eşim Fikret tütüne giderdi. Annem salmazdı ikimizi bir arada.

Türk filmlerinin hemen hepsini izliyorduk. O zaman Türk filmleri çok geliyordu. Ayhan Işık, Ediz Hun, Göksel Arsoy… Ayhan Işık zaten tanıdığım. İstanbul’da Pavlos Ustamın komşusuydu. Sonra Kadir İnanır vardı. Erol Taş vardı. Turgut Özatay vardı. Turgut Özatay’ı askerlikte tanımıştım,  İstanbul’da Fatih Kaymakamlığı’nın bitişiği bizim askerlik dairesiydi. Çocuklarını alıp bizim şubeye muayeneye getirmişti. Zaten komutanımızla da arkadaştılar. Sık sık gelirdi. Biz de görürdük. Ayhan Işık’la konuşurduk çok. Yenice sigarası içiyordu. Bir iki defa göndermişti beni almaya. Ayhan Işık 1.70-1.75 boylarında orta boylu biriydi. Yakışıklıydı çok. O da İzmirliydi zaten. Şöhretine rağmen mütevazıydı.

Ben altmış altıda dükkânı açtım orada. Altmış altıdan sonra hep oradaydım. Soğuktulumba Semtinde.

 

Çiçi Yusuf: Bırak Kız Şarkı Söylemeyi, Ortalığı Süpür Hadi

 

Benim dükkânın yanındaki yazlık sinema Asım Nergis’indi. Eniştesi Çiçi Yusuf da büfeyi işletirdi.

Akşam sinema dolar taşardı. Ertesi gün de temizletirdi sinemayı. On iki on üç yaşlarındaki çocuklara süpürtürdü sinemayı gündüzleri Yusuf. Çocuklar da düzgün iş yapmazlardı pek.

O çocuklardan birisi şarkı söylemeyi çok severdi. Diğerleri ortalığı süpürürken o alır bir boş gazoz şişesini, mikrofon gibi tutar, sahnede şarkı söylerdi durmadan. Çiçi Yusuf da kızardı, koştururdu arkasından:

“- Kız in oradan, çabuk süpür sinemayı, hadi çabuk” diye bağırırdı. Görürdük biz de, komşumuz ya.

Ondan sonra biraz süpürür. Biraz sonra gene çıkardı sahneye şarkı söylemeye. Çok meraklıydı. İşte o şarkı söylemeye meraklı kız çocuğu bugünlerin Kibariye’siydi.

 

Kibariye: ‘Hüseyin Ağbi, Ferdi Tayfur’un Yeni Plağı Geldi mi?’

 

Bir plakçı dükkânı vardı bizim orada. Hüseyin Kulalı diye bir çocuk işletirdi. İki de bir oraya gelirdi Kibariye:

“- Hüseyin Ağbi Ferdi’nin yeni plağı geldi mi?” diye sorardı. Ferdi Tayfur’un hastasıydı o zamanlar. Yeni plakları geldi mi diye her gün sorardı.

Ben de çok iyi bilmiyorum ama gerçek adı Bahriye Tokmak. Bizim Akhisar’ın Hacı İshak Mahallesi’nden onlar, eski garajın orada oturuyorlardı. Şimdi belediyenin olduğu yer var ya, hemen onun arkasında dar bir sokak vardı, oradaydı evleri. Burada belki akrabaları vardır hâlâ.

Kibariye buradan gittikten sonra Zeki Müren bir sefer dinlemiş onu İzmir’de. “Bu kızda iş var” demiş, çok beğenmiş. Ondan sonra da bir yılbaşı gecesi, 1980’i 1981’e bağlayan gece, “Kim bilir” şarkısını bir söyledi televizyonda, onunla çok meşhur oldu işte. O zaman öğrendik biz de o gazoz şişesiyle sahnede şarkı söyleyip de bizim Çiçi Yusuf’un kovaladığı kız meğer şarkıcı Kibariye olmuş. Kibariye’yi televizyonda görünce önce hatırlamadım, büyümüş tabii. Eş dost söyleyince baktım o kız çocuğu hakikaten de Kibariye.

Sesini çok beğenirim ben de Kibariye’nin. Çok severek dinliyorum onu.

6 Kasım 2018 , Salı
YASAL UYARI:Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.

 

 

 


 

YAZARLAR

Zeki AYDINTEPE

FUTBOL ŞIMARIKLIĞI HİÇ AMA HİÇ AFFETMEZ

Çok Okunanlar
  1. Bugün
  2. Dün

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara