KORKU

25 Temmuz 2020, Cumartesi - 09.52

LÜTFİ SALKIM

Dünyaya geldikten hemen sonra korku ve korkutma başlıyor. Bebeklikten kurtulma yaşına gelip mama yemeye başladığımızda kişilik gelişmesinin icabı olarak istememe hakkını kullanmaya başlar başlamaz , - bak yemezsen ablana veririm – bu da kafi gelmez ise -polis amcalar geliyor – seni alıp götürecekler korkusu damarlarımıza enjekte edilip polis korkusu devlet korkusu ile karşı karşıya kalıyorduk.  Tabii olarak onlara karşı nefret duyma duygusu daha küçücükken farkında olmadan içimize işliyor. Yanlış terbiye .Delikanlılığa adımı atar atmaz bu sefer baba ve ağabey korkusu başlıyor. – Ben karışmam .- Babanın müsaade edeceğini hiç zannetmiyorum- .İstersen birde onlara sor bak göreceksin .- Bu kadar planlı bir baskıda hele bizim gençliğimizde baba ve ağabeye sorma beynimizin alt hesabında bile yok. GENE KORKU . Okula başladığımızda öğretmen korkusu sus gürültü yapma bir karşı çık doğru  disipline gidersin . İnanmazsınız orta okulda Matematik öğretmenimiz  Palabıyık Ahmet bey in dersinde sınıfta uçan sineğin sesini bile duyardık. Sonra askerliğini bitirmeden adam olunmuyor . Sözüyle askerlik korkusu . Bitir sonra konuşuruz . Askere gidenlerden askerliği dinlediğimizde çavuşlardan dayak yemeden bitirene rastlamadım. Daha askere gitmeden ÇAVUŞ DAYAĞI korkusu her tarafımızı sarmıştı. Askerliği bitirip geldikten sonra iskibal korkusu . Kırk yere müracaat  cevap bekle torpil ara vesaire KORKU larla yirmi beş yaşına geldik. .Bu kadar korku furyası içinde sağlıklı düşünme karar verme duygusunun nasıl gelişeceğini bana bir psikoloğun anlatması lazım.

 

Bana göre çok zor.

Ben namaz kılmaya Orhan Camiinin arkasında ıhlamur ağacı vardı .Onun  kokusuna hayranlığım o zamanki müezzin MİTHAT ağabeyin güzel  sesiyle birleşince  başladım. Derken vaaz dinlemeye sıra geldi . Bir baktım ki gene korku bu sefer CEHENNEM korkusu . Şöyle yaptın doğru Cehenneme böyle yaptın zebaniler.  O sıralarda Rahmetli ATIF hocamla tanıştım. Dini anlatmasını  ve öğretmesini rica ettim. Sonra ona DİNİMİZİN af kapısı yok mu diye sorduğumda tövbe kapısı hep açık dedi . Yalnız ,ömür ayni hatayı iki defa yapacak kadar uzun değil .Dikkatli ol .Uyarısı hep kulağımdadır. Kendim de okumaya başladığımda şöyle bir emirle karşılaştım  .

 

Resulüm!) Kesinlikle Biz Seni, (bir) şahit, müjdeleyici ve inzar (ikaz ve irşad) edici olarak göndermişizdir...

 

Demek ki büyüklerimizin ve dinimizi anlatanların yapmaları gereken şey insanın kendisinin en büyük şahit  ve başka şahide ihtiyaç olmadığının   bedavadan verilen bu dünyada güzellikleri anlatmaları gerektiğini öğretmeleri esasına göre bir metot geliştirmeleri gerekmektedir. Cennetin erkeklerin tekelinde olduğu ve onları hurilerin beklediğini  kadınların ne olacağının Cennetin ANNELERİN AYAKLARI altında olduğu emri meydanda ve her kesin bildiği bu gerçeği yok saymak değil. Sevginin ne kadar önemli ve vaz geçilmez bir şey olduğu  beynimize kazınmalıdır. Sevmek ve sevilmekle birlikte sevginin ne olduğunun öğretilmesi gerekmektedir. KORKU değil. Benim anladığım şey şudur. Bir insanın en büyük korkusunun ALLAH ın ve RESULÜ nün sevgisini kaybetmek olmalıdır. Bu sevgiyi kaybetme korkusu bütün kapıları açan tek anahtardır. Ama önce SEVGİ nedir bunu iyi bilmemiz lazım.

Bunu bilmez isek hep sevilmeyi beklerken bir ömür geçip gider. Biz de zamanın arkasından bakarız.

 

YORUM EKLE

Haberler

Haber aranıyor...

Köşe Yazıları

Köşe yazısı aranıyor...