ROPÖRTAJ HABERLERİ Bu haber 2192 kez okundu
15 Aralık 2014, Pazartesi - 10.32

“İLİN ADI ADAPAZARI OLARAK DEĞİŞTİRİLMELİ”

Ödüllü yazar Fahri Tuna, Sakarya adından ziyade Adapazarı isminin bize daha yakın olduğunu söyleyerek, “Keşke bir kampanya başlasa da başta vilayet olmak üzere kurumların önündeki Sakarya kelimesinin yerini Adapazarı alsa” dedi

“İLİN ADI ADAPAZARI OLARAK DEĞİŞTİRİLMELİ”

HUZURLU ŞEHİR

Özellikle Kültür İşleri Daire Başkanlığı döneminizde birçok sanatçıyla irtibat kurdunuz. Adapazarı’na bakışları nasıldı?

Onların gözünde Adapazarı; gelişmekte olan, şirin, doğal güzellikleri, insan ve kültürel zenginliği müthiş olan bir yer. İstanbul’un ve Türkiye’nin pek de keşfedemediği bir yer. Buradaki insan dokusu ve ilgisinden çok mutlu oldu her gelen. İstanbul’un yakınında sükûnet içerisinde, iyi insanların bir arada yaşadığı sakin, huzurlu, sanata ilgili bir şehir intibaı oluştu gelen sanatçılarda. Bu arada, başta Zihni Göktay olmak üzere, Taraklı’yı her gören sanatçının oraya bayıldığını ve ‘aman İstanbul burayı fark etmesin, yoksa burayı da kirletir’ dediğini de belirtmeliyim.

KORKULAR TERK EDİLİYOR

Sakarya muhafazakâr bilinen bir yer olduğu için, insanların tiyatroya, sinemaya gitmeyeceği, konser, resim sergisi gibi etkinliklerin burada karşılık bulamayacağı düşünülüyordu. Sizce bu önyargı kırıldı mı?

Aslında baştan da böyle değildi. Sakarya insan yapısıyla, hem de kültürel yapısı ve hayata bakış açısıyla ilginç bir yerdir. Adapazarı öteden beri çarşaflı bir bayanla, yanında kot pantolon giymiş kızını görebildiğiniz bir yerdi; fakat ‘Batı’nın Konya’sı’ gibi bir yargıyla karşılaşmıştı. 60’lı ve 70’li yılların Adapazarı’nda bin iki yüz kişilik sinemaların, tiyatroların ağzına kadar lebalep dolu olduğunu görürsünüz. Son on yılda ben yine 60 ve 70’li yıllara dönüşü görüyorum. Elbette şehir hayatında tiyatro, sinema ve sergiler; yazarlar ve çizerler olacaktır. Sanatçıların görüşleri alınmaya başlandığında da o şehir, şehir olmaya başlayacaktır. Parklara, caddelere, kütüphanelere, okullara, kültür merkezlerine yazarların, düşünce adamlarının isimleri verilmeye başlandığı zaman şehir, şehir olmaya başlayacaktır. Bu noktada Adapazarı’nın hızla iyiye gittiğini ve 90’lı yıllarda başlayan birtakım korkuların terk edildiğini görüyorum.

KIYMETLERİNİ BİLEMİYORUZ

Sakarya’da yetişmiş çok sayıda sanatçı var. Kimisi bu dünyadan göçmüş, kimisi de hayatta olup bir kısmı burada, bir kısmı diğer şehirlerde yaşamakta. Sizce değerlerimize yeterince sahip çıkabiliyor muyuz?

Rahmetli Faik Baysal bir sohbette, “Ey Adapazarılılar… Sanatçılarınıza bir ayakları Edirnekapı’ya basmadan sahip çıkın” demişti. Dünya tarihine baktığınız zaman hemen bütün şehirlerde benzer problemleri görürsünüz. Bu anlamda bir kadirbilmezlik hem şehrimizin, hem de ülkemizin temel sorunların bir tanesidir. Ben de şahsen yaptığım hemen hemen tüm çalışmalarda, hep Adapazarılıları ön plana çıkartmaya gayret etmekte, enerjimi bu yönde sarf etmekteyim.

SAİT FAİK BAŞTACIMIZ

Sait Faik Abasıyanık için ayrı bir bahis açmak istiyorum. Kendisi ülkenin en büyük hikâyecilerinden biridir. Ama onun Adapazarılı olduğunu bilmeyen insanlar var hala. Önceden ASM diye bir merkez vardı şimdi market oldu. Sait Faik Parkı’nın hali içler acısı. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Sait Faik, Türk Edebiyatı’nın baş tacı ettiği büyük bir hikâyeci ve hemşerimizdir. Kendisinde bir Adapazarı bilinci ve duyarlılığı yoktu, onu yakından tanıyanlar Adapazarı’nı ‘bizim kasaba’ olarak küçümsediğini söylerler. Adalı Sait olarak bilinirdi ama burada sözü edilen ada Burgazada’dır. İnsanı besleyen temel öğeler en çok çocuklukta oluşur. Sait Faik’in doğumunun 100. yılında Adapazarı Hikâyeleri isimli bir kitabını yayınlamıştık. 26 hikâyesinde Adapazarı’nı işlediğini tespit etmiştik. Bunun dışında betimlemelerinde ve imgelerinde de Adapazarı öğelerini görürsünüz. Sait Faik bizim şehrimizde kadri bilinmeyen insanlarımızdan birisidir. Maalesef ailesinin de –Raşit ve Oğuz ağabeyler dışında- büyük bölümünün İstanbul’a yerleşmiş olması da bu durumu tetiklemiştir. Onun gibi birçok hikâyecimiz var. Sait Faik’i ön plana çıkarmak bir anlamda şu anki genç hikâyecilerimiz Ayşenur Gülsüm Tuna, Sinem Torun, Dilara Selamet, Emirhan Tezer, Cevriye Oymak, Selin Dilmaç gibi henüz yaşları 20’lerin başlarında olan gençlerin önünü açmanın bir yoludur.

ŞİİR AKŞAMLARI

Sapanca Şiir Akşamları hak ettiği yere ve değere ulaştı mı sizce? Şehre ve ülkeye yeterince sesini duyurabildi mi bu etkinlik?

Türkiye genelindeki şairlerin büyük bir bölümünün geldiği veya haberdar olduğu, birçok dengelerin korunduğu, şiirin ayağa düşürülmediği ve ahbap çavuş ilişkileriyle insanların davet edilmediği bir etkinlik Sapanca Şiir Akşamları. Ulusal anlamda takdir gördüğünü ve ciddiye alındığını biliyorum. Uluslararası anlamda ise Balkanların dışına çıkamadığımız için biraz sıkıntılarımız var. İnşallah 2015’ten itibaren bizim dışımızdaki yeni ve genç bir ekiple çok daha renkli ve çok daha güzel şiir akşamlarına ev sahipliği yapacaktır Sapanca diye düşünüyorum.

AYNALIKAVAK YAZILARI

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ‘2011 Şehir Kitabı’ ödüllü ‘Aynalıkavak Yazıları’ kitabınızdan bahsetmek istiyorum biraz da... Böyle bir kitap yazma fikri sizde nasıl oluştu? Ve de neden Aynalıkavak?

TYB, otuz iki yıldır yayınlanan kitapları değerlendirip, yazarının üye olup olmadığına bakmaksızın yirmi dalda ulusal ödüller veren, bünyesinde bin iki yüz elli yazarın bulunduğu bir kurum. Adapazarı üzerine yazılmış yazılardan oluşan söz konusu kitabıma ‘yılın şehir kitabı’ ödülü, benden ziyade Adapazarı’na verilmiş bir ödüldür. On seneye yakın süredir yerel gazetelerde araştırmalarımı yayınlıyorum. Gazete yazılarımı kitaplaştıran Değişim Yayınları’na ve yayıncı İsmail Aydın’a çok teşekkür ediyorum. Necati Mert’in dediği gibi ‘Adapazarı’nın nabzı çarşılarda atar’ ve bu anlamda Aynalıkavak Çarşısı üç yüz yıldır şehrimizin ve bir geleneğin sembolü durumundadır. Ben de bu manayla Aynalıkavak adını verdim yazılarıma.

HAFIZ HASAN HOCA

Son çıkan "Yaşayan Nasreddin Hoca Hafız Hasan Çolak" kitabınızdan biraz bahseder misiniz? Böyle bir kitap yazma fikri nasıl oluştu?

36 yıldır Adapazarı Orhan Camii’nde müezzinlik yapan, aslen Taraklı Akçapınarlı Hâfız Hasan Çolak Ağbi, yaygın din adamlarının aksine nükteleriyle hepimizi kırıp geçiriyordu. Gerçek bir Taraklı yalazası üstadıydı; ‘yaşayan en büyük yalaza ustası’ kavuğu/unvanı da onda zaten. Hasan Hoca’nın bir farklı özelliği de çok güzel yalaza (doğaçlama mizah) anlatıcısı olması. Bu güzel nükteler, onunla birlikte kaybolup gitmesin istedim. Hayatımızı zenginleştiren, güzelleştiren, gülümseten bu güzel insana, toplum olarak, Adapazarı olarak biz de ‘hayatını kitaplaştırarak’ bir güzellik yapalım istedim. 240 sayfalık ‘Yaşayan Nasreddin Hoca; Hâfız Hasan Çolak’ böylece ortaya çıktı. 

MESERRET YAYINEVİ

Kurmuş olduğunuz Meserret Yayınevi hakkında bilgi alabilir miyiz? Ne tür kitaplar yayınladınız bugüne kadar? Neden "meserret?"

İki sene kadar önce Değişim’de şair Ercan Yılmaz, yayıncı İsmail Aydın, üçümüz otururken, ben ‘sadece edebiyat kitapları yayımlayan bir kitabevi’ kurma fikrini ortaya attım. Ercan Yılmaz da, hem Hilmi Yavuz’un anılarından, hem de Sait Faik’in meşhur öyküsünden yola çıkarak olmalı, ‘adı Meserret olabilir mi?’ dedi. Orada kararlaştırdık. Meserret ‘huzur/sevinç yurdu’ demek. Merkezi İstanbul Cağaloğlu’nda. İlk dört eser ‘yaşayan üç efsane şair/düşünce adamı’mızdan birisi olan Hilmi Yavuz’la ilgilidir. Şu ana kadar sekizi şiir, sekizi öykü, biri roman, dördü biyografi, ikisi deneme, ikisi hatıra; toplam yirmi beş kitap yayımlama imkanı bulabildik. ‘Meserret yalnız okurlarınındır’ sloganına sahip yayınevimiz, kısa sürede Türkiye’de fark edilen bir yayınevi olmayı başardı diyebiliriz.

EDEBİYAT DERGİLERİ

Yazıları Hece, Dergah gibi ülkenin önemli dergilerinde yer alan ender yazarlardansınız... Bu konuda genç yazarlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Bugün ulusal edebiyat dergilerinde yazıları yayımlanan -benim bildiğim- beş Adapazarlı var: Necati Mert’le benim Hece’de ve Hece Öykü’de. Şairlerimiz Ercan Yılmaz, Fatma Çolak ve Zeynep Arkan’ın İtibar, Dergâh, Ay Vakti, Yolcu’da… ‘Okuyarak da olmaz, okumadan da’ kanaatindeyim; iyi örnekleri okusunlar. Geleneksel usta-çırak yöntemini önemsiyorum ben. Doğru bir hoca/büyük eşliğinde edebiyat dünyasında yol almaya çalışsınlar. Ve daima kendileri olsunlar; kendi sesleri, kendi renkleri, kendi üslupları olsun. Ve son olarak; acele etmesinler. Onlardaki değer ve birikim bir gün mutlaka fark edilip gerekli takdir ve ilgiyi bulacaktır; inansınlar…

USTA ŞAİRLER

Edebiyatla ilgili herkese sorduğum soruyla bitirmek istiyorum: Nazım Hikmet mi, Necip Fazıl mı?

Her ikisi de… Büyük Doğu geleneğinden yetişmiş biri olarak söylüyorum: Her ikisi de… İkisi de benim, ikisi de bizim, ikisi de hepimizin. İki de Türk şiirinin iki büyük ustası çünkü. İdeolojik bakmayalım lütfen.

 

ELBETTE ADAPAZARILIYIM

Sakaryalı mısınız, Adapazarılı mı?

Elbette ki Adapazarılıyım. En rahatsız olduğum kelimelerden biri Sakaryalılık’tır. Sakarya kelimesi vilayetimiz için, insanımız için yabancı bir kelimedir, yoz ve yaban bir kelimedir. Ayrıca bu kelimeyi kullanmak bizim hakkımız da değildir; daha çok Eskişehir’in hakkıdır. Sakarya Nehri Afyon, Kütahya, Eskişehir, Ankara, Bilecik, Bolu, Düzce ve ilimizden geçer veya o illerden gelen dereler, çaylarla beslenir. Sakarya sekiz vilayetin kültür havzasıdır ama en büyük pay Eskişehir’indir. Aklıevvel bazı şahıslar vilayet olurken bu ismi bize yapıştırmışlar. Şu an Sakaryaspor ve Sakarya Üniversitesi dışında Sakarya kelimesini kullanan da yoktur. Çıkın sokağa, sorun yüz kişiye ‘nerelisiniz?’ diye, doksan dokuzu ‘Adapazarılıyım’ diyecektir. Biri de yeni geldiğinden ‘Sakaryalıyım’ diyebilir. İnsanlar bir şehre ait olur; o şehrin buradaki adı Adapazarı’dır. Büyükşehir’in ve Ticaret Odası’nın başına Sakarya kelimesinin gelmesi de yanlış bir şeydir. Keşke bir kampanya başlasa da vilayetimizin adı Adapazarı olsa, birçok kurumun adı da Adapazarı ile başlasa…

ARALANACAK ÇOK KAPI VAR

Yerel tarih yazarlığında birkaç isimden birisiniz. Birçok da araştırmanız bulunuyor. İlin geçmişiyle ilgili hala daha aralanmamış bir kapı, açılmamış bir defter ya da çözülmemiş bir gizem var mı?

Öncelikle ben yerel bir araştırmacıyım, tarihçi değilim. Tarih uzmanlarına saygısızlık etmeyelim. Adapazarı, 1921 öncesi pek bilinmeyen bir şehir. Bu açıdan araştırılacak çok malzeme ve çok gizem var. Örneğin 1912 yılının nüfusunu sorsanız kimse bilmez. Yüz iki sene önce, 1912 sayımında Adapazarı nüfusu 99 bindi. Bu nüfusun 16 bini Ermeni, 6 bin 700’ü Rum, 186’sı Yahudi ve geri kalanı Müslüman’dı. Bu gibi bilgiler de araştırılmasaydı bilinmezdi. Mesela Orta Camii’yi kim ve ne zaman yapmış?, Gubarizadeler kimdir? Bilmiyoruz. Meselâ bir mahalleye, bir okula, bir camiye adını veren Kara Osman kimdir? Geçmişe gidildikçe, yere daha sağlam basacak ve kendimizi daha fazla Adapazarılı hissedeceğiz. Bu manada daha yapacak çok işimiz, aralanacak çok kapımız, okunacak çok belgemiz var. Bu şehir Adapazarı tarihi üzerine çok yoğunlaşmalı, araştırmacıları desteklemeli, en azından kırk elli kitap yayımlanmalıdır.

YETENEKLİ GENÇLER GELİYOR

Portre dalında eserler verdiniz. Portre Türkiye’de çok fazla bilinmeyen ve sınırlı sayıda eser verilen bir edebiyat kolu. Sizi portre yazarlığına iten faktörler nelerdi?

Benim edebiyata ilgim aslında mizahla başladı. 1990’lı yılların başında da Yanlış Hata isminde –çok da amatör- bir mizah kitabım yayınlanmıştı. Benim üzerimde büyük emeği olan rahmetli özdeyiş yazarı Selahaddin Şimşek, “Sen mizah değil portre yazarı olacaksın” diye tutturdu. İlk portremi 1993’te Cemil Meriç üzerine yazdım ve ulusal Ülke Dergisi’nde yayınlandı. Daha sonra portrelerim Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Dergâh, Hece, Hece Öykü, Irmak, Ihlamur, Abbara ve Balkan türküsü gibi dergilerde yayınlanmaya devam etti. Bir kısım portrem de 2010 yılında ‘Akşamın Aydınlığında Portreler’ ismiyle kitaplaştı. 2015 ortalarında, sadece edebiyatçı portrelerinden oluşan bir kitabımın daha yayını söz konusu. Dediğiniz gibi bu dal Türk Edebiyatı’nda maalesef üzerinde çok durulmamış, çok da iyi yazarı ve ürünü olmayan bir alan. Tesellimiz; son yıllarda bu alanda bir kıpırdanış olması. Çok yetenekli gençler geliyor arkadan…

FAHRİ TUNA KİMDİR?

1959 yılında Sakarya Kaynarca’da doğdu. 1974 yılından bu yana Adapazarı’nda yaşamaktadır. Endüstri mühendisi.

Mühendis, müdür ve daire başkanı, GAP Kültür Birliği’nde kültür sanat danışmanı ve Edirne Valiliği’nde Balkan kültür sanat danışmanı olarak görev yaptı.

Yazıları İzlenim, Ülke, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Dergâh, Ay Vakti, Hece, Hece Öykü, Irmak, Çalı, Ihlamur, Ada, Abbara ve Balkan Türküsü dergilerinde yayımlandı.

Yayımlanmış biyografi/ mizah kitapları:‘Yanlış Hata’ (1991); ‘Gül Sancılı Adam; Faik Baysal’ (2005);  ‘Şarkıların Nabzındaki İsim; Halit Çelikoğlu’ (2006); ‘Akşamın Aydınlığında Portreler’ (2010); ‘Ülkesine Adanmış Bir Ömür; Numan Yazıcı’ (2011); ‘Önden Giden Atlılar’ (2012); ‘Kırkikindi’ (2014); ‘Yaşayan Nasreddin Hoca; Hafız Hasan Çolak’ (2014).

 

 

 

 

 

Tüm Yorumlar

sakaryalı
15 Aralık 2014, Pazartesi - 13.39

Adapazarı ismi çok çok yanlış olur.Zira, geçmişten beri Adapazarı sadece merkez ilçenin adı olmuştur.İl genelinin adı hiçbir zaman olmamıştır.İlin adını Adapazarı koyarsanız, merkez ilçe adı değişir ki, o zaman Adapazarı yok olur.Düşünmeden, güya milliyetçilik saikleriyle bir şey ortaya atmayınız.

0 0 YANITLA
Neşet Pala
15 Aralık 2014, Pazartesi - 13.08

İster paranoya deyin ister tutuculuk. Adapazarı; Sakarya merkez ilçe adı olarak çok daha uygun. Başka yerlerin adını değiştirmeye manivela olsun diye batıdan başlamak ve bunu yaparken de saçma sapan işler yapmanın hiç lüzumu yok. Haa trafik plaka sistemini değiştirelim ve şimdiki melez ne idüğü belirsiz 67 ye kadar alfabetik sonra il oluş sırasına göre olan sistemi değiştirelim derseniz eyvallah derim. Almanya gibi başa rakam değil ilgili ilin kısaltması harfler gelsin.

0 0 YANITLA

YORUM EKLE

Haberler

Haber aranıyor...

Köşe Yazıları

Köşe yazısı aranıyor...