SUSARAK

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş...

Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi...

Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz...

Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde...

Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...

Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde...

Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor...

Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim...

Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde...

 

Türkiye’de gülmece denilince akla ilk gelen birkaç isimden birisidir Aziz Nesin Usta.  Gerçek adı Mehmet Nusret olan ve ilk kitabı Azizname’si ancak 33 yaşındayken yayımlanabilen bu büyük ustanın, başat özelliklerinden ikisi; çok kolay yazan (sehl-i mümteni) ve çok  üretken (velud) bir Türk Yazarı olmasıdır; nitekim  50 yıllık yazı hayatına 38 öykü, 10 roman, 9 oyun, 6 anı, 6 fıkra, 5 şiir, 3 masal, 2 gezi notu, 2 konuşmalar ve 1’i taşlama olmak üzere; toplam 82 kitap sığdırması da bunun kanıtı değil midir?(1)

5 Temmuz 1995 günü Çeşme’de bir imza günü sonrasında 80 yaşındayken yitirdiğimiz Aziz Nesin’le ilgili şöyle bir soru sorabiliriz sanırım: Aziz Nesin Sakarya’ya gelmiş midir? Veya kaç kez, ne zaman gelmiştir?

Türkiye’nin yüzünü güldüren, Yaşar Kemal’in deyimiyle “Nasrettin Hoca gibi güldürürken de düşündüren” Aziz Nesin’in; araştırmalarımıza göre bilinen/kesinleşen Adapazarı ziyaretlerinin sayısı ikidir; biri Mustafa Kemaller Dernekleri Sakarya Şubesi’nin konferans talebiyle ilgili olarak 1961 Haziranında, ikincisi ise Sapanca Kültür ve Sanat Festivali nedeniyle 1991 yılı Haziranındadır. Ayrıca 1940’ların başlarında henüz muvazzaf subayken Sapanca’da konaklamış olduğu ve Zübük adlı romanı için 1960’larda Hendek’e geldiği de bir rivayet olarak varlığını sürdürmektedir.

 

MUSTAFA KEMALLER DERNEKLERİNİN DAVETLİSİ

 

27 Mayıs 1960’da askeri darbe olmuş; içlerinde birkaç generalin de bulunduğu “Albaylar Cuntası”, resmi adıyla “Milli Birlik Komitesi” yönetime el koymuştur; TBMM feshedilmiş, on yıldır iktidardaki Demokrat Parti kapatılmış, Cumhurbaşkanı Celal Bayar,  Başbakan Adnan Menderes ile bakanlar kurulu, DP ileri gelenleri, yüzlerce kişi Yassıada’da “idamla” yargılanmaktadırlar. Nitekim 1961 yılında Bayar, Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun idam kararı kesinleşecek, Bayar yaşı nedeniyle darağacından kurtarırken, diğer üçünün kararları infaz edilecektir.

Diğer yandan Türkiye’nin her yanında Mustafa Kemaller Dernekleri kurulmaktadır. Bizde bu işe şimdilerin popüler avukatı Demircan Dilek öncülük eder; onun başkanlığında bir grup Adapazarlı genç, Mustafa Kemaller Dernekleri Sakarya Şubesi’ni kurarlar, faaliyetlere başlarlar. Sık sık konferanslar düzenlerler ya, Demircan Dilek’in naklettiğine göre, “O günlerde memlekette Halk Partisi’nin borusu ötmektedir, arkadaşlarımızın önerisiyle hep Halk Partisi yakını konuşmacılar getirmekteyiz. Biraz değişiklik olsun, biraz da Halk Partisi’ne muhalif birisi olsun diye Aziz Nesin’i getirmeyi önerdim. Olur ama nasıl diyalog kuracağız dediler. Ben İstanbul Edebiyat Fakültesi kantininden kendisiyle tanıştığımızı ve ulaşabileceğimi söyledim. Tamam o zaman “dendi, Aziz Bey’le telefon irtibatına geçtim, 1961 yılı yazında muhtemelen Haziran ayı içerisinde bir gün için anlaştık, Dernek olarak “konferans izni” için dilekçeyi hazırlayıp Emniyete verdim. Birkaç gün sonra bizim evin önünde bir jeep durdu, sivil giyimli iki kişi kapının önündeki babama beni sordular, yukarıdan ben çağrıldım, karakola kadar gitmem gerektiğini söylediler, aldılar götürdüler. O zamanlar Emniyet Müdürlüğü binası, Orhan Camii’nden batıya doğru Dr. Kamil Sokak’ta şimdi Aydıntepelerin binasının olduğu yerdeki tahta bir binadaydı, beni daracık bir odaya, bir lokanta masasının ardına oturttular. İl emniyet müdür yardımcısı Faik Şakar Bey geldi, beni sorgulamaya başladı. Ben o zamanlar 19-20 yaşlarında Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisiyim.

 “- Bu Aziz Nesin denen ... adamı niye çağırıyorsun sen?” diye bağırmaya başladı. “Türkiye’de adam mı kalmadı da Rusya’dan adam çağırıyorsunuz” diye kükredi ve masayı karnıma doğru bir itti, çarpmanın hızıyla kendimi duvara yapışmış buldum.

 “- Efendim Aziz Nesin Rusya’da değil Türkiye’de” filan dedim, katiyen kabul etmiyorlar. Taktik değiştirdim; “Madem Rusya’dan yasaklı birini çağırıyoruz; sizin için de daha iyi ya, adamı yakalar kahraman olursunuz işte” diye, daha bir öfkelenen Faik Bey, “kahraman olmayı sana mı soracağız salak” diye bağırmasını sürdürdü.  Ve talimatını verdi, “- Atın bu salağı nezarete de aklı başına gelsin!”,

Bize o gece Nezaret Palas’ta konaklamak düştü. Adliyede çalışan eniştem, aile yakınlarımız “acaba bu çocuğu ne oldu?” diye Emniyete gelip soruşturuyorlar ama hep aynı cevabı alıyorlar:

Okuluyla ilgili bir problem var da, onu araştırıyoruz.”

 

“RUSYA’DAN BU HAİNİ NASIL ÇAĞIRIRSINIZ?”

 

Ertesi gün beni Emniyet Müdürü’nün karşısına çıkarttılar, benzer sorular cevaplar tekrarlandı.

“- Oğlum öğrencilikten başka ne işin olabilir? Açıkla bakalım, neden Rusya’dan hainleri çağırıyorsunuz?” İzah etmeye çalışıyorum ama nafile, son çare olarak “- Efendim Aziz Nesin Türkiye’de olmasa gazete çıkarabilir mi? Zübük’ü çıkartıyor işte” dedim. Müdür Bey, “ver o zaman bir yirmi beşlik de aldıralım bakalım o gazeteyi” dedi, verdim, emniyetin bekçisini gönderdi, o haftaki Zübük’ü getirdiler. İşin kötüsü Zübük’ün yazı işleri müdürü olarak Mehmet Nusret görünüyor. Bildiğiniz gibi Mehmet Nusret, Aziz Nesin’in gerçek ismi. Allah’tan gazetenin birinci sayfasında uzunca Aziz Nesin imzalı bir makale var, orta sayfalarda da hep Aziz Nesin imzalı haberler, yorumlar filan...

Durum biraz akıllarını karıştırdı, il emniyet müdürü olan zat gazeteyi enine boyuna inceledikten sonra kararını diğer yetkililere açıkladı:

“- Oğlum ben size on kere demedim mi Aziz Nesin’le Sabahattin Ali’yi birbirine karıştırmayın diye. Geri zekalı herifler, bu kaçıncı hatanız sizin, salıverin gitsin çocuğu

Türk Emniyet Teşkilatı, gene Aziz Nesin’le Türk Öykücülüğünün önemli ismi Sabahattin Ali’yi birbirine karıştırmıştı. İşin komik tarafı, o günlerde Sabahattin Ali öleli sekiz yıl filan olmuştu.

Neyse neticede durum anlaşıldı, beni bıraktılar. Biz dernek olarak Aziz Nesin Konferansının hazırlılarını sürdürüyoruz.

Bu kez beni Vali /Belediye Başkanı General Sedat Kirtetepe makamına çağırdı.

“- Evladım dedi. Siz bu Aziz Nesin Konferansını yapmayın. Elimizde bir dilekçe daha var, Sakarya Milliyetçiler Derneği’nin dilekçesi. Doğabilecek can kayıplarından biz sorumlu değiliz diye dilekçe vermişler. Ortalık gergin. Sen Aziz Bey’e durumu bildir, konferansı ortalık yatışınca yaparsınız...” Sonradan öğrendik ki dilekçeyi, daha sonra 1. Ecevit Hükümeti’nde MSP’den Adalet Bakanlığı da yapacak olan Sakarya Milliyetçiler Derneği Başkanı İsmail Müftüoğlu vermiş. Müftüoğlu da liseden ve Hukuk Fakültesi’nden sınıf arkadaşım...

 

“BEN KİMSEDEN KORKMAM,  GELİYORUM”

 

Çaresizlik içerisinde Aziz Nesin’i telefonla aradım,  durumu anlattım. “Vali Bey olaylar çıkabilir düşüncesiyle ve can güvenliğinizi sağlayamayız korkusuyla gelmenizi arzu etmiyor” dedim. Çok sinirlendi,

 “- Ben kimseden korkmam, konferans sabahı otobüsle Adapazarı’na geliyorum” dedi. Ben “taksi göndersek efendim” filan dedim, “olmaz öyle şey, otobüsün suyu mu çıkmış” diye çıkıştı.

Aziz Nesin, 1961 yılı sıcak bir Haziran günü öğle saatlerinde, söz verdiği üzere otobüsle Adapazarı Atatürk Bulvarı karşısında, Atan Kardeşler yazıhanesine gelir. Demircan Dilek tarafından karşılanır, şehir merkezinde biraz gezerler, Demircan Dilek ona Uzunçarşı başında, daha sonra beş dönem Sakarya Milletvekilliği ve  Sanayi Bakanlığı da yapacak olan Dr. Nuri Bayar’ın babası Nazmi Amca’nın lokantasında meşhur “ıslama köfte”mizi ikram eder.  Aziz Nesin Islama köftemizi çok beğendiğini söyler. Konferans yapılamamıştır ama sohbet çok güzel gitmektedir.

Demircan Beyin anlattıklarına tekrar kulak verelim: ‘O günlerde aleyhimde iki adet basın davası devam ediyordu. Onları anlattım, çok ilgilendi. Davalarımın özeti şöyleydi: 1959-60 yıllarında Suat Fikri Girti adında bir arkadaşımla ben, uydurduğumuz anahtarla Necip Güllü Matbaasına geceleri gizlice girip, sabaha kadar Hamle adında bir gazete hazırlıyor, basıyor, ertesi gün de dağıtıyorduk. Hamle’yi on adet filan basıyoruz, sadece önemli gördüğümüz yerlere veriyoruz; tamamen korsan bir gazete, ne yeri matbaası yazıyor üzerinde, ne sahibi sorumlu müdürü. Verip veriştiriyoruz birilerine. beş sayı çıktı topu topu, üçü toplatıldı. Bizim korsan Hamle serüveni devam ederken önce Nezihe Aygil adında bir felsefe öğretmeni dava açtı hakaretten aleyhime, sonra dönemin CHP İl Başkanı İnönü’ye hakaretten. Aziz Nesin Adapazarı’nı ziyaret ettiğinde davalarım sonuçlanmak üzereydi; daha doğrusu 6 ay hapis cezam kesinleşmişti de, itiraz filan etmiştik.”

 

AZİZ NESİN KORSAN HAMLE GAZETESİNE BAYILDI

 

“Aziz Nesin’in çok hoşuna gitti bu korsan Hamle gazetesi. Kırıldı gülmekten. “Yav ne güzel bir fikir bu, geceleri gizlice bas, künye münye yok. Harika bir şey bu. Senin gözlerinden öpüyorum” filan dedi bana. Dediğim gibi korsan gazetedeki yazılarım nedeniyle altı ay cezam kesinleşti. Allah’tan dönemin hükümeti “basın affı”nı çıkarttı da hapse girmekten kurtuldum.

1991 yılında Sapanca’ya gelişinde yine görüştük Aziz Nesin’le, kucaklaştık, “ne yapıyorsun?” diye sordu, “avukatlık” deyince, “o, iyi olmuş, artık kendi davalarına kendin bakıyorsundur” diye takılmadan duramadı. Ve kalabalığa mikrofonla 1961 Vakasını anlatmamı istedi, ben de memnuniyetle anlattım.(2)

Evet; 1961 haziranında Adapazarı’na – bilindiği kadarıyla – ilk defa gelen ünlü gülmece yazarı Aziz Nesin,  Mustafa Kemaller Dernekleri Sakarya Şubesi Başkanı Demircan Dilek tarafından, akşama doğru yine otobüsle İstanbul’a uğurlanacaktır.

(Haftaya; Gülmece Yazarı Aziz Nesin Sapanca’da)