Karabük; Safranbolu’nun Gölgesindeki Demir Çelik Şehri

25 Eylül 2019, Çarşamba - 10.44

FAHRİ TUNA

Her şehir bir renktir benim zihnimde. Karabük gridir. Beyaza çalan parlak gri. Parlak gri şehir.
Çelik şehir. Çelikcity.  
Demir çelik gibi hem de.
Fevzi Çakmak şehri. 
Bugün Karabük diye bir şehir varsa, ki var, bunu en çok Fevzi Çakmak’a borçlular Karabük ahalisi. Borçlular, borçlusunuz, borçluyuz.
Nasıl mı? Anlatayım. Bu anlatayım önemli. Burada yazar Fahri Tuna değil, Endüstri mühendisi Fahri Tuna konuşuyor: (‘Fabrika organizasyonu’ dersi okumuş bir mühendis olarak hayatımda bir kerecik olsun konuşmama müsaade ediver, ey okur.) 
Kanuni döneminde 1530 yılında yapılan tarihimizin ilk nüfus sayımında on haneli bir köydür Karabük. 1845 senesi Osmanlı kayıtlarına göreyse, Soğanlı ve Araç nehirleri üzerine köprü kurmakla, tamirini yapmakla görevlendirilen ve bu görevleri nedeniyle vergiden muaf tutulan Karabük Köyü, 21 haneden oluşmaktadır artık. Cumhuriyet Hükümeti, bitişiğinde Çandaroğulları’nın en önemli yerleşimlerinden Taraklıborlu/Safranbolu ilçesi bulunan Karabük’e 1926 yılında tren istasyonu da yapmış, hızla büyümekte olan Karabük’ün Ankara-İstanbul ulaşımını ayağına getirmiş. 
İstiklâl Harbi’ni kazanmıştık, devletimizi yeniden kurmuştuk, toparlanma aşamasındaydık artık. 1930’lu yıllar. Devlet eliyle sanayileşme dönemi. Atatürk Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü Başbakan, Mareşal Fevzi Çakmak da genelkurmay başkanı. 1929 Dünya Büyük Ekonomi Krizi bir şeyi daha göstermişti: Kendi yağımızla kavrulmalı, dışa bağımlılıktan adım adım kurtulmalıydık. Devletimiz en muhtaç olduğumuz alanlarda fabrikalar kurmalıydı. Nitekim bu inanç gereği yerli kumaş üretecek Sümerbank’ı (1933), madenlerimizi çıkartacak Etibank’ı (1933), ülkemizin kâğıt ihtiyacını karşılayacak Seka’yı (1936) kurmuştuk.     
Yerli demir çelik sanayiini de kurmalıydık. Atatürk’ün öncülüğünde karar verildi kurulmasına. İngilizlerle anlaşıldı. Onlar kuracaklardı tesisi. Da nerede kurulacaktı bu çok önemli, çok özel fabrika?
Endüstri mühendisliği bilimi (o zaman bizim bu meslek daha yoktu ama ölçütleri vardı) on beş parametre arıyordu, bir fabrikanın kuruluş yerini belirlerken: İşte hammaddeye yakınlık, pazara yakınlık, ucuz işgücü, ucuz taşıma, büyük kentlere yakınlık vs. vs. tam on beş açıdan bakılıyordu olaya.
Atatürk’ün huzurunda Başvekil (Başbakan) İsmet Paşa (İnönü), Ekonomi Vekili (Bakanı) Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak yer seçimini konuşuyorlardı. Alternatif şehirler yerleşimler vardı masada. Uzmanların raporuna göre. Orası mı olsun burası mı? Karar verilemiyordu bir türlü. En iyi çözüm bulma peşindeydi ülkenin en üst yönetimi.
Sözü Fevzi Paşa aldı. Ömrü bütün Heyet-i Vükela’da (Bakanlar Kurulu toplantılarında) Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa, (ki o zamanlar Bakanlar Kurulu’nda Genelkurmay Başkanı da bulunurdu, Atatürk’ün her dediğine ‘âlâ paşam’ deyip onaylamasıyla ünlü olduğu için ‘onun adı Fevzi Paşa değil Kuzu Paşa’ diye (eski Türkçede Fevzi ve kuzu aynı yazılıyordu. Sadece ilk harfin üstüne tek nokta koyarsanız Fevzi, çift nokta koyarsanız kuzu okunuyordu diye de ünlenmişti muhalifler arasında)) söz aldı:
“- Karabük’te kurulmalı Gazi Paşa Hazretleri!”
“- Hangi gerekçe ile Fevzi Paşa’ diye sordu Atatürk. Bu soruyu bekliyordu zaten Fevzi Paşa. Hazırlıklıydı. En güçlü en geçerli en itiraz edilemez gerekçesini koyuverdi ortaya:
“- Karabük üzerinde hava boşluğu var. Allah göstermesin bir savaş çıkarsa düşman uçakları Karabük üzerinden geçemez, kuracağımız fabrikayı da bombalayamazlar efendim!”
1930’ların dünyasında tayyare (o zamanlar uçağa tayyare denilirdi) pilotlarının korkulu rüyasıydı hava boşlukları. Uçaklar hava boşluklarında büyük bir tehlike atlatıyorlardı. Hele de bir tesise, bir hedefe isabetli bomba atmak imkân hâricindeydi.
Bu kez Atatürk Fevzi Paşa’ya ‘Âlâ, Karabük’te kuralım o zaman’ diyordu.
3 Nisan 1937’de temeli atılacaktı Karabük Demirçelik Fabrikası’nın. Temel atma konuşmasını Başbakan İsmet Paşa’nın yaptığı törende onun yanı sıra Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Ekonomi Bakanı Celal Bayar, Gümrük İnhisarlar Bakanı Ali Rânâ Tarhan ve Orgeneral Fahrettin Altay ile İngiltere Büyükelçisi Sir Presi Loren ve Brassert Şirketi İdare Meclisi Başkanı B. Brassert’te hazır bulunacaktı. Fabrika iki sene içinde tamamlanacak, yerli demir çelik üretimine geçecekti ülkemiz.
Yöneticisiydi, işçisiydi, bakkalı manifaturacısıydı derken… 21 haneli Karabük kısa zamanda kasabaya ilçeye hatta 1995 yılında vilayete dönüşecekti. Fabrikanın bünyesinde Kardemir Karabükspor futbol takımı kurulacak, gün gelecek bu takım Süper Lig’de Galatasaray Fenerbahçe Beşiktaş’la beraber boy gösterecekti.  
2019 itibarıyla yarısı 6 ilçesi ve köylerinde diğer yarısı il merkezinde olmak üzere 250 bin nüfuslu bir ildi artık Karabük. 
Uzun sözün kısası: Bugün Karabük diye bir vilayet varsa eğer, ki var elbette, şehirlerini en çok Fevzi Çakmak Paşa’ya borçludurlar.
Hemen yakınında, bağırsan duyulacak mesafede bir Osmanlı, bir Çandaroğlu şehri var: Safranbolu. Kaderin cilvesi, kulak deveyi geçmiş; asırlarca Karabük Safranbolu’ya bağlı köy iken, 1995’ten bu yana Safranbolu Karabük’e bağlı bir ilçe olmuştu.
O Safranbolu ki, has bir Yörük yerleşimidir. Kadim bir yerleşimdir. Mimarisi kültürü türküleri özgündür. Tarihî binalara sinmiş o kadim ve derin ruh, hâlâ terennüm hâlindedir işiten kulaklara. 
Hepimizin çok sevdiği bir türkü, buyurun bize, Safranbolu’dan: 
“Güvercin uçuverdi / Kanadın açıverdi / Eloğlu değil mi / Öptü de kaçıverdi…”
Ya şu türkünün güzelliğine ne demeli: “
“Bir giderim beş ardıma bakarım (amman)  / Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim 
(Amman aman amani)
(Amani) Sözüme sadığım dönmem pazardan (amman)  / Hak saklasın yavrum seni nazardan 
(Amman aman amani)” Onlarca böyle güzel türküleri vardır.
Türküleri ayrı güzeldir Safranbolu’nun yemekleri ayrı güzel. Hele de atasözleri: ‘Geç kalanın ümidi belindedir simidi’ der biri mesela.
Anneleri Safranbolulu dört ünlü isim size: Türkü baba Sadi Yaver Ataman, modanın babası Cemil İpekçi, Yeşilçam’ın babası Türker İnanoğlu, doğal beslenme programlarının babası Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu. Karabük Ovacıklı bir önemli ve değerli isim daha: Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın lise yıllarından arkadaşı adalet bakanı, başbakan yardımcısı, meclis başkanı Mehmet Ali Şahin.  
Türkiye’nin yemek müzesi de Karabük’tedir.
Safranbolu medenî bir şehirdir, bir medeniyet şehridir. İliklerine kadar. Lokum lokum, kebap kebap, türkü türkü, konak konak, beste beste.
Safranbolu Osmanlıdır, Karabük Cumhuriyet.
Safranbolu eskidir, Karabük yeni.
İkisi de güzeldir, ikisi de bizimdir, ikisi de bizizdir.
Karabük, estetik şehir Safranbolu’nun gölgesinde boy atan bir yeni şehrimizdir.
Yeni, gelecek, umut vadeden. 

YORUM EKLE

Haberler

Haber aranıyor...

Köşe Yazıları

Köşe yazısı aranıyor...