İsfahan/Haziran.1989

Doktor Rıza Macid' in, pediatrik onkoloji kitapları ile dolu hasta kabul odası, derin bir sessizliğe bürünmüştü.

Meslek hayatı boyunca birçok dramatik olayla karşılaşmış olan Dr. Macid, dini ritüel ciddiyetindeki bu suskunluk orucunun, isyan dolu bir çığlığa gebe olduğunu çok iyi biliyordu.

Çaresiz gözlerle kendisine bakan, ''Behruz" isimli bu genç adamın yorgun yüzüne sinmiş kurşuni kasvet, Tebrizli doktorun dikkatinden kaçmamıştı.

Rıza Macid, deneyimli bir onkoloji uzmanı olarak, en sıkıntılı anlarda bile, soğukkanlı tavrını muhafaza edebiliyor; mesleki duruşundan taviz vermiyordu.

Buna rağmen, odasını kasıp kavuran bu gergin atmosferden oldukça etkilenmiş; kısa süre de olsa, bir hissiyat bunalımı yaşamıştı.

Maruz kaldığı bu duygu taarruzunu, alt etmesi gerektiğinin bilincindeydi.

Vakit kaybetmemeli, dağılan zihnini çabucak toparlamalıydı.

Bir ara münebbet işlemeli ahşap çalışma masasının üzerinde duran, mavi renkli hasta takip dosyasına gözü ilişti.

İçi, tahlil ve tetkik raporları ile dolu bu dosyayı, usulca eline alarak, dikkatli bir şekilde incelemeye başladı.

Tecrübeli onkolog, kendi ağzından çıkacak her kelimenin, muhatabının hafızasına bir mıh gibi çakılacağını biliyor; ona göre hareket ediyordu.

Oturduğu sandalyeyi, ayakları ile biraz geriye doğru itip; beş yaşındaki hastasının kader senaryosunu, naif bir dil ile anlatmaya başladı:

'' - Sevgili Behruz!

- Biliyorsun, iki yılı aşkın bir süredir, oğlun Ferkan; hastanemizde kan kanseri tedavisi görüyor.

- Onu iyileştirebilmek için denemediğimiz ilaç, uygulamadığımız tedavi kalmadı.

- Lakin, arzu ettiğimiz sonucu bir türlü alamadık.

- Ferkan ' ın vücudu, ne yazık ki, tedaviye cevap vermiyor.

- Kanserin, yayılmasına mani olamıyoruz.

- Tümör, metastaz yaparak; beyin sapına sıçramış durumda.

- Tıbben yapabileceğimiz bir şey kalmadı, elimizden gelen tüm gayreti gösterdik.

- Eğer, tümör bu hızla yayılmaya devam ederse, Ferkan' ı kaybedebiliriz.

- Size tavsiyem, Ferkan' ı bu son günlerinde mutlu etmeye çalışın.

- Eğer, velisi olarak senin de onayın olursa, ağrı kesiciler haricindeki tüm ilaçları, kesmeyi düşünüyorum.

- Bu aşamadan sonra, çocuğu daha fazla hırpalamanın bir anlamı yok!

- Farkındayım, sizin için çok zor ama, lütfen metanetinizi korumaya çalışın.

- Eşin de, sen de güçlü olmak; ayakta kalmak zorundasınız.

- Ferkan, çok akıllı bir çocuk, bu yüzden ona bir şey hissetirmeyin.

- Bari son günlerini huzur içinde geçirsin, zavallı çocuk.

- Çok üzgünüm, Behruz.

- Dualarım sizinle...''

Dr. Macid' in bu sözleri, zehirli bir ok gibi, Behruz' un benliğine saplanmış, onu bir anda kederin kucağına atmıştı.

Dışarıda ise, eşi Negar bir köşeye oturmuş; bağa işi tespihini çekip, oğlu için sessizce dua ediyordu.

**

'' - Baba!

- Efendim, Ferkan...

- İyileşirsem eğer, beni karlar ülkesine götüreceksin değil mi?

- Söz vermiştin bana, unutma sakın!

- Unutur muyum oğlum hiç?

- Sen hele bir iyileş.

- İlk işimiz, karlar ülkesine gitmek olacak... ''

Küçük çocuk, babasının ona verdiği sözü tutacağını bilmenin huzuru ile gözlerini kapatıp; derin bir uykuya çoktan dalmıştı bile...

**

Behruz, yetenekli bir elektrik teknisyeni olarak; İran Haber Ajansı' nda çalışıyordu.

Ajansın, stüdyo ve dekor ışıklandırmalarını yaparak, üç kişilik ailesini ancak geçindirebiliyordu.

Genç adam, Ferkan' ın hastalığı boyunca, ajans ile hastane arasında sürekli mekik dokumuş; bulduğu her fırsatta soluğu oğlunun yanında almıştı.

Behruz' un işyerindeki en yakın dostu ve sırdaşı olan, Cemali ise, arkadaşının yokluğunu amirlerine hissetirmemek için elinden geleni yapıyor; maddi manevi kederli babaya destek oluyordu.

**

Ferkan, beş yıllık kısacık ömrünün, son iki yılını, Mehdi Naki Hastanesi' nin üçüncü katındaki, bu tek kişilik odada geçirmek zorunda kalmıştı.

Uygulanan ağır tedaviler, Ferkan' ı çok yıpratmış; küçük çocuk iyice zayıflamıştı.

Hastane odasından ibaret hayatının en büyük eğlencesi, babası Behruz' un, ona doğum günü hediyesi olarak aldığı, hikaye kitabının resimlerine bakmaktı.

Ferkan, '' Karlar Ülkesi' nin Küçük Şehzadesi'' isimli, bu hikaye kitabını çok sevmişti.

Kitap, her mevsim kar yağan bir ülkede yaşayan, küçük şehzade Azat' ın maceralarını anlatıyordu.

Ferkan, kitaba konu olan resimli hikayeden çok etkilenmişti.

Anne ve babasına, bu hikaye ile ilgili olarak sürekli sorular soruyordu.

'' - Baba!

- Efendim Ferkan!

- Babacığım, biliyor musun?

- Karlar ülkesinde, sürekli kar yağıyormuş.

- Çocuklar orada çok mutluymuş.

- Kar tanelerini çocuklara, melekler indiriyormuş.

- O yüzden kar da, melekler gibi bembeyazmış.

- Ha, bir de babacığım, kar yağarken çocuklar ölmüyormuş.

- Bizim burada da keşke kar yağsa, her taraf bembeyaz olsa, tıpkı karlar ülkesinde olduğu gibi...

- Hem o zaman, çocuklar da ölmez, değil mi Baba? ''

Behruz, küçük oğlunun buğulu gözlerine şefkat dolu bir bakış atıp, onun iğnelerden mosmor olmuş ellerine, nazik bir buse kondurdu.