İSRAİL’DE SEFERADİ-AŞKENAZİ ÇATIŞMASI”

Lütfi Salkım


İsrail kapı komşumuz olmak üzere peki kim bu İsrail liler ? Biraz tanımakta fayda vardır dedim. Araştarınca çok enteresan  bilgilere rastlanıyor. Paylaşayım dedim.

İsrail denilince akla hemen İsrail-Filistin çatışması geliyor. İsrail in iç dinamikleri, siyasal yapısı ve işleyişi bu bağlamda gözlerden kaçıyor. Dikkatler daha çok İsrail-Filistin sorununa kilitleniyor ve İsrail e hep yukarıdan kuş bakışı bir şekilde bakılıyor. İsrail=Yahudi=Irk/Din olarak formüle edilen İsrail toplumunda, dışarıdan (yukarıdan) bakıldığında görülemeyen bir merkez-çevre ilişkisi mevcuttur. İsrail toplumu içerisindeki bu ayrışma keskinliğini yitirmiş gibi görünse de halen toplumsal yapının en derin çatlaklarından birini oluşturuyor. Özellikle, iç siyasi dengelerin şekillendiricisi olan söz konusu bölünme, İsrail halkının siyasal davranışlarını çok önemli oranda etkiliyor, hatta belirliyor.

14 Mayıs 1948 tarihinde kurulan “Medinat Yisrael” yani bildiğimiz adıyla İsrail Devleti, resmi belgelere göre kuruluşundan günümüze kadar 103 ülkeden Yahudi göçü almıştır. Yahudiler, yaklaşık 2000 yıldır, dünyanın çeşitli ülkelerinde dağınık bir halde yaşıyorlardı. İsrail in kurulma sürecinde Filistine (bugünkü İsrail toprakları) yani kendi deyimleri ile “Eretz Yisrael e gelen Yahudiler hem milli hem de dini olarak “tek” olmalarına rağmen sosyolojik yapı içerisinde kültürel denilebilecek bir bölünmeye uğramışlardır. Avrupadan gelen ve İsrailin kurucusu olan Aşkenazi ler ile Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden gelen Sefaradiler şeklinde ikiye ayrılan İsrail toplumundaki bu bölünme zaman içerisinde “merkez-çevre” ilişkisine dönüştü.

İsrail in kurucuları “Aşkenaziler”

Dünyada yaşayan Yahudilerin % 80’nini oluşturan Aşkenaziler, İsrail Devleti’nin de kurucusudur. “Aşkenaz” İbranicede “Almanya” anlamına geliyor. Aşkenazi lerin İbranice telaffuzları, kültürleri, Alman usulü sinegog kantilasyonu (ilahi söyleyiş biçimi) ve özellikle sinegog törenleri Sefaradi lerden oldukça farklıdır. Çok kesin ve keskin bir biçimde olmamakla birlikte dini algılayış ve uygulayış farklılıkları olan İsrailin iki ayrı yüzü Aşkenaziler ve Sefaradilerin hahambaşılıkları da ayrıdır. Aşkenaziler, geldikleri yerlerin kültürlerini korumuşlardır. Kendi aralarında Yidiş adı verilen bir dilde konuşurlar. 2003 yılında yapılan son nüfus sayımına göre, nüfusu 6.5 milyona yaklaşan İsrail in 2/3’si Aşkenazi lerden oluşuyor.

İkinci İsrail ya da “Sefaradiler”

“Sefarad”, İbranicede “İspanya” anlamına gelmektedir. Aşkenazilerden farklı olarak Babil Yahudileri’nin ayin geleneklerini sürdürüyorlar. İsrail içerisinde Oryantal Yahudiler, Doğu Yahudileri ya da İbranice söylenişi ile “Mizrahi” deniliyor. Yine Aşkenazilerde olduğu gibi geldikleri ülkelerin kültürlerinden izler taşırlar ve Ladino ya da Judeo Espanyol adı verilen dili konuşurlar. Sefaradilerin tarihi Aşkenazilerden oldukça farklı bir seyir izlemiştir. Babil Sürgünü ile Mezopotamya bölgesinden sürülen Yahudiler, Kıta Avrupa’sında İspanyaya kadar ilerlemiş ve Endülüs e yerleşmişlerdir. 15. yüzyıl sonuna kadar bu bölgede Endülüs Emevileri hakimiyeti altında yaşayan Yahudilerin kaderi 1492 yılında değişmiştir.

1492’de Aragon Kralı Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi İsabelle, Endülüsü ele geçirir geçirmez yayınladıkları ferman ile bölgede yaşayan tüm Yahudi ve Müslümanlara “Ya Hıristiyan olursunuz, ya burayı terk edersiniz, ya da kılıçtan geçirilirsiniz.” diyerek yeni bir sürgün hareketini başlattılar. Kaynaklara Reconquista” olarak geçen bu yeni göç dalgası daha öncekilerin aksine batıdan doğuya doğru oldu. Babil Sürgünü ile birlikte devamlı surette batıya doğru göç hareketi içinde bulunan Yahudiler bu defa tersine göçe başladılar. İspanya kıyılarından gemilerle nispeten yakın bölgelere giden Sefaradiler, Kuzey Afrika, Arap ülkeleri ve Osmanlı İmparatorluğuna göç ettiler. Gerek uzun yıllar Endülüste birlikte yaşadıkları Araplardan, gerekse Reconquista sonrası yerleştikleri ve yine büyük çoğunluğu Arap ya da Müslüman olan ülkelerin kültürlerinden etkilenen Sefaradiler, İsraile yerleştikten sonra bile bu geleneklerinden vazgeçmediler.

Merkez-Çevre ilişkisi

1958’de Sudan, Yemen, Aden, Mağrip (Fas, Cezayir, Tunus) Libya, Irak’tan göç eden Sefaradilerin çoğu İsraile geldiklerinde İbranice bile bilmiyorlardı. Arapça konuştukları ve İbranice bilmedikleri için dışlanıyor hatta aşağılanıyorlardı. Aşkenaziler, bu özelliklerinden dolayı Sefaradileri ilkel, nerdeyse “vahşi ve taş devri Yahudileri” olarak görüyordu. İsraile göç eden ilk Sefaradiler, yeni devletin kıt kaynakları nedeniyle “maabarot” denilen geçici çadır kentlere yerleştirildiler. Geldikleri ülkelerde oldukça iyi ekonomik koşullara sahip olan Sefaradiler, daha önce yaşadıkları yerlerin en zenginleri olarak burjuva hayatlar yaşıyordu. Ancak, tüm servetlerini bırakıp İsrail’e göç eden Sefaradiler, büyük umutlarla geldikleri “yurt”larında birden bire en fakir bölgelerde yaşayan varoşlara dönüştüler. 1959 yılına gelindiğinde ise, toplumda başlayan bu ikilik, kendisini şiddetle dışa vurmaya başladı. 1959 Temmuz’unda, Hayfa’da Fas göçmeni Sefaradilerin yaşadığı bir kenar mahalle olan “Vadi Salibte başlayan gösteriler giderek yayıldı ve sonuçta İsrail toplumu fiilen ikiye ayrılmış oldu.

Ülkede uzun yıllar tartışma konusu olacak söz konusu bölünme ile Sefaradiler “İkinci İsrail-İsrail Siniya” olarak anılmaya başlandı. Bu noktada siyaset bilimi literatüründen ödünç aldığımız merkez-çevre ilişkisi, İsrail toplumunun yekpare olduğu inancını sarstı. Takvim yaprakları 1970’leri gösterdiğinde ise, aradaki uçurum şiddete doğru derinleşmeye başladı. İsrail yönetiminde baskın unsur olan Aşkenazilerin egemenliğine karşı bir başkaldırı niteliğinde olan “Kara Panterler” adlı örgütü kuran Sefaradilerin amacı Aşkenazilerle eşit haklara sahip olmaktı. Özellikle mülkiyet hakkı, iş ve eğitim gibi konularda uygulanan ayrımcı siyasete karşı çıkıyorlardı.

Sosyolojik bölünmeden, siyasi kutuplaşmaya

1970’lerden itibaren ikinci kuşak Sefaradiler demografik olarak güçlendiler. Geldikleri ülkelerde zengin burjuvazi hayatı yaşayan Sefaradileri eleştiren Aşkenazilerin desteklediği İşçi Partisi 1970’lerin sonuna kadar iktidarı elinde bulundurdu. Demografik olarak baskın hale gelen Sefaradilerin desteklediği Likudun 1981’de kazandığı başarıyla Sefaradiler varoş”kimliğinden sıyrıldılar. Ülkedeki milliyetçi ve dinci partilerin çoğu Sefaradiler tarafından destekleniyor. Aşkenaziler ise, daha ılıman bir politika izlemeyi tercih ediyorlar ve İşçi Partisi’ni destekliyorlar. Söz konusu kutuplaşma bugün de hala varlığını korumakla birlikte, değişen siyasi dengelerin etkisiyle ilk dönemlerdeki katı bölünmüşlük bugün yumuşamış görünmektedir. Ancak, yine de İsrail toplumunda bir parçalanmışlık değilse bile gözle görülür bir ayrışma söz konusudur. 1992 Barış Ödülü sahibi İsrailli yazar Amos Ozun 2002 yılında söylediği şu sözler pek az bilinen bu durumu çok net bir şekilde açıklıyor sanırım "Bir Aşkenaz Yahudisi ile bir Sefarad Yahudisinin ‘Seni seviyorum’ cümlesini aynı şekilde söyleyebilmesi için 100 yıl beklemek zorunda kaldık.”

KAYNAKLAR H.Miray VURMAY - ORTADOĞU ARAŞTIRMALARI MASASI

http://caganturker.blogcu.com/israil-de-seferadi-askenazi-catismasi/555438

12 Ağustos 2017 , Cumartesi
YASAL UYARI:Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.

 

 


 

YAZARLAR

Zeki AYDINTEPE

KORKULAN GELDİ BAŞA!

Çok Okunanlar
  1. Bugün
  2. Dün

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara