1882yılında 2. Abdülhamit döneminde yapımına başlanan, 3 padişah, 58 hükümet eskiten İnebolu liman inşaatından hallicedir; bizim Sakaryaspor'un devamli söz verilip de, onca palavraya rağmen başlatılamayan altyapı tesisleri inşaatı hikayesi. Beterin beteri var yani!
Gerçi 3 padişah, 58 hükümet geçmedi ama birkaç belediye başkanı ve uzun yıllar geçti! Daha da kaç başkan geçecek, belli mi?
'Oldu oldu'
Bizde başkan ve yöneticiler, kimi zaman da komisyonlar toplanır 'oldu oldu' diye konuşur, karara bağlar ve sanki olmuş gibi 'olmayanı' medyayla paylaşırlar. Oysa mevcut hazirunun 'oldu oldu' demesiyle olmaz bu işler! İcraat da lazım, icraat.
Transferin açılabilmesi hikayesi, tüm futbolcuların kalacağı masalı, alt yapı tesislerinin derhal inşa edileceği palavrası; böylesi 'oldu oldu' mantığı hayal ürünleri kandırmacasından ötesi değildir.
Bu 'oldu oldu' masalına, saf ve bakir Sakaryalı'nın kanmaması da mümkün değildir elbette... 'Böyle başa, böyle tarak' misali!
Yaşadıklarımız...
Bazen düşünüyorum yaşadığımız sportif üzüntülerin nedeni, kaleminden kan damlayan taktik uzmanlarının onlarca futbol formülü üretmelerine rağmen hiç kimse tarafından ciddiye alınmamaları, bu nedenle de boşa kürek çekiyor olmaları mı?
Yoksa sportif bilgisi sınırlı, verdiği sözleri tutamayan, ne düşündüğü de belli olmayan başkan profilleri mi?
İyice düşünmek, çare bulmak lazım!
Formüller!
Suyun formülü vardır 'H2O', tuzun da formülü vardır 'NACL' Sülfirik asidinki de 'SO4H2' ama elektriğin formülü yoktur. Tıpkı hayatın formülünün de olmadığı gibi! E futbol da gelmez mi şimdi akla. Çok formül üretimi nedeniyle, formülsüz de sayabilirsiniz ayak topunu...
Köylünün birine sormuşlar 'elektrik nedir?' Cevap vermiş 'ne olduğu bilinmez, ettiğinden bellidir'
Hayatın ve futbolun da ne olduğu ettiğinden belli olmuyor mu?
Ayıklanamadı gitti doğruyla yalan... Fili yuttu bir adam!
Deme be usta!
Yıllardır istikrarla aynı mesleği ifa eden, yaşamın her evresinde olduğu gibi kimi zaman başarılı, kimi zaman da başarısız olan dürüstlüğü herkesçe bilinen bir ustayla sohbet ediyorum. 'Çok başarısız olup, adeta bulunduğun yere de yapışıp kalmışsın diye bayağı eleştiriliyorsun usta'
'Bak' dedi 'her türlü zorluğun üstesinden gelir, sıkıntılara katlanırım, gözüm korkmaz evelallah da, ne gücüme gidiyor biliyor musun?' 'Bilmiyorum' cevabını verdim.
Dedi ki 'kendi bahçesinde dal bile olamayanlar, gelip bana ağaçlık taslamıyorlar mı? İşte o vaziyet çok gücüme gidiyor!'
'E ne yapacaksın birader, kimileri haddini bilmeyi, bilmiyor!' dedim...
Yaşanmaz hale getireceksin...
Zeki Toçoğolu 'yaşanabilir bir şehir için' neler yapılabileceği konusu üzerine fikir alışverişinde bulunup, toplantılar yapıyormuş. Bu tür organizasyonlarla şehrin nabzı tutulacak ve 'yaşanılabilir şehir kriterleri' saptanacakmış.
Fikrimi paylaşayım bari ben de ' Şehri iyiden iyiye yaşanmaz hale getireceksin.'
Oy patlaması yaşamazsan, ben hiçbir şey bilmiyorum...
Başsağlığı
Sevgili kardeşlerim Gençcan'lar, değerli anneleri Ergül hanımefendiyi toprağa vermiş dün. Rahmeti bol, mekanı cennet olsun inşallah....
Tüm aileye sabırlar dilerken, burnum dibindeki cenazeyi haber verme zahmetine girmeyen tüm müşterek dostlarımıza 'ÇOK AYIP ETTİNİZ' diyor, alayınızı kınıyorum. Bu şehir nasıl bir şehirdir arkadaş? Bilen, çözen beri gelsin! |