İletişim Künye RSS Ana Sayfam Yap

Ana Sayfa Ekonomi Gündem Siyaset Dünya Spor Yaşam Magazin Medya Sağlık Kültür-Sanat Teknoloji Röportaj

KÜÇÜK İLANLAR
YILMAZ VURAL SAKARYASPOR'DA
VURAL: "MADDİ BEKLENTİM YOK"
YILMAZ HOCA BURAYA YUMRUK HAVAYA
''LİGDE KALIRSAK SENEYE ŞAMPİYONUZ''
"LİGDE KALACAĞIMIZA İNANIYORUM"
SPORTİF DİREKTÖRLÜĞE 'EVET'
KAR SAKARYA'DAN BUGÜN GİDİYOR
KONYA'DAN BOŞ DÖNÜYORUZ
"TÖHMET ALTINDA BIRAKMAYIN"
ORTA GARAJ YENİLENİYOR
VURAL OYUNDAN MEMNUN
BERAT ALİ KADRODA
VURAL ŞOV BAŞLIYOR
HEDEF: SIFIR MALİYETLİ ENERJİ


Anket
Sizce Tren Garı şehrin merkezinden taşınmalı mı?
Evet
Hayır

ŞEHİR VE EV
24 Ocak 2012 10:55
0 Yorum

1928 yılı. Güz. Cumhuriyet Bayramı kutlanmış, Harf Devrimi yeni uygulamaya konmuştur, ilkokulun üçüncü sınıfında olan anlatıcı, yüklü ev ödevleriyle uğraşmaktadır, bu yüzden kutlamalara Dolmabahçe-Beşiktaş-Ortaköy tramvay caddesinden geçen askerleri sabah, fener alayını da gece masayla pencere arasında mekik dokuyarak katılabilir.

Anlatıcı kim? Evin en küçüğü. Sabahattin Kudret Aksal bu küçüğün gözünden anlatır öyküyü. 1920 doğumludur Aksal; küçük, roman falan da yazar, acaba Aksal’ın kendisi midir? Neyse…

Ev kira evi. Tavanları yüksek. Duvarlar beyaz badanalı. Aile Rumeli göçmeni. Kalabalık, ama kararları alan çekirdek üç kişilik: büyükanne, anne, küçük dayı. Başka bir şehirde oturur bir de teyze var, iki üç ayda bir gelip çekirdeğe katılıyor, hatta oturumların tartışmasız başkanı da oluyor. Büyük dayı ruhsal rahatsızlık geçirmiş, aileyle arası şeker renk, çekirdek dışında tutuluyor –tıpkı iki yenge gibi, Rumeli’nden gelinirken getirilen İffet gibi.

Yeni bir evin alınacağını öğrenir küçük, konuşulanlardan. Ev, üç buçuk katlıdır. Ihlamur civarında, Ortabahçe’ye yakın, Şair Nedim Caddesi’ni kesen sokaklardan birindedir. Haraptır. Boyatılması, onarılması, sarnıcının temizlenmesi gerekir. Hepsi yapılır. Öyle taşınılır. Yolu bozuktur, arnavutkaldırımı bile yoktur; ama arabalar dolusu kum, orasına burasına öbek öbek kesme taşlar yığılmıştır, belli ki yapılacaktır. Yapılır, o da yenilenir. Bir cümle var, pek firaklıdır: “Şimdi, İstanbul’un bir yolunun eski halini anımsamak ne güzel!”

Sabahattin Kudret’in son öykülerindendir bu “Ev ve Ölü”, 1985 ENKA Bilim ve Sanat Ödülleri’ne katıldığı iki öyküden biridir. Ama bakın, bir yol, elli beş, altmış yıl öncesinin bir yolu unutulmamış, hafızada bütün güzelliğiyledir. Nasıl ki Hanaltı, İbrahimbey Parkı, Tabh-hane, Zirai Donatım, Lojmanlar, yazlık sinemalar ve onlarca, yüzlerce mekân da bizim için öyledir.

Rahatsız uyur küçük. Okula giderken huysuzlanır. Çok geçmez, annesine, “Ne boya kokusu ne de uzak yolu okulun” der, “başka bir şey var bana dokunan bu evde.” Nedir? Kedilere özenir. Uygarlığın başlıca koşullarından biri olan yerleşme duygusunu benimsemişlerdir; yeni bir eve taşındılar mı duramaz, ne yapıp edip eski yerlerine kaçmanın bir yolunu bulurlar. Annesi, “Alışacağız!” der. Gerçekten de bir zaman sonra eşya yerini alır, gelgelelim bir evin yerleşmesi eşyanın yerli yerine oturmasından çok fazla bir şeydir. Odalar paylaşılır, büyük dayıyla büyük yengeye yukarıdan oda ayrılır, yine de eğretidir her şey.

Coğrafya peşine düşer çocuk. İffet’in yerleştiği çatı katından başlar işe. Sokağı tanır sonra. Bostanı görür, ayakta durmakta zorlanan evleri, yaz kış sarmaşıklı duvarları… Komşular ise adlarıyla güzeldir: Esrar Bey, Elmas Hanım, Seyide Hanım, Şehsuvar Bey, Pesend Hanım…

Bu tanışmanın ardından 1929 kışı gelir. Yamandır. Yerleşmekte aileden daha hızlıdır. Haftalarca da gitmez. Sokak kapıları kardan açılmaz olur. Kâğıtlı camlar, kapılara asılmış cicimler kâr etmez. Soba günde beş kez yakılır. Nafile! Eve yabancılığını yeniden duyar çocuk. Bereket, büyük dayı vardır, odasına çıkar, “Oku, romanını oku!” denmesiyle de saçma sapanlarını okumaya başlar. Yazdıklarını düzenli bulur dayı, yazının dolambaçlı olması gerektiğini söyler; ama küçük dayıyı kastederek; “Aşağıdaki bu kadarını da yazamaz” diye ekler. Bakışırlar. Karagöz oynatmak ister çocuk, dayı yüreklendirir: “Neden oynatmayasın?” Hele bir, “Ah!” deyişi vardır dayının unutulmaz, “Sen on beş yaşına gelene dek ben ölmeyeyim, başka bir şey istemem.” Öğretecektir: kelam, nücum, fıkıh. Meraklı bir hattattır dayı, özenle doldurulmuş defterleri çekmecededir, bilir bunları çocuk.

Martın onundan sonra tavsar kış. İlkyazla ekşimiş peynir kokmaya başlar ortalık. Yaz beklenir, nihayet ateşböcekleriyle o da gelir. Teyzeyle enişte çocuğu alır götürürler. Eylül sonunda, okullardan bir gün önce döner eve çocuk. Fakat dayanılmaz kerte soğuk ve mahzundur ev. Büyükannenin başı çatkılı, annenin yüzü yabancı, küçük dayı sessizdir. Rumeli göçmenlerinde bir suskunluk olur ama görülen bunun üzerindedir. Tadı tuzu kaçmış bir yemekten sonra büyükanne, teyze, küçük dayı yukarı çıkarlar. Anne, çocukla kalır, “Büyük dayın biraz rahatsız da” der. Çocuğun merakı, dayıların barışmasınadır, “Ben de gideceğim” deyip davranır. Gönderilmez. Çıkanlar, iner; teyze, “Ben beğenmedim” der. Çocuk, çıkmak istediğini söyler yine, olmazlandığında diretir, teyzenin arkalamasıyla çıkmasına, içeri girmeyip kapıdan bakmasına izin verilir. Büyük bir yatak görür çocuk odanın orta yerinde. Ondan da büyük bir yorgan. Büyük dayı küçülmüş, görünmez olmuş gibidir. Doktor gelir gider. Ziyaretçiler olur. “Nasıl söz o? Dağlara taşlara!” derler.

Birkaç hafta geçer böyle. Bir gün okul dönüşü bir akraba evine gönderilir çocuk. Yağmur yağar, üşütür. Soba yakılır. Hoşlanır çocuk. Ertesi akşam okul dönüşü yine akraba yanına gider, birkaç saat sonra evden haber gelir, çağrılmaktadır, gider. Taşlıkta teyzesini görür, “Öldü mü?” diye sorar. Ölmüş, gömülmüştür bile.

Finali öykücüden okuyalım: “Kapıya tutunarak: ‘Niçin öldü? Ben onu çok seviyordum’ diye ağladım. Bütün odalar taşarcasına kalabalıktı. Hiç kimsenin yüzüne bakmadım. Gözlerim tavana, duvarlara, kapılara takılı kaldı. / Evden ölü çıkınca ev biraz daha bizim olmuştu.”

Şehirler de galiba evler gibi. Her yıkımla biraz daha bizim olmaktalar.

 

Yazarın Diğer Yazıları
İYİ Kİ OYNAMAMIŞIZ!
21.02.2012 09:11
NE CAHİLLİK!
14.02.2012 12:32
HAROLD PİNTER VE OYUNU
07.02.2012 10:43
ZORLAN BİRAZ!
31.01.2012 11:10
ŞİİR MİİR, KÖŞK MÖŞK, KİOSK
17.01.2012 11:33
ŞAHAN’LARIN HİKÂYELERİ
10.01.2012 12:57
KOLONYA BAĞIŞLATIR MI?
03.01.2012 00:48
Yorumlar Yorum Ekle
Bu habere ilk yorumu siz ekleyin!
© 2010 - Bütün hakları saklıdır